Seksen yılının mayıs aynın sekizinde, bir akşamüstü havanın henüz kararmaya yüz tuttuğu bir sırada sık sık duymaya alıştığımız birkaç el sıkılan silah ve akabinde kısa bir sessizlik… Yer: Bugünkü Talas Caddesi, eski Yoğunburç yanındaki Hisarcık durağı ile Talas durağı arasındaki, Alaca Kumbetin karşısındaki yolun kenarındaki Belediye Ekmek fabrikasının ekmek satış büfesinin önü. Kısa süren sessizlik ve trafik aksamasından sonra büfenin önünde toplanan küçük bir kalabalık. Kalabalığın arasından göründüğü kadarıyla hafif yan yatmış koyu lacivet elbiseli, siyah iskarpinli, kırmızı kana bulanmış bembeyaz gömleği ile anlamsız ve hafifce hareket ederek, kalabalıktan birine tutunmaya çalışan genç bir insan. Kalabalık içinde, ‘şu tarafa kaçan anarşist’in yanı sıra ‘yaşıyor muymuş’, ‘kimmiş’ muhabbetinin tam ortasına doğru girmeye çalışırken, beni omzumdan geriye doğru çeken amcamın iki güçlü eliyle kendime geldim. Zorla olay yerinden uzaklaştırılırken son gördüğüm şey, yerdeki iki belediye ekmeğiydi. Her zamanki ekmek aldığı büfenin önünden uzaklaşırken vurulan ve iki belediye ekmeği yerde kendiyle beraber yatan genç adamın ‘kulkuloğlu’ olduğunu, beni olaydan büyük bir taktikle uzaklaştırmaya çalışan bakkal amcamdan öğrenmiştim.
Aşağı yukarı her gün karşılaştığımız, arkasından ‘kulkuloğlu’, karşısında ise ‘Mustafa Abi’ diye hitab ettiğimiz, Kulkuloğlu’nun tertipli, düzenli davranış ve insani ilişkilerinin yanı sıra onun yüzünden başkasında göremediğim, saflık ve masumiyeti yirmiyedi yıldır, hiçbir politikacının yüzünde göremediğimi de ifade etmem abartı olmaz sanırım. ‘Selam! Genç’ diyerek bana gençliğimi ilk hatırlatan ve bazen de ‘karaoğlan’ diye takılan, Mustafa abi, eğer yaşamış olsa meclisin en mert, dürüst ve onurlu temsilcisi olacağından hiç şüphem yok.
Her Yoğunburç’tan geçişimde o menfur olay hep gözümde canlanır, feryatlar ve acılar içinde gülmeyi unutmuş bir aile, bir eş ve iki yetimin masum bakışları altında nedense hep aklıma, ‘Yiğidim aslanım burada yatıyor!’ türküsü gelir.
O günkü anarşi ve terörün kol gezdiği, insanların sağ ve sol diye kamplara ayrıldığı ortamı Allah bir daha bizlere yaşatmasın.
O gün Kulkuloğlu’nun temsil ettiği sol CHP kampının karşısında bulunan sağ kampın en tepesinde bulunan MHP’nin o günkü parti genel sekreterliğini yapan isim Kulkuloğlu ile aynı yaşıt, o gün için ülkücü gençliğin en önemli ağabeylerinden ‘komando’ lakaplı Yaşar Okuyan.
Garip tesadüf mü dersiniz, yoksa kaderin cilvesi mi dersiniz, meclis çatısı ve aynı CHP flaması altında, Kulkuloğlu’nun ‘halefi’ Şevki Kulkuloğlu ve yanı başında (merhumla aynı yaşıt) ‘komando’ lakaplı ülkücü Yaşar Okuyan…
Ülkücü literatürde ‘komando’nun ne anlama geldiğini elbette en iyi Şevki Kulkuloğlu biliyordur. Bir de yeğenlerinin kursağına düşmeyen iki belediye ekmeğinin ne anlama geldiğini…
MHP’nin Telefonları
Bu seçimlerde MHP, geçen seçimlerden ‘cem uzan takdiği’ olarak hatırladığımız gsm ve sabit telefonları arayarak propaganda çalışmalarını sürdürüyor. Günde en az üç beş kez telefon mesajlarıyla seçmenin kalbine girmeye çalışıyor. Sabit ve cep telefona sesli ve yazılı mesaj gönderme işi o kadar sıklıkla cereyan etmeye başladı ki, artık gına geldi. Bu taktik geçmişte Cem Uzan’ın kendi şirketi telsimden yapılmış, bir çok kullanıcı operatörünü değiştirmek zorunda kalmıştı. Onbinlerce telefon datasının hangi yolla ve nasıl alınıp kullanıldığı ayrı bir merak konusu iken, zırt – pırt, olduk olmadık yerde, uygun olan olmayan zamanda bu mesajların rast gele telefon abonelerine gönderilmesi ve rahatsız edilmesinin MHP’ye ne kaybettirip ne kazandıracağını 23 Temmuz sabahı göreceğiz.
Nüfusumuz kaç?
Amerika'dan döner dönmez, elindeki kocaman bavulla Meclis kürsüsüne
çıkan Kemal Derviş;
- Bu bavulun içinde tam 14.3 milyar dolar var, demiş.
Arkasından da sormuş:
- Bu parayı nüfusumuza bölersek, kişi başına kaç dolar düşer?
Milletvekilinin biri, derhal ayağa kalkarak cevap vermiş
- 26 milyon dolar...
- Ama 14.3 milyarı,70 milyona böldüğümüzde 26 milyon çıkmaz ki...
- Ben, 70 milyona bölmedim ki...
- Kaça böldün?
- 550'ye!..