Öfke, kontrol altında olduğu sürece, insani bir davranış elbette. Öfkeyi hazırlayan nedenler ise, mağduriyete, haksızlığa uğratılma, hak ihlali, engellenme ve tehdit gibi nedenler. Hal böyle olunca muhalefet liderlerinin öfkesinin nedenini anlamak oldukça güçleşiyor. Baykal ve Bahçeli’nin meydan mitinglerinde izlediği üslup neredeyse tamamen öfke ve kızgınlık üzerine. Peki de bu öfke ve kızgınlık, dahası hiddetin nedeni ne? Baykal ve Bahçeli’nin hangi hakkı gaspedilmiş, nerede haksızlığa ve tecavüze uğratılmış ve nasıl engellenmişler? Bunu anlamak oldukça zor.
Meydan mitingleri ve nutuklarda izlenen bu öfke ve hiddetli hitabet için makul bir gerekçe bulmak oldukça güç.
Öfke, kızgılık ve agresif ifadeleri meydanlardaki masum kalabalığın üzerine boşaltmanın nedeni acaba temelde neye dayanıyor?
Psikologlar öfkeyi başkalarının üzerine boşaltmayı çok yanlış ve tehlikeli bir inanç olduğunu söylüyorlar. Bazı insanlar bu inancı, diğer kişileri incitmek için verilmiş bir onay gibi algılamaktadırlar. Araştırmalar, kızgınlık duygusunun “boşaltılması”nın kızgınlık, öfke ve saldırganlığı daha çok arttırdığını ve sorunu çözmek için hiçbir yararı olmadığını göstermektedir. Onun için en iyisi, kızgınlığınızı neyin tetiklediğini bulmanız ve kendinizi kaybetmeden, bu nedenlerle başa çıkabileceğiniz stratejileri geliştirmenizdir.
Kızgınlık halinde sadır olan ifadeler çoğu zaman gerçeği yansıtmaktan çok, olayların abartılmış ve çarpıtılmış bir şekilde algılandığını yansıtır.
Öfke ve kızgınlığı dindirecek tek adres, mantık. Çünkü öfkeyi ancak mantık yener. ‘Öfkeyle kalkanın, zararla oturacağı’ kadim bir gerçek iken, muhalefetin öfkeden başka hiçbir şey ortaya koyamaması akıbetleri konusunda ipuçları veriyordur, sanırım.
Dahası öfke ve kızgınlık, çoğu zaman, anlık ve ani bir olay karşısında ve şifaen vuk’u bulan bir davranışken, Sayın Bahçeli’nin elinde yazılı bir metin üzerinden öfkelenmesini anlamak hayli güç.
Demokrasi Oyunu
Bir seçim sürecinin daha sona ermesine çok kısa bir süre kaldı. Seyircisinin halk, aktörlerinin siyasi liderler olduğu benzerinin defalarca yaşanmış, fakat değişeninin çok az olduğu bir süreci daha geride bıraktık.
Cumhurbaşkanlığı ve darbe kriziyle 3 ay öne alınan seçim kararı, yaz’dı, olur muydu, olmaz mıydı, tartışmaları, ittifaklar, flörtler, aday adayları, vazgeçilenler, vazgeçilemezler, meydanlar, mitingler, kalabalıklar, yorumlar, yorumcular, anketler, baraja takılanlar, ilanlar, tanıtımlar, smokinler, biri önde diğerleri arkasında dizi dizi adaylar, tebessümler, hoş görünmeler, göze girmeler, anonslar, mesajlar, gazete televizyon konuşmaları, turneler, sıradan ziyaretler, öpücükler, yapay muhabbetler, vaadler, mazotlar, havada uçuşan paralar, altınlar, öfkeler, karalamalar, hedef saptırmalar, meydan okumalar, bağımlılar, bağımsızlar, ballar, küpler, bal tutanlar, parmağını yalayanlar…
Yıllardır oynanan, yapmacık demokrasi oyunu… Hiç kimse partilerin hangi programla ve ne tür iddialarla seçimlere katıldığından, hangi temel sorunlara ne tür çözümler önerdiklerinden, vb. söz etmiyor. Neden? Siyasi partilerin öyle sorunlarla ilgileri yok da ondan...
Hakimiyeti elinde bulunduran millet ise olanlara sadece seyirci… Millet seyirci olma fonksiyonundan sadece bir dakikalığına feragat edecek ve Pazar günü oyunu kullanacak. Sonrası, malum. Herkes boyunun ölçüsünü alacak. Daha sonrası, o da malum. Aynı tas, aynı hamam…
Hayırlısı…