Bir değerli okuyucumun bana yazmış olduğu yazıyı önce size aktarayım.
Diyor ki Sayın Mustafa Kenan Candan;
‘S.a.muhterem Mansur Bey, küresel olarak medyanın dayattığı ozon gazı, ısınma, sığırların gaz çıkartmasına varasıya dek bir takım tespitler dâhilinde dünya ısınıyor, iklimler değişiyor, su kaynakları çekilmektedir. Kuraklık, sel felaketleri vs. işin hakikat boyutu hakikat görme engellilerine kaldığı için bizde uyduk medyaya ilim erbabına diyoruz ve yanıyoruz bu gidişle de kavrulacağız. Kuranı kerimi hadisleri incelediğimizde geçmiş kavimlerin hangi günahlar sebebi ile nasıl helak edildikleri malumdur. İnanların, ağabeylerin de helak edilenler içersinde olduğu bilinmektedir, hakikatı dillendirmedikleri için. kadınlarımızın başında örtü alt fırt fırt,lanet edildiği halde kaş aldıran aldırana erkeklerin gözleri bilmem nerede, cevap hazır oda öyle dolaşmasın .magazin haberleri seyredilmekten kırıla gidiyor.fıtrata aykırı günahlar resmi geçidini insanlığa alkışlatmaya çalışıyorlar.nikahsız doğum özendiriliyor.moda rüzgarı ibn.....lerin çılgınlığı ve bizim duyarsızlığımızla almış başını gidiyor. Günah alenileştirilip her koyun kendi bacağından mantığı ile küresel Allaha isyan, meydan okuma, herkesin sahte tanrılara (nefislerine)TAPMALARINA yol açılıyor. Bizlerde cumhurbaşkanıydı, seçimdi, geçimdi derken küresel oyalandırma metotları ile hakikatten uzaklaştırılıyoruz. Hakikat nerde kaldı? Nefsimizde hakikat nerde kaldı? Cebimizde, hakikat nerde kaldı arabamızda villamızda, yazlığımızda, etiketimizde, koltuğumuzda maalesef hakikat şudur ki dünya âlemi bir rüyadan ibarettir ama bizim rüyamıza da küresel ambargo konulmak isteniyor. Küresel ısınmanın ilmi izahı olabilir fakat çaresi Allah’tır, derdimiz günahlardır devası ondadır. Sizden istirhamım bu konuyu incelemeniz unuttuklarımızı hatırlatmanız ve her şey ona aittir hakikatince köşenizde ikaz etmeniz cümlemize fayda getireceğine inanıyorum. siz bir ilahiyatcı değilsiniz ama malum sabah-yatsı namazı için tazminat istenen bir dönemde yaşıyoruz. Korkarak, titreyerek diyoruz ki yarab bizi helak etme, mahvetme, biz sahte tanrılardan nefislerimizden yönümüzü çevirip sana yöneliyoruz tövbe ediyoruz maksadımız amacımız senin
rızandır. Allah hayırda gayretlerinizi artırsın rızası üzere yaşatsın canınızı öyle alsın...’
Amin isminin asıl sahibine kurban olduğum.
İnsan duygusal bir varlıktır.
Hele ki Müminler çok daha duygusaldır, bu sebeple olup-bitene kayıtsız kalmaları mümkün değildir.
Komşusunun başına kiremit düşse, gönülden yaralanır.
Doğal olarak bütün şu olup biten karşısında insan istiyor ki, şöyle bütün dünyaya kollarını açarak,
’DURUN,
Ey kalabalıklar
DURUN.
Bu sokak çıkmaz sokak…’
Diye bağırdığında, kalabalıklar dursun.
Eskiden gençken kollarımızı açarak durmasa bu kalabalıklar, döverek durduralım anasını satayım.
Nasıl olsa kalabalıkların ‘hayrına’, kendi iyilikleri için durdurmayacak mı yız, yada en iyisi çıkmaz sokakları ortadan kaldıralım,.. diye düşünürdük.
Şimdi yook öyle üç kuruşa beş köfte diye düşünüyorum.
Artık ne kalabalıkları durdurma niyetim var, nede çıkmaz sokakları kaldırma.
Kardeşim biz kıyamet ümmetiyiz.
Sahabelerden (Allah onlardan razı olsun) itibaren Kıyamete saniyeler kala son mümine kadar her mümin kıyametin üzerine kopma endişesi taşımıştır-taşıyacaktır.
Ne yeryüzünün cennet gibi olması, nede cehennem gibi olması aslında bir mümin için pek fark etmez.
O durması gereken yerde duracaktır.
Allah’ın DUR dediği yerde durmak-durabilmektir esas olan.
Her gün yaşaman için elzem olan suyu ‘İÇME’ ya da ‘BİR AVUÇTAN FAZLA İÇME’ dendiğinde bir avuçtan fazla içmemektir.
‘DUR’ dediğimde, ya kalabalıkların nefsiyle benim nefsim örtüşüp dururlarsa ne olacak.
Vay be, peh,peh,peh…, adamdaki karizmaya bak, ‘DUR’ dedi ve hepimizi durdurdu..!
Alsana bir put, yont-yont tapın, adı da hayırlı amel olsun.
Durmayın lan kalabalıklar, çıkmaz sokaklar kaderiniz olsun mu diyeceğiz. Bu da bir başka puttur bilen için.
Din, insanın yüksek sesle bizzat kendi nefsine yapması gereken bir nasihattir-öğüttür.
Giyinikte olsa soyunukta, bir mümin için kadın-erkek birbirine cinsel obje olarak aynıdır.
Âleme Allah’ın rahmetiyle bakar.
Gözünü sakın dendiğinden sakınır.
Domuzla ekmek arasında bir fark yoktur ikisi de Allah’tan bir nimettir. Biri bize yasaklanmıştır o kadar. Aslında başkasının ekmeği de aynı domuz gibi bize yasaklanmıştır
Kıyametten endişe etmeyin.
‘BEN’ mümin olarak yaşadığım sürece kıyamet kopmayacaktır.
Olup-biten gayet normaldir.
İki şeyden biri olmaktadır.