Seçim öncesinde Başbakan Erdoğan’ın sinyalini yaktığı, şu günlerde de ana muhalefetin diline doladığı ‘uzlaşma’ tartışmaları aldı başını gidiyor.
Demokrasinin mayasında, uzlaşma değil, farklı eğilimlerin, kendi eğilim ve projelerinin üstün gelmesi mücadelesi vardır. Bu üstün gelme, çoğunluk iktidara geldiğinde, azınlık da dahil tüm toplum üzerinde kendi politikalarını uygulama fırsatı verir, iktidar sahiplerine.
Uzlaşma, farklı zıt ve denk kutupların, aynileşmesi değil, aynileşme temayülü olan iki grubun tam bir bağlılıkla mutabakata varmasıdır. Bu uzlaşma mutabakatı, sonrasında sadakati de zorunlu kılar, denk taraflar arasında.
Eğer, azınlıkların uzlaşma talebi ciddi ve toplumsal menfaate yönelikse, bu talebi çoğunluk kabul ederse, değerlendirir ve kendi içinde azınlığı içselleştirebilir.
Bu çerçeveden bakıldığında, kendiyle düşünsel ve sayısal denkliği mukayese kabul etmeyen Baykal, nasıl oluyor da Ak partiye ‘uzlaşma olmazsa, kaos çıkar!’ diye azınlık dayatması uygulamaya çalışıyor?
İktidar ve muhalefet arasında olmazsa olmaz, muarız ilişki ancak araz doğurabilir, uzlaşma değil…
İktidarın, yönetimle ilgili plan, proje ve proğramlarına, muhalefeti ortak etmesi, beraber karara varmaları, demokrasinin mayasına taban tabana zıttır. Muhalefetin anladığı anlamda Cumhurbaşkanı adayı konusunda iktidarla uzlaşmayı taleb etmek, iktidardan birkaç bakanlığı talep etmek kadar saçma ve tutarsızdır.
Hal böyleyken, CHP uzlaşma adına ancak, Akpartinin cumhurbaşkanı adayı Gül’e destek verebilir veya kendi adayını çıkarıp, yarışa sokabilir. Bunun dışında bir yöntemle uzlaşma talep etmek, iktidardan bir kısım rüşvet talep etmekten farksızdır.
Abdullah Gül konusunda uzlaşma ve mutabakatını halk, sandıkta tescil ettirmiştir. CHP’nin geleneksel kaos çığırtkanlığı tavrı elbette Gül’ü onaylamaz, bir başkasını da. CHP’nin Abdullah Gül’ü desteklemesi ve kabul etmesi zaten, Ak Parti adına da büyük bir ardır.
Şairin dediği gibi, ‘bunlar onlar, taşladığımız şeytanlar, insan olamamışlar , bir Gül’ü koklayamamışlar, bir hayatı okşayamamışlar, gizli saklı yaşamışlar korkularının kanatları altında.’
Korkunun ecele faydası yoktur. Ak parti için, Abdullah Gül’den başka arkasında kayıtsız destek bulacak bir başka aday yoktur. Yeter ki sayın Gül’ün arkasındakiler ayaklarını yere sağlam bassınlar, dik dursunlar.
CHP, Ak partinin siyasi misyon gereği, uzlaşıp içselleştireceği partiler pörtföyünde bile değildir. Baykal’ın Ak parti içinden uzlaşabileceği bir tek aday da yoktur. O zaman Erbakan Hoca’nın deyimiyle, ‘Hadi ordan, hadi, hadi…!’
Akparti Oy artış oranları
2002 ve 2007 seçimleri mukayeseli olarak karşılaştırıldığında, Ak partinin Türkiye genelinde oylarını %12.20 artırmasına rağmen, Kayseri’de daha düşük bir oranda % 11.27 oranında artırdığı ve Türkiye ortalamasının gerisinde kaldığını, Abdullah Gül’ün memleketi Kayseri’de, mahalli seçimlerde alınan %70.2’lik oy oranının çok gerilerinde kaldığını, nedenlerini ve niçinlerini iyi tahlil etmek gerekiyor.
Türkiye genelinde bir çok ilde oy patlaması yapan Akparti, bir önceki seçimlere göre oy oranlarını, Ağrı’da %50, Bingöl’de %40, Urfa’da %37, Van’da %27.5 artırmış. Kayseri ise bu sıralamada, Diyarbakır ve Batman’da %25, dahası Eskişehir ve İzmir’de %15’den çok gerilerde kırkıncı sıralarda yerini almış. Düşünebiliyor musunuz, Kayseri, oy artış oranına göre, Edirne’nin bile gerisinde kalmış.
Bu tablo iyi okunduğunda %65.6’lık oy oranı Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün kendi memleketinde çok daha yüksek olması gerekmiyor muydu? Yerel yöneticilerin aldığı oy oranının bile gerisinde kalması, Başbakan’a karşı Abdullah Gül’ün elini zayıflatmadı mı?
Demek ki Kayseri halkının gözünde, yerel yöneticilerin yaptığı hizmetler, Köşk kapısında hemşehrilerinden destek bekleyen Gül’ün hizmetlerini çok gerilerde bırakmış. Böyle mi anlamak gerek?
Hayatta iki şeyi unut:
Başkasına yaptığın iyiliği,
Başkasının sana yaptığı kötülüğü;
Hayatta iki şeyi unutma:
ÖLÜMÜ ve ALLAH'ı