|
Adalet ve Kalkınma partisinin, adıyla müsemma memleket için yapacakları konusunda artık hiçbir mazereti kalmamıştır. Bir önceki dönem, hem devlet yönetimini öğrenme açısından bir tecrübî dönem oldu, hem de memleketin gerçek sorunlarını tespit etme ve bunların nasıl çözüleceği ile ilgili derin bilgi ve kabiliyetlerin kazanılması söz konusu olmuştur. Bana göre ülkemizde iki önemli sorun bulunmaktadır; Birincisi, insanların işkembesi ile ilgilidir. İkincisi de, ülkede yaşayan insanların iman ve inançları ile ilgilidir. Yeri gelmişken ifade edeyim; Türkiye'miz de Başörtüsü diye bir problem yoktur. 'İslam' ve 'Din' problemi vardır. Bu problemde içerden değil dışardan içimize doğru oluşturulmuş bir problemdir. Memleketimizin birinci problemi olarak görülen işkembe problemini, inanç ve ideolojisi ne olursa olsun iktidar olabilen hemen her samimi partinin- siyasi erkin çözebileceği bir sorundur. Çünkü bu işkembe problemi ülkenin kaynak ve imkânlarını doğru ve dürüst kullanmak ve yeni kaynaklar oluşturabilmekle ilgilidir. İşkembe problemi olanların (Fakir ve fukaranın) 'İslam'ı ne kadar sakatsa, İşkembe problemi çözülmüş olanların (Zengin ve müreffeh) 'İslam'ı da o kadar sakattır. Bu sebeple, Yetmiş milyon Müslüman'ın yetmiş milyon 'İslam'ı gibi bir abes durum söz konusudur. Bu durum bütün bir İslam coğrafyası için de geçerlidir. Bunun için Şiilikle Sünnilik selama değil ölüme sebep olmaktadır. Bunun için Kürtlük, Araplık, Acemlik, Türklük v.s. gibi etnik unsurlarımız bir mukatele aracı olmaktadır. Her insanın kendisine mahsus ve müstağni bir 'İslam'ının olması aslında 'Din'siz olmasından başka bir şey değildir. AK partinin bu sebeple Müslüman ve özü-gür kadınlara mahsus olan başörtüsü ritüeli konusunda yapabileceği hiçbir şey yoktur. Aslında Devletin tamamının da yapabileceği bir şey yoktur. Çünkü Başörtüsü, bir işkembe problemi gibi devlet meselesi değildir. Eğer başörtüsünü bir insan ve inanç meselesinden çıkarıp devlet meselesi yaparsanız, sonuçta olacak olan, başörtüsüz 'Din'sizlerin yerini başörtülü 'Din'sizler alacaktır. Muazzam bir dünyevileşme, iştah kabartan bir dünyalık vaadi şeytan için bulunmaz bir imkân sağlamaktadır. Şeytanın koltuğuna girdiği insanların fevç-fevç başörtüsü taktığını göreceksiniz. Eğer toplumsal yapımız imkân verseydi erkekler bile çığ gibi başlarını örterlerdi. Oysa DİN ve DİNDAR' lık, aşkın bir imanla insan olmakla ilgilidir. İşkembe problemi olanlarla-işkembe problemi olmayanların durdukları paradoks, küfürle- müşriklik noktalarıdır. İnsanların elinde mal-dünyevi imkânların sembolü olarak PARA, elden ele dolaşan bir devlet olalı beri, bütün beşeriyet birbiriyle düşman gibi gözükse de elbirliğiyle ya küfrün veya şirkin inşasına çalışmaktadır. Kılavuzları da, dini, dünyada, din adına ilk dünyevileştiren Yahudi zihniyetidir. Şuan yeryüzünü kasıp kavuran, birçok ad ve farklı ideolojik kalıplarda sunulan ama aslı Yahudilik-dünyevileştirme olan bir insansız ve kutsal dışı zihniyet söz konusudur. Asıl problem bu dünyevileşmedir. Bu sadece put perestlerin, ateistlerin veya başka inanç biçimlere mensup olanlara mahsus bir şey değildir. Kendisine Müslüman diyenlerin de problemidir. Aşk ve imanı kaybetmiş yığınla adına Müslüman denilen topluluklar doldurmuştur İslam ve insanlık yurdumuzu. İnsan İslam'ın yurdudur. İslam ancak İnsanda mesken tutar. İnsan, yalnızca işkembeden ibaret iki ayak üzerinde duran bir varlık değildir. O ilahi sıfatlar üzerinde tecelli ve tezahür eden bir var-lıktır. Onun için Ancak İslam'ın yurdudur. Helal olmayan bir kadınla münasebet sadece cinsel bir lezzetten yoksun kalmak değildir. Haram kılınan domuz eti, yalnızca diğer hayvanlardan bir farkı olmayan bir hayvanın etinden istifade etmemek değildir. Başörtüsü ve örtünme sadece bir kültürel farklı kimlik inşası değildir. Bütün bunlar evvel emirde aşkın bir imanla sorgulamadan bir itaatın simgesidir ve ahlak ve edep temellidir. Vesselam.
|