|
Devletler oldum olası, toplumları yönetebilmek ve kendi hayatiyetlerini devam ettirebilmek için işleyiş düzenlerini oyunlar üzerine bina etmiştir. Tıpkı bir satranç gibi. Bu oyunda piyonları hareket ettirmeden, vezire şahı koruyacak bir hareketi, bir mat stratejisini uygulatmak mümkün değildir. Aynı zamanda her piyonun bir adım ileri sürülüşü yalnızca bir yem değil, istikbalde ondan bir vezir çıkarmak içindir. Devlet-Millet-toplum söz konusu olduğunda hep şöyle bir kıyaslama aklıma gelir; İnsanın bizzat kendisini devlet ve milletin yerine koymuşumdur. İnsanın nefsi sanki devleti, ruhu ise, Milleti temsil etmektedir. Nasıl ki insan hayatı, nefsin oyun ve hileleri ile bir mücadeleden ibaretse, toplumsal hayat da, devletin oyun ve hilelerinden ve bunların oluşturduğu tehlikelerle mücadeleden ibarettir. Bir tarafta, arzu-istek ve ihtiraslar, bir diğer tarafta sağduyu ve vicdan yer alır. İtikadı olmayan toplumların bir devleti elbette vardır ve fakat millet olamazlar. Çünkü 'Millet' İtikadi bir kavramdır. Bir bakıma devlet ve toplum beşer mesabesindedir. Devlet ve millet ise İnsan mesabesindedir. Millet olabilmiş toplumların devletleri de bir itikad üzere kuruludur. Beşer mesabesindeki devletlerde izzet olmaz. İzzet-i nefs olmadığı gibi. Ancak izzet-i insan olur. Bizim ecdadımız, şeytanın en çok sevdiği günahı alt etmekle Millet olmuştur. Hadim-i insan, hadim-i Allah'tır. 'İnsana hizmet, Allah'a hizmettir.' Oysa şimdi Millet olmaktan, şeytanın en sevdiği günahı işleyerek çıkmaktayız. Ecdadımız oyunu, insana hizmet, Allah'a hizmettir' noktasından başlatmıştı. Yarış, hizmet de, hikmetle bir yarıştı. Kötülüklerde kibirle bir yarışa dönüştü şimdi. Peki ne yapalım şimdi bu paradoksu.!? İnsan nefsini ve onun sosyal tekabuliyeti olan devleti ortadan mı kaldıralım..!? Nefs ve devlet olmadan insan ve toplum olarak kalmak mümkün değildir. Kamil insan ve kemal bir toplum ancak nefs ve devletle mümkündür. İnsanın tekâmül bineği nefstir. Toplumların tekâmül bineği devlettir. Tevazu elbisesi giydirilmiş mütekebbir nefsimiz gibi yaklaşık yüzyıldan beri devletimiz, dışarıda devletlerle mücadele ederken bizi de küçük oyunlar üzerine kurulmuş büyük bir oyunla oyalamaktadır. Bu anlamda nefsimizin bize ettiklerini harici düşmanlarımız etmemiştir. Nefsimizin veziri övünme ve kibir, bütün piyonlarını bize bir yem olarak hayırlı bir amel elbisesinde sunarak bizi kendine ram ederken o göz kamaştırıcı ve ihtişamlı tevazu elbisesi içinde kurnaz bir tebessümle bizim hamlemizi bekler. Bütün gayretler şaha bir kudret kazandırmak içindir. Şahın (Şeytanın) bir kudreti yoktur. O, nefis veziriyle birlikte insana oynadığı oyunlarla işlettiği günahlardan -kötülüklerden kudret bulur. Büyük oyunlar hep küçük oyunlar üzerine kuruludur. Biz nefislerin zulmünden ve şerrinden Allah'a sığınırken kendi nefsimizi koruma altına aldığımızdan Allah'a sığınma vuku bulmuyor. Çünkü asıl sığındığımız Allah değil nefsimizdir. Sığınağımıza kudret kazandırmak içinde hepimiz elbirliği ile bütün günah ve kötülük yollarını ivedilikle açıyoruz. Nefsimizin zulmü canımıza tak edip bir nefis muhasebesi yaptığımızda, sanki Allah'a sığınmış gibi sanki dua etmiş gibi dualarımızın Allah tarafından bir korunmaya dönüştürülmediğinden yakınıyoruz. Ve ondan sonra büyük oyuna adım atmış oluyoruz. Vesselam.
|