Geçtiğimiz gün hain PKK saldırısı ile şehid olan aslan gibi delikanlıların acı haberleri ile çalkalandı, tüm dünya.
Enformasyon kirliliğinin yaşandığı televizyon haberlerinde 16-17 askerin şehid olduğu, 12 askerimizin kaçırıldığı haberi, nihayet Pazar öğle sonu, genelkurmayın açıklaması ile sayının 12 olduğu ve kaçırılan askerlerin olmadığı vurgulanarak, rakamlar kesinleşti. Bu rakamsal abartı çok şükür ki gerçek değilmiş ve çok şükür ki beş askerimiz hayatta.
Bu topraklar üzerinde bin yıldır, İslam kardeşliği çerçevesinde yaşayan ve aralarında bir ‘çıt’ dahi çıkmayan halklar arasında körüklenmek istenen kardeş savaşının taşeronu PKK, yirmi yılı aşkın süredir, terörist eylemlerini sürdürüyor.
Marksist PKK, elbette Müslüman kürt halkını temsil edemez. Her Kürt kardeşimizi PKK ile özdeşleştirmekten, daha vahim ve korkunç hata olamaz. Maalesef dış güçlerin memleketi getirmek istedikleri korkunç ihanet planının hedefi de bu.
PKK, sözde kendini dünyaya Kürt halkının temsilcisi gibi lanse etmeye çalışsa da, bölge halkı ile gerek inanç ve gerekse değerler bütünü açısından ortak hiçbir yanı yoktur.
PKK’nın tüm üst düzey kadrosu, Marksist ve ateist düşünceye sahip, din düşmanı kimselerden oluşuyor. Kandırıp teröre yönlendirdiği elemanlarına ilk telkinleri bu yönde oluyor.
Yani ilk önce yapılması gereken, Müslüman kürt halkına, bu insanların gerçek çehresini ve niyetlerini anlatmak.
Son dört aydır, ABD çıkarları parelelinde ilişkiler geliştirmeyen, yıllardır ‘dört bir tarafınız düşmanlarla çevrili’, ‘sizin sizden başka dostunuz yoktur, olamaz da’ telkinlerinin dışında, kendine bir konum belirleyen ve komşularından kendine ‘dost’ edinmeye çalışan bir Türkiye’ye ‘haddini bildirme’ maksadıyla, PKK taşeronunu kullanarak, terörü tırmandırmaya çalışıyor.
ABD’nin tensibini almadan komşumuz İran’la yapılan uzun soluklu enerji anlaşması, komşumuz Suriye ile geliştirilen dostluk ilişkileri, Rusya ile geliştirilen iyi niyet ilişkilerine ilaveten, Rusya – İran ilişkileri ve PKK’nın kullandığı Amerikan patentli silahlar meselesi yüzünden, ülkemize olan kinini PKK üzerinden terörü kullanarak kusması, elbette ABD’nin yeni yaptığı bir oyun değil.
Türkiye’nin doğu ve batı bölgeleri arasındaki, derinleşen ekonomik, kültürel ve sosyal farklılıklarla ilgili devlet politikasının, batıdaki bölgelere denk ‘adil’ bir yapılanma ve düzeltme yapılmadan, Pkk’nın beslendiği kaynakları kesmenin imkanı yok, şüphesiz.
Bu düzeltme ve doğu bölgelerini kalkındırma hareketi olmadan, bölgeden pkk’yı temizleme imkanı da olmayacaktır.
Bölge halkı üzerinden, ırk eksenli söylem yerine ortak değerler söylemi gerçekleştirmeden, yani Müslümanlık ve Müslüman kardeşliği vurgusunu öne almadan yapılacak olan hamaset edebiyatının da bir faydası olmayacaktır.
‘Vuralım, kıralım, dağıtalım, dümdüz edelim’ söylemi de ‘ağır ve akıllı’ bir söylem olmaktan çok duygusal ağırlıklı bir söylem ki, bundan en çok yararı başkaları sağlar.
Düşmanın ‘kim’ olduğu belli ama, kimliği, ne zaman, nerede olduğu belli olmayan bir gerilla taktiği ile doğrusu ‘alnında pkk’lı’ yazmadığı gerçeği ile sınır ötesi harekatta sonuç getirmeyecektir.
Çözüm belli! Bölgesel kalkınma ve İslam kardeşliğini gerçekleştirerek, bin yıldır paylaştığımız ortak vatanımızın kıymetini artırmak, dinsiz Pkk’nın Müslüman halk üzerindeki sultasını kırmak!
Ahmet Taşgetiren’in dediği gibi bunun yolu Diyarbakır Ulu camii’nden geçiyor. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nın bu camide buluşup, bayram namazını burada kılmalarından geçiyor.
Çok mu büyük hayal!
Ömür dediğin aslında üç gündür. Dün geldi geçti, yarın meçhuldür. Öyleyse gün bu gündür.