Rusya eski başbakanı, 1929 Kiev/Ukrayna doğumlu olan Yevgeny Primakov Rus dış istihbarat servisinin önemli yetkililerinden biridir.
1996 yılında Rusya Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Primakov, 1998 yılında Rusya Başbakanı olmuştur.
Boris Yeltsin tarafından görevden alınan ve Ortadoğu politikaları konusunda uzman olan Primakov, vaktiyle PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Rusya’ya sığınma talebini reddetmiştir. Primakov’un Türkiye’nin Kuzey Irak’a muhtemel bir sınır ötesi operasyonu konusundaki değerlendirmesi şöyle;
Türk operasyonu ve cevabı olmayan sorular
Türk parlamentosu Türk ordusunun Kuzey Irak’ta PKK militanlarına karşı askeri operasyon düzenlemesini onayladı.
Bu kararın dünya kamuoyunu kaygılandırdığından hiç şüphe yok. Zira beklenen Türk operasyonu en az 10 milyon Kürt’ün yaşadığı bölgedeki istikrarı bozabilir.
Öte yandan Türk askeri operasyonu konusunda birçok soru var:
Birincisi: Türkiye, Türk toprakları dışındaki militanlara karşı askeri operasyon düzenleme hakkına sahip midir?
İkincisi: Ankara, Kürtleri bağımsızlık noktasında cesaretlendirebilir gerekçesiyle Kürtlere hiçbir şekilde özerk yönetim vermeyi kabul etmemektedir. Bu şartlarda Ankara’nın tavrını desteklemek mümkün müdür?
Üçüncüsü: Irak topraklarının toprak bütünlüğünden söz edilmektedir. Doğru, Iraklıların çoğu ve tüm komşu ülkeler ve diğer birçok dünya ülkesi Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması çağrısını yapmaktadır.
Ancak diğer tarafta Irak Kürtlerini de içine alacak şekilde Türkiye, İran ve Suriye Kürtlerinin bir Kürt devleti kurulmasından bahsedenler de vardır ki bu taraf da ağır basabilir. Acaba milyonlarca nüfusu olan Kürt halkının kendilerine özgü bir devlet kurma çabasına itiraz etmek gerekir mi?
Dördüncüsü: Türklerin 1. Dünya Savaşı sırasında Ermenilere karşı işlediği soykırımı (!?) tanıyan ABD Temsilciler Meclisi kararına yönelik belirlenecek tavır ne olacaktır?
Bilindiği üzere bu kararı alanlar Demokrat ve Cumhuriyetçi partinin geleceğiyle ilgilendikleri kadar Ermeni halkının geleceğiyle ilgilenmemektedir. Genel olarak halklar arasında barışı gerçekleştirmeyi amaçlamayan parlamento kararlarına dönük tavır ne olacaktır?
Beşincisi: Amerikan kuvvetlerinin Irak’a yaptığı nakliyatın yüzde 70’i Türkiye üzerindendir. ABD’nin olan bitenden duyduğu kaygı da bu yüzdendir.
Amerikalı yetkililer Ankara’yı ziyaret etmiştir. Ancak Türk güçlerinin Irak’ı işgali meselesi gündemdedir. Tüm bunlar Washington’u ABD güçlerinin Irak’tan çekilme takvimini ilan etmeye sevk edebilir... Ancak bu ihtimal Türkiye’nin muhtemel operasyonunu desteklemek için bir gerekçe olabilir mi?
Bence tüm bu sorulara cevap vermek oldukça zordur. (YDH’den alıntı)
Yevgeny Primakov hazretlerine sormak gerekir; Kırım, Abazya, Kabardey-Balkar, Çeçenistan, Osetya, Çerkesky, Dağıstan v.s. nüfusu 480 milyonu bulan Türki cumhuriyetler yıllarca sizin boyunduruğunuzda zulüm altında yaşattığınız etnik kökeni sizden farklı ve hiçbir ortak milli değeri olmayan milyonlarca insan için aynı sorular söz konusu edebilir aynı yaklaşımda bulunabilirmisiniz !?
Elbette bulunamazsınız.
Yeryüzünde, tarih boyunca tüm siyasi sınırlar iki şeyin sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Birincisi savaşlardır.
İkincisi Ortak bir kültür ve medeniyetin teşekkülü sonucudur.
AB de, Avrupa da bir anlamda, bunca kavgadan ve kanlı savaştan sonra ortak kültür ve medeniyetin mensubu olan ülkelerin birliği olarak ortaya çıkmıştır.
Aralarındaki savaş neticesinde çizilen siyasi sınırlar şimdi bu doğal ortak kültür ve medeniyetin temellendirdiği AB düşüncesiyle ortadan kalkmaktadır.
Bizim Kültürel ve medeniyet haritamızın sınırları, Bosna’dan başlayarak Fas ve Cezayir’le birlikte Afrika’nın %90’nını kuşatan ve Tüm orta doğuyu içine alan oradan Uzak Asya da Java adalarına ve Kuzeyde Türkî cumhuriyetlerini içine alan bir Coğrafyayı kuşatmaktadır.
Elbette tüm bu Coğrafyada, bizim doğal bağlarımız aynı zamanda bize bir çok sorumluluklar yüklemektedir.
Bu gün Irak veya Afganistan konusunda ABD’nin Demokrasi Götürme (!)Lütfünü bu coğrafyadan esirgemezken her halde bizim kardeşlerimize duyarsız kalmamızı kimse bizden beklemez..(!?)
Biz bu coğrafyada, Avrupa da, kendi aralarında yaşadıkları kanlı savaşların onbinde birini kendi aramızda yaşamadık.
Yaşadıklarımızı da, (Kurup içimize saldıkları terör örgütlerinin cinayetlerde dahil) lütfen bu coğrafyaya bahşettikleri demokrasi nimetinin bir külfeti saysınlar.
Şimdi Parantez içinde söylemek gerekirse, Ulusalcı damarı asabiyet damarı haline dönüşmüş kardeşlerimin bu nasırına basmadan, Tarihin bize bu coğrafya için biçmiş olduğu elbiseyi nasıl giyeceğiz…!?
Aslında, Türkiye için küreselleşen dünyanın bölgemize-coğrafyamıza getirdiği sorunlar muazzam bir imkânın, Tarihi misyonunun önünü ardına kadar açmaktadır.
İşin doğrusu bu imkân ve misyonu taşıyabilecek bizden de başka kimse yoktur.
Ve fakat şu birinci dünya savaşı akabinde bize giydirilen şu dar ayakkabı var ya,
Bu ibne ayakkabı ayağımızda nasır yaptı. Her ayağa kalkışımızda bu nasırın acısıyla gerisin-geri yerimize oturuyoruz.
Bazılarımızda bu nasırla bütünleşti, kan ve irin içinde anne karnı da doğmaya direnen çocuk gibi bu nasırı iyileştirecek her şeye direniyorlar.
Terör, gâvur milletinin milletimizin Başına bela ettiği bir sorundur.
Aslında asıl sorun gibi algılanan sorun, bu başın ayağındaki nasır sorunudur.
Bu yüzden ayak baştan daha önemli hale geldi.
At şu sana giydirilen dar ayakkabıyı.
Bop’sa, Sana giydirilen bu asabiyet ayakkabısının Kürtlere giydirmekten başka bir şey değildir.
Bu milletten kopardıkları her etnik kökene bu dar ayakkabıyı giydireceklerinden emin ol. Vesselam.