Bir aydır ülkemizin gündemini işgal eden, terör olayları ile ilgili söylenmedik söz neredeyse kalmadı ama elle tutulur en somut öneri dahası teşebbüs de hemşehrimiz işadamı Mustafa Köseoğlu’ndan geldi.
Şehrimizin en köklü sanayi teşekküllerinden birisi olan Kumel’in sahibi, Mustafa Köseoğlu, Diyarbakır’da bir tesis kurmaya hazırlandığını söylüyor.
Kuracağı fabrika’da yaklaşık 150 kişiyi istihdam etmeyi planlıyor. Planın da ötesinde şimdilik 3 bin 500 metrekarelik bir yeri bile kiralamış.
Ve ekliyor şehrimizin hayırsever işadamı Köseoğlu: ‘Para kazanmak değil. Oradakilere iş imkanı sunmamız gerekiyor. Terörü ancak böyle yeneriz. Para kazanmanın dışında işgücü oluşturacak bir sisteme hazırım. Bütün arkadaşlarımın faal olmasını istiyorum. Hatta Güneydoğu'daki bir sanayici ile ortaklık bile yapabiliriz. Tekliflere açığım. Bu bizim için aslında bir sorumluluktur. Tüm işadamlarını ellerinden geldiği kadar bölge ekonomisine katkı sağlayacak yatırımlara çağırıyorum.’
Bir aydır sabah akşam bir sürü aslı astarı olmayan ‘asalım, keselim, kökünü kazıyalım’ hamaset edebiyatından sonra en ağır ve akıllı teşebbüse Kayserili bir hemşehrimizin öncülük ediyor olması, elbette sevindirici bir şey.
Özellikle terör konusu açılınca mangalda kül bırakmayan, klasörlerce ellerinde raporlar olduğunu söyleyen, memleketin tabire caize kaymağını yiyen TÜSİAD, hala olayı İstanbul’dan uzaktan kumanda ile çözmeye çalışıyor. Eğer niyetleri çözmekse tabii.
Bölge halkının yaşamış olduğu şehirlerden her birine, İSO’nun ilk beşyüze giren her bir firması birer tesis kursa mesele hal olmuş, terör, boş insan sermayesini yitirmiş ve kökü kazınmış olacak.
Türkiye’nin en büyük kalkınma ve sanayileşme hamesini gerçekleştirmiş olduğu yıllar olan 1985’li yıllardan sonra eğer bu ilk beş yüzde faaliyet gösteren her bir firma bölgede birer tesis yapmış ve bölgenin kalkınmasına katkı sağlamış ve istidam yaratmış olsalardı, binlerce insan da ölmemiş, evsiz barksız kalmamış ve bugün için neredeyse ‘çözümsüz terör’ belasına düçar kalmayacaktık.
Bölge insanının neredeyse literatüründe olmayan ‘belli bir ücret karşılığı bir yerde çalışmak’ ve geleceğinden güvende olmaması, terörün en büyük sermayelerinden.
Bölge halkının becerikli (!) kaçakçılık yapan çok küçük bir azınlığın dışında kalan, büyük bir çoğunluğu neredeyse ‘ekmeğe muhtaç’ken ve gelecek ve iş kaygısını aşabilme konusunda hiç bir fikir üretemezken, dahası kaybedecek bir şeyleri kalmamışken, maalesef ‘prestiji terörde, dağa çıkmakta gören’ insanları da yok etmek mümkün olamayacaktır.
Doğu ile batı şehirleri arasındaki, milli gelir ortalamasındaki uçurum giderilmeden, terörün kökünü kazımak, yine mümkün olmayacaktır.
Memleketimizin, batı şehirlerindeki milli gelir ortalaması 18 bin dolar ve bu ortalama doğu şehirlerinde 1000 dolar düzeyindeyken ve bu aradaki uçurum giderilmeden, terörün insan sermayesini yok etmenin imkanı olmayacaktır.
Yapılacak bir sınır ötesi harekatta, bölge insanının milli gelirden aldığı payı artırmak yerine daha da düşürecek ve bölgeyi daha güvensiz ve daha fakirleştirecektir.
Yapılacak olan belli, memleketten büyük ölçekte nemalanan işadamlarını, bu bölgeye yatırıma yönlendirmek, birazcıkta zorlamak, belki de.
Hemşehrimiz Köseoğlu’nun takdire şayan davranışını diğer işadamlarına yaymak ve ‘batıdaki her fabrika’nın izdüşümü olabilecek doğu’da bir tesis açmaya’ yönlendirmek, hiç değilse bu bölge de her bir haneye aylık bir asgari ücret girecek şekilde dağıtmak ve hayır sahiplerinin hayır ve hasenatlarını buralara yönlendirmek, bu belanın yok olması için yapılması gerekenlerin başında geliyor.
Öyleyse ‘İşadamları! Haydi! Doğu’ya ve Güneydoğu’ ya… Eğer bunu yapmazsanız, ürettiğiniz ürünleri o bölegeye götürecek ve satacak satıcıları da bulamayabilirsiniz.
Adalet Mülkün Temelidir. Hz. Ömer