Kültür, Fransızca’dan Türkçeleşmiş bir kelimedir. Tarifi istenince çok şey söylenir ama bir şey söylenemez. “Hangi kültür?” diyeceksiniz öncelikle. Ama genel olarak “geçmişi geleceğe taşırken yüklenilen olumlu enerji” denebilir. Benim aklıma da “selin sürükleyerek getirdiği ama yuvarlaya yuvarlaya şekil verdiği çakıl taşları” gelir. Demek ki benim kültürüm de bu kadardır.
Türkiye’de, Özal’lı yıllarda Kültür ve Turizm bakanlıkları birleştirildi. Bunlar aynı şey mi, ayrı şey mi? Şairi dediği gibi “Biz ne bilek beyim, büyükler bilir!”
Bakanlık birleştirip sayıyı azaltmak iyi ama acaba başka bakanlıklar icat edilmiş miydi? Unuttuk.
Bu arada her ilde bir müdürlük var. Turizmciyi mi kültürcüyü mü il müdürü yapacaksınız? AKP iktidarında bir turizmci kültüre müdür olmuş; kültür turizme feda edilmiştir. Tersi de olabilirdi ama Kayseri’de turizmin de geldiği yer ortadadır.
Açıkhava Müzesi konumunda olan, Kapadokya bölgesinin havaalanı bulunan, Roma, Bizans, Beylikler, Selçuklu, Osmanlı gibi dönemleri yaşayan Kayseri’de “Turizmin Haftası” bile vardır ama kendisi var mıdır?
“Kayseri’de neden turizm yok?” diye Antalya’dan gelen, Kayseri asıllı bir turizmciye sordum. O bana turizm çeşitlerinden bahsetti. Bizde bunlardan birkaç çeşiti vardı. Neden turist yok? dedim. Cevap verdi. Ben inanmadım, siz de inanmayacaksınız; niye söyleyeyim?! Kültür Müdürlüğü görevlilerinden birini dinledim. “Bütçe yok” diye yanıp yakılıyordu. Yukardan “mahalli imkânlar” kullanılarak gerekenler yapılmalı deniliyormuş. Demek ki Kültür Bakanlığı taşra için “imkânın mahalli olanını” seviyor.
Yine Özal’lı yıllarda yerel yönetimler önem kazanmaya başladı. Gelinen son süreçte bu işler mahalli idarelere kaldı. Hemen akla “İl Özel İdaresi” ve “Belediye/ler” gelmektedir.
İl Özel İdaresi idareyle uğraşıyor, kültür programı yok gibi; varsa bilelim.
Belediyelerde ‘Kültür Müdürlüğü’ var mıdır? Yoksa yerine konan müdürlüğün ve yöneticisinin kültürle ilgisi ne kadardır?
Herkes vazifesini bilir ama ben ortaya konuşayım. Kayseri’nin iki futbol takımı var. Nasreddin Hoca’nın Fil Hikâyesi’nde olduğu gibi, bir fil yetmiyormuş gibi “filin dişisi de” getirilmiştir. Bırakın kulüpleri, esnaf teşkilatları v.s.yi sadece belediyelerin, spora demiyorum, yalnız futbola harcadığı paranın, örtülü demiyorum faturalı masrafının % 1’i demiyorum binde biri bir kültür projesini uzaya gönderir.
Adam demiş ki: “Ben kültürün futbollu olanını severim.”
1980 Devrimi öncesinde, Mardin’de öğretmenim. “Liseyi dışardan bitirme” imtihanları var. Türkçe öğretmeni arkadaşımız, yazılı imtihanda sorar: “Zarf çeşitlerini yazınız.” Adamın görevi/mesleği postacılık. Cevap verir: “Adi zarf, taahhütlü zarf, iadeli taahhütlü zarf v.s.” gibi mektup zarfı çeşitleridir. Hiç aklına gelmeyen bu cevap karşısında şaşırma sırası öğretmene gelmiştir. Kültür deyince aklına kültür mantarı gelen adamların kültürle ilgisini varın siz hesaplayın.
Bir fakültenin kurucu dekanına “Anladık da, filanı niçin aldın? sorusuna “Korumam olarak” cevabını vermişti. Fakültede kadroya alınanlar da laf arasında “Orada Ülkü Ocağını açtık” diye öğünmüşlerdi. Sanki ocak açmak araştırma görevlilerinin göreviymiş gibi. Adam siyasetten menfaat hormonu, menfaatten siyaset hormonu alarak bir yere gelmişse, hele hele kültürü yönlendirecek bir makama oturmuşsa, “şahsî menfaatine dokunan her şey” kültür olmaktan çıkar. Çünkü ona kültürün mantarlısı lazımdır.
Kim demişti onu? Ben kültürün özellikle mantarlı olanını severim.