Neden acaba, bir şeyler bilip öğrenenler veya bir şeyleri öğrendiğini iddia edenlerin, anladığını söyleyenlerin bir şeyleri giderek zalimleşiyor, gaddarlaşıyor? Aklın ve bilimin yolunda edindikleri bilgileri nasıl da kabalaştırıyor birilerini?
Birkaç yıl fazla okuyup, birkaç yıl fazla hizmet ettiği hocasının evine, yoğurt küleğinin kaymağı üzerindeki siyah küncüleri beyazına karıştırmadan götürdükten ve biraz da kitap okuyup, peşipeşine takılmadan üç beş filozofun, beş altı romancının, altı yedi şairin, yedi sekiz film yönetmeninin ismini dili dolaşmadan sayabilenler, adeta baş parmak uçlarını eğerek neden ezmeye çalışıyorlar, cılız ve cahil bedenimizi?
Edindikleri bilgi, insanı bu kadar soysuz, bu kadar sopsuz, bu kadar gaddar nasıl yapabiliyor?
'İlim ilim bilmektir' diyen taşralı bilgenin, 'ilim kendini bilmektir, sen kendini bilmezsen, ya nice okumaktır' dizelerini neden burun kıvırıp duymazlıktan geliyorlar?
Kendini ve haddini bilmeden üç beş kitap okuduktan ve üç beş kalem oynattıktan sonra, neden Anadolumuzun adı birden 'taşra', 'dışarısı' oluveriyor? Anlamak zor bu 'el oğullarını'! Nesini beğenmiyorsun, Anadolu'nun ve nesini beğenmiyorsun, pırıl pırıl tertemiz yürekli, alnı secdeli halkımızın? Nedir bu el oğlundan esinli, 'el oğlu' zekanın hikmeti? Bu toprağa ve bu topraklar üzerinde yaşayan, elleri, ayakları, terleri bile toprak kokan insanlara neden bu düşmanlığın?
Yediğimizi, içtiğimizi, yaşadığımız mahallemizi, volta attığımız caddelerimizi, okuduğumuz elif cüzümüzü, gittiğimiz mekteplerimizi, üstümüze, başımıza ve dahi altımıza giydiğimiz kıyafetlerimizi, tuttuğumuz takımımızı, hatta ve hatta üç beş yılda bir önümüze konan sandıkla seçtiklerimizi bile beğenmiyor, burun kıvırıyorsun? Hangi hakla, hangi akla ve bilime hizmet ediyorsun? Hangi vicdanla beğenmiyor ve küçümsüyorsun, bizim tuttuğunu kucaklayan sevgimizi?
Senin ezberleyip telaffuz etmeye alıştığın, 'el oğlu' lügatinden birkaç edebiyat parçaladın diye, 'tanrı' mı oluyorsun sen? Elin kolejinden mezun olmuş, elin okulunda okumuş, zavallı el oğlu… zavallı aydın...
Bilgi ve bilim denince, toprağa ve bu topraklarda yaşayanlara tepeden bakan, sayıları yüzde doksan olsa da onları adam hesabına katmayan, bu mütekebbir ruhla, ne yazık ki bu toprağın rengi ile uyuşmuyorsun.
Bütün insanların eşit yaratıldığını unutup, eşit olmayan şartlarda dünyaya gelmiş olmanın gölgesinde, bilgelik, iman ve eşref-i mahlukat olma sınırını aşıp, kibirle harmanlandıktan sonra 'el oğlu' mamulü bir kafanın faşizmi altında eziliyor, bütün hatırladıklarımız.
Kibirli bilgileriyle oluşturdukları loncalarının, kamaralarının, kulüplerinin dışına atıyorlar insanlığı. Ve o 'el oğlu endeksli' bilgilerini, kandırabildikleri bizim içimizdekiler eliyle, bize pazarlamaya çalışıyorlar üstelik. Loş ve kusmuk kokan mekanlarından, pipo dumanı buğulu gözleri ve sarhoş kafaları ile, yaftalıyorlar habire dışarıda kalanları, kandırıp kendine benzetemedikleri taşralıları. Yoz muşuz, yobaz mışız, cahil mişiz, köylüy müşüz, geriy mişiz, gericiy mişiz, teneke kafalıy mışız, bilmem neremiz yerine göbeğimizi kaşıyor muşuz, adam olmaz mışız, iflah olmaz mışız. Ayak kokan camilerimiz estetikten uzak, kendimizi yönetsin diye seçtiklerimiz bizim gibi meymenetsizmiş.
Peşpeşe sıraladıkları bu yaftalarıyla, birer mermi gibi alnımızın çatından vurdukları yetmiyormuş gibi, kedinin fareyle oynadığı gibi bizimle oynamak, kimliğimizi ve kişiliğimizi, kulağımızı elleriyle yere doğru çökertip, burnumuzu yerde sürüyerek yok etmek istiyorlar.
İçerde ne yaptıkları belli olmayan karanlık mahfillerinden çıkıp, baktıkça, kılığımıza, kıyafetimize, örtümüze, baktıkça gözlerimize; mideleri bulanıyor, kendilerini yeniden zor atıyorlar mahfillerindeki klozetlerine.
Yanlarından yürüsek, burunlarını tutup tiksintiyle yollarını değiştiriyorlar . Bizden, hatta örtüsünü çenesinin altından bağlayan, kendi annelerinden bile nefret ediyorlar. Birkaç yazı yazdıktan sonra, lanet okuyup ebeveynlerine isimlerini değiştiriyorlar. Bu acayip soyadları olan el oğulları, aynı zamanda acayip de adlar koyuyorlar bebelerine.
Bizler ne yapacağını bilemezken bunlara karşı, bunlar daha da küstahlaşıyorlar bildikleriyle.
Bulundukları loncalarını, kulüplerini dezenfekte edip bizsiz hale getirmek için çalışıyorlar, aynı zamanda. Fark ederlerse, aralarına yanlışlıkla bizden giren birini paspas ediyorlar, medyalarıyla elaleme.
Yıllardır gediğine koymak için Anadolu kıtası büyüklüğündeki taşınızı, bırakın tepelerinden aşağı. Görsünler Anadolu'nun kaç bucağı olduğunu, taşranın ne demek olduğunu.
Bilgisi bir şekil, dili, dini, donu bir şekil 'el oğlu'nun küstahlığı, yabancılığı, tanrı ve insan tanımazlığı, ateşi ve dumanı bitmek üzere olan sigarayı andırıyor. Sıkın başparmağınız ve işaret parmağınızla izmarit gibi, sağa ve sola hareket ettirerek bileğinizi basın pambuğundan sağlam bir zemine, sonra da ökçesine bastığınız iskarpininizin ucuyla, bir sağ bir sol ezin, 'sağlığa zararlı' her ne varsa, hepsini.
'Söylesem te'siri yok, sussam gönül razı değil' Fuzuli