Kayseri bir ticaret şehri olar bilinir ama kültürdeki yeri de az değildir. 1649 yılında Kayseri’ye gelen Evliya Çelebi, “Şehrin kışı şiddetli olduğundan halk ilimle meşguldür. Zeki ve kavrayışlı olduklarından şairleri çoktur.” der. Böylece zekâ ve kavrayışla şairlik arasında bir ilgi kurar. Kültür hareketlerine Büyükşehir Belediyesi’nin el sürmesiyle, kültürel etkinliklerin hareketlendiği Kayseri, daha bir canlı hale gelmektedir.
Geçen hafta sonu Kayseri’de birçok kültür etkinliği vardı. Bunlardan biri de “3. Erciyes Şiir Günleri” idi. “Erciyes Şiir Günleri” Bu başlık bana “Hazar Şiir Akşamları” başlığını hatırlattı. Birkaç yıl öncesinde, hatta daha öncesinde Elazığ’da yapılan bu etkinliğin Kayseri’de de yapılması düşüncesi vardı. 2 yıl önce bu etkinlik başlatıldığında, esinlenmeden hareketle bu isimle anılmaya başladı. Sonra öğrendik ki Elaziz’de bu işi başlatanlardan biri, yine bir Kayserili.
Bu yıl üçüncüsü yapılan bu kültür etkinliğinin geleneksel hale geldiği söylenebilir. Geçen yıl dışardan davet edilen ve il içinden şiir okuyan şairler dergi boyutunda kitap haline getirilmiş; 26 şairin kısa biyografisi ve şiirlerinden örnekler verilmiştir. Kaliteli bir baskı içinde sunulan bu kitapçık, etkinliğin içeriğini daha bir kalıcı hale getirmiştir.
Şair olmak, duygusal olmanın ötesinde kültürel altyapı da ister. Yoksa haftalık yapılan şiir akşamlarında bir şairin dediği gibi “Kerem senin için dağları deldi” diyebilirsiniz. Ya da okuyucu olduğu kadar kendini yorumcu sanan birinin söylediği gibi “Batılıların Simurg dediği” lafını edersiniz. Oysa Simurg “Şark Klasikleri’mizdendir. Felsefesi de burada anlatılamayacak kadar derindir.
Belediye Tiyatrosu’ndaki şiir sunumunda bir şairin “Şiirli akşamlar…” dileği ortama uygun bir dilekti.
Şiir yazmak ve şiir okumak ayrı şeylerdir. İkisini de yapabiliyorsa ne kadar güzel. Ancak iyi şiir okumakla okuduğunu sanmak da ayrı şeylerdir. Nitekim -ödüllü şair- İhsan Deniz, iyi bir okuyucu olmadığını itiraf etmiştir. Gelecek günlerde şaire, “şiirini okutma hakkı” olduğu dillendirilmelidir.
Seyirci ya da bazı dinleyiciler, “mikrofona bağıran adam”ı alkışlayacak kadar kaliteliydiler. Anlaşılan, daha çoook şiir günleri düzenlemek gerekecek.
Şimdilerde “basılı şiir kitabı olmak” bir ölçü olabilir ama objektif bir ölçü değildir. Kayseri’de bir nice şairin şiirlerinin basıldığını ancak torunları görebilmiştir. Bu şairlerin de, “onda bir” ölçüsünde adı geçmeli; biyografisine, şiirlerine yer ayrılmalı, dinleyiciye tanıtılmalıdır. “Kim, nasıl ve ne?” gibi soruların cevabını verebiliriz.
Bu anlamda, bu yıl yeni olan, Oktay Durukan Beyin vurguladığı “Kadı Burhaneddin Anısına” sloganı çok güzeldi. Ama bana “içi doldurulmamış” gibi geldi. Şiir okuyan herhangi bir şair kadar biyografisi ya da şiiri listeye girmeliydi. Oysa kadı olan, Kayseri’yi seven, Kayseri bağlantılı devlet kuran bu adam, sıradan bir şair de değildi. Bahsi geçtiyse de, gecenin geç saatlerine geldi.
“Şarkta, şair olmayan yoktur” derler. Herkesin yazdığı bir şeyler vardır fakat “haddini bildiğinden” pazara çıkarmamıştır. Çıkaranların da, malları hakkında söylenen sözlere, yapılan değerlendirmelere katlanmaları gerekir. “Yağdı yağmur çaktı şimşek” cinsinden şiirler her zaman olur ama zaman geçmeden yok olur. Hani Neyzen Tevfik, yazdığı romanı gösteren kişiye “Yeşilçam filmi gibi olmuş” deyince, beklediği yağdanlık cevabı alamayan adam: “Sen roman yazmadın ki, romandan ne anlarsın!” diye tepki gösterir. Neyzen Tevfik gayet rahat, cevap verir: “Ben yumurtlamadım ama yumurtadan anlarım.”
3. Erciyes Şiir Günleri’nde şairler aradıklarını buldular: Belediyeden imkân, misafirperverlik ve ikram; halktan seyirci ve dinleyici.
Ya dinleyiciler? Misafir gibi, “umduklarını değil; bulduklarını” dinlediler.