Hafta sonu yapılan Gazeteciler cemiyeti seçimlerine katılamadım.
Cemiyete üye olmamama rağmen en azından bir gözlemci olarak katılmak niyetindeydim.
Aslına bakarsanız kardeşten öte bir hukuka sahip olduğum Mehmet Uğurlu kardeşimin aday olmasından dolayı ta başından itibaren fiilende yanında olmak isterdim.
Ve fakat bu, bazı mücbir nedenlerle olmadı.
Seçim sürecinde yaşananlar ve seçimle ilgili olup bitenleri daha sonra birinci elden öğrendim.
Bu süreçte yaşananlarla ilgili Mehmet Beyin ve İlter beyin yazmış oldukları yazıları okudum.
Bende her iki arkadaşımın altını çizerek vurguladıkları kanaati paylaşmaktayım.
Bu seçimde bir tek hakikat ortaya çıkmıştır.
Oda, ‘Kaybeden kazanmıştır.’ Gerçeğidir.
Ben olaylara pek öyle, -şu bunu demişti, o bunlarla görüşmüştü… vs mantığı üzerinden bakan birisi değilim.
Ben çok basit ve sade bir düşünceyle bir meselenin taraflarına bakar öyle analizimi-kanaatimi-öngörümü oluştururum ve gerektiği zamanda söyler yazarım.
Benim basit ama temel bakış mantığım şudur.
İnsanın yeryüzüne adım attığı günden bu yana, en başta aile-kabile- toplum olarak sosyalleşme sürecinde, iki tip bir örgütlenme içinde ola gelmiştir.
En kaba tasnifi ile yönetenler ve yönetilenler sosyal bir örgütlenme sonucunda doğarlar.
Yönetenlerde kendi içlerinde örgütlenirler, yönetilenlerde.
Yönetenlerin en genel manada örgütü ‘Devlettir’
Yönetilenlerinde en genel manada örgütü ‘Millettir’
Biri resmi kurumlarla somut örgütsel yapısını kurar diğeri sivil.
İki örgüt arasındaki ilişki, hakikatte şuna mebnidir; Bir insan topluluğunun Soyut olan Milliyet-mensubiyetinin somut örgütü devlettir.
Somut örgüt, (Kurumsal)- soyut örgütün (Mensubiyet) hayatının idamesi çabasından doğmuştur.
Bu basit sosyolojik mantıkla bakmaktayım ben.
Sosyal hayatımızın içinde, iştigal etmiş olduğumuz meslek alanlarında da örgütleniriz.
İş dünyasında kurulan çeşitli oda ve derneklerde bir örgüttür.
Siyasi partilerde yönetime talip olmak için kurulan bir örgüttür.
Her örgüt aynı zamanda bir gücü ifade etmektedir.
İster yerel, ister ulusal temelde olsun, Gazeteciler cemiyeti de böyle bir örgüttür.
Burada temel esasları belirleyen ortak ahlak ve ortak akıldır.
Bu doğal ve insani olan ve insan için insanın işlerini kolaylaştırmak için olan genel anlamdaki örgütlenmelerde temel esaslar terk edilince ‘ÇETE’ leşme ortaya çıkar.
Ergene-kon gibi örgütlenmelere onun için ‘ÇETE’ denilmektedir.
Çeteleşmeyi temellendiren güdü menfaat temin etmek ve temin edilen menfaati korumaktır.
Küçük köylü tilkisi mantığı üzerinden kurnazlık ve hile üzerine bina edilir.
‘Çete’ bir iş adamları derneğini ele geçirdiği gibi bir firmanın yönetimini de, bir yerel yönetimi de bir cemiyeti de bir vakfı da ele geçirebilir.
Ve hatta hukuki örgütleri de ele geçirebilir.
Bir örgütlenmenin temelinde olması gereken, ahlaki-hukuki-insani değerlerle o örgütün içinde-başında yer alması imkân dışı olduğu zamanlar, ahlaki-hukuki ve insani değerlerin dışında çeşitli yöntemler ve destek ilişkileriyle oluşan şeye bu yüzden ‘ÇETE’ denmektedir.
Menfaat şebekelerinin birlikteliği formel anlamda bir örgütü andırabilir ve fakat onlar bir örgüt değil, menfaat şebekelerinin oluşturduğu bir ‘ÇETE’dir.
Menfaat şebekeleri çeteleşerek bir siyasi örgütü, bir derneği bir firma ve fabrikayı,
Bir mülki idareyi bir belediyeyi, bir cemiyeti bir vakfı ele geçirebilir.
Menfaat şebekelerinin buluştukları zemin bir toplumsal değer, bir din, bir iman, bir mefkûre bir ideal değildir.
Sadece basit işkembeyle ilgili bir menfaattir.
Mehmet Uğurlu kardeşim, bir idealin, bir mefkûrenin, milli değerleri savunan bir imanın adamıdır.
O yüzden bizim için ‘Kaybetmek’ söz konusu değildir.
Zaten bireysel olarak meslektaşlarının her derdine koşan bir insandı.
Cemiyetle bu hizmetini örgütlü olarak sunmuş olacaktı.
Kaybeden Biz değil bizim hizmet ettiklerimizdir.
Bizim bir menfaat şebekesinin, bir çetenin adamı olmamız mümkün değildir.
İstesek de genetik kodlarımıza uymaz.
Menfaat şebekeleri adamını bilir ve bulur.
Vesselam.