Kocasinan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın oğlunun düğününe katılan Başbakan Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’ı çok yakından görme ve inceleme fırsatı buldum. Bu konuya geçmeden önce düğünden bahsetmek istiyorum. Herkesin hatta Başbakan’ın bile Bekir ağabey diye hitabettiği gerçekten ağabeyliği hak etmiş Bekir Yıldız’ın, oğlunun düğünü fevkalade ağırlığına yakışan bir tarzda gerçekleşti. Çok seçkin davetliler, güzel donatılmış bir mekan, Devletin en tepesindekilerin katılımı, her cenahtan katılımcılar. Güzel bir düğündü. Allah hayırlı ve uğurlu eylesin.
Başbakan Erdoğan’ı da Bekir Yıldız ve Haseki Başkan ile birlikte bahçeye girerken izledim. Güzel bir dostluk örneği hatta samimi pozlar sergiliyorlardı. Bize merhaba diyen Başbakan ve eşi daha sonra sahne yanındaki baş masaya oturdular. Hem merhabalaşırken hem de masada otururlarken şu günlerde büyük bir sancılı dönem geçiren devletin tepesindeki ismi psikolojik ve fizyolojik olarak tahlil etmeye çalıştım.
Eskiden bakışlarında bir keskinlik, bir canlılık vardı. Gözlerindeki kıvılcım insanlara şevk ve azim verirdi. Konuşmalarında son derece kendinden emin, kararlı, köşe taşı gibi konuşurdu. Gülümsemesi kendisini sevenlere güçlülük hissettirir, onu izleyenler sanki dünyalar arkasındaymış gibi bir duyguya kapılırdı.
Bir iki adım önümde duran dünyaları titreten, Cumhuriyet tarihimizde belki de en güçlü Başbakan olarak iz bırakan Erdoğan’ı eskisinden biraz daha farklı algıladım. Artık daha durgun, biraz yorgun, biraz karamsar, hatta gülerken bile zoraki olduğu anlaşılır bir haleti ruhiye içerisindeymiş gibi geldi bana. O keskin bakışları, kıvılcımlar çıkan gözleri, gergin ve pürüzsüz alnı, kendinden emin edası yok gibiydi. Ya da bana öyle geliyor. Belki de ben yanılıyorum. Belki de parti kapatma davası ve sonrasında gelişen hadiselerden dolayı ben psikolojik olarak etkilendim ve o gözle görüyorum. Ama tüm bunlar gerçek olsa bile Başbakan Erdoğan’ın yorgun olduğunu gözlemlemek hiç abartı da olmayacaktır yalan da.
Yorulması da gayet normaldir sanırım. İnsanlar ufacık bir organizasyonlarda, ufacık bir küçük çaplı seçim telaşlarında büyük stresler yaşıyor ve yoruluyorlar. Ya o ne yapsın. Cumhurbaşkanlığı seçimindeki gerilimleri, 22 temmuz öncesi ve sonrasını, başörtüsü yasası hadisesi sırasındakileri, kapatma davasını, Ergenekon sürecini, çıkarılan fitne ve fesadı, PKK terör örgütünü, dış dünyadaki gelişmeleri, Amerika’nın gerçek niyetini, atlatılan iki darbe sürecini ve nihayetinde kapatma davasında sona yaklaşılmasını ve sayamadığım pek çok şeyi bizzat iliklerine kadar yaşayan bir siyasetçi yine iyi ayakta duruyor demektir. Sabahlara kadar uykusuzluk, çok ama çok yoğun bir tempo, saldırılara karşı stratejiler, içerden görünebilen ihanetler, az bir sendeleyecek olsan çullanmalar……
Zor zenaat doğrusu. Şimdi sanki Erdoğan’ı parti kapatılırsa biraz geriden dinlenir enerji toplarım, şimdilik iyi bir ekip kurup, güvenli ve emanet edilecek bir isimle çıkıp kendisini de biraz dinlenmeye almak isteyen bir lider gibi gördüm.
Aslında siyasetin alanı çok dardır. Ancak sanki siyaset her şeye kadirmiş gibi görülmesi bu alanı daha da daraltıyor. Türkiye’nin gerçeklerini bilenler biliyordur ki siyasete sadece ekonomi alanı bırakılıyor. Diğer alanlar dokunulmaz yerler olarak siyasetçinin önünde duruyor. Gelene diyorlar ki şu ekonomi ile uğraşıver gitsin. Başka alana dokunma dokunursan yanarsın. İşine bak kardeşim. Devletin işlerine elini uzatma sonra yanarsın. Hadise bundan ibaret. Devletin işine elini uzatanlar yanıyor.
Ben Başbakan Erdoğan’ın şu gelinen süreçte siyasetten tümüyle çekileceğini sanmıyorum. Sadece bir dinlenme dönemi için ılıman iklim arıyor. Güvendiği isimleri öne çıkaracak, onlar devam ederken kendisi güç ve enerji toplayacak, ikinci ve son hamle için çok enerji ve birikime ihtiyaç olacak.