Gelişmiş bombalar da Hizbullah’ın yardımı sonucu ortaya çıkmıştır. Yüksek derecede patlayıcı taşıyan cihazlar koalisyon devriyelerine büyük zarar vermektedir. 2005 yılı Ekim ayında
Tony Blair Irak’ta 8 İngiliz askerinin öldüğü patlamada kullanılan bombaların İran Devrim Muhafızları ile onlarla bağlantısı bulunan Lübnan Hizbullahı’nın kullandığı bombalara benzediğini açıklamıştır. 2005 Kasımında Iraklı Sünni direnişçi liderlerden birisiyle Ürdün’ün Sweileh kentinde yaptığım bir görüşmede, yapılan baskılar sonucunda bazı Iraklı Sünni direnişçilerin bilmeyerek de olsa İran’dan maddi yardım aldıklarına dair bir olasılık bulunduğu konusunda beni bilgilendirmiştir.
Washinton ellerini Samarra bombardımanı üzerinde kurularken İran’ın elini güçlendirmemelidir. Necef’te 29 Ağustos 2003 tarihinde İmam Ali türbesinin bombalanmasının ardından koalisyon yetkilileri güvenlik amacıyla milislerin güçlerini arttırmalarına izin vermişti ki bu da İran’ın elini güçlendiren bir hata idi. Milisler bir kere beslenirse kök salmaları kaçınılmazdır. İran sabırlıdır, Washington kısa vadeli gelişmelere sevinirken İran uzun vadeli nüfuz peşindedir.
Tıpkı Güney Lübnan’da olduğu gibi göz korkutma ya da rüşvet yoluyla elde edilemeyecek bir zafer vardır. Ne Hizbullah ne de Iraklı Şiiler görüş ayrılığına hoşgörü ile bakmamaktadır. Yasaların fazla anlamı yoktur, kanunlar ise daha da anlamsızdır. Güney Lübnan’da Hizbullah yargıç, juri ve infaz memurudur. Irak’ta da Şiiler aynı konumdadır. Milisler, kız-erkek karma pikniklerdedirler, berber ya da içecek dükkânı işletenleri infaz etmişlerdir. Kendi mahkemeleri vardır ve İran tarzı giysilerin giyildiğini garanti altına almak için kız okullarının önüne dini muhafızlar göndermektedirler.
Her şeye rağmen Hizbullah’ın tek yöntemi güç kullanmak değildir. Lübnan’da Hizbullah geniş bir sosyal hizmet ağı oluşturmak için İran’dan parasal yardım almıştır. Okul, yiyecek bankası ve iş merkezleri inşa etmiştir. Bu bir deneme-yanılma stratejisidir. Tacikistan’daki iç savaşın ardından Duşanbe’ye gittiğim zaman Babuşkalar Humeyni’nin portresi altında İmam Humeyni Yardım Komitesinden yiyecek almaktaydılar. Bağdat’ın Şii mahallelerinde de benzer sahneler yaşanmaktadır. ABD elçiliği harcamaları milyar dolarlara çıkarsa da Şii milisler bir yana, sıradan Iraklılar açısından fark eden bir şey olmamaktadır. El-Hekim’in oğlu Ammar güney Irak’ta İslam’ı güçlendirmek için kendisine ait Şehid el-Mihrab Kurumunun yeni şubelerini açmaktadır. Koruyucuları ittifakı devam ettirdiği sürece yiyecek ve para dağıtacaklardır. Elektrik ve diğer temel ihtiyaçlardan yoksun Iraklılar için önlerinde kolay bir tercih bulunmaktadır.
ABD’li yetkililerin buna karşı çıkacak bir stratejileri bulunmamaktadır. Bir süre önce American Enterprise Institute tarafından düzenlenen bir panelde bir konuşma yapan Dışişleri Bakanlığı Irak koordinatörü James Jeffrey “Gecenin bir yarısında – İranlıların yaptığı gibi – çantalarda para taşındığına inanmıyoruz. İlkesel açıdan bu iyidir. Ancak realitede bozguna davetiye çıkarmaktır: Tahran koruyucu şebekenin önemini anladığı halde Washington bunun farkında değildir. ABD yardımları Bechtel ve Halliburton’a giderken İran destekli grupların hedefi acil yardıma ihtiyaç duyan Iraklılardır. ABD politikasının etkisizliği yanında 22 Mayıs 2003 tarihinde BM Güvenlik Konseyinin ABD ve Britanya’yı işgalci güç olarak tanımlayan 1483 sayılı kararı da Tahran’ı güçlendirmiştir. Örneğin ABD’nin de rızasıyla Irak içişleri bakanı olan Irak İslam Devrimi Yüksek Meclisi yetkilisi Beyan Cebr’i ele alalım. Bu şahıs Irak politikasını Bedir Tugayları’nın çalışma programı haline dönüştürmüştür. Iraklı bir bakana göre Necef’teki iş gücünün yüzde 1’i bu şahıs tarafından işe yerleştirilmiştir. Bu acemiler az iş yapmakta ve maaş olarak ABD kongresinin nezaketini kazanmaktadır. Bedir Tugayları da aslan payını elde etmektedir.
Hizbullah’ın stratejisinin son bölümü enformasyon savaşıdır. 1991’den bu yana mesajını yaymak için el-Manar adlı televizyon kanalını kullanmaktadır. İran’da kurulan el-Alam televizyonu da aynı amaca hizmet etmektedir ve üç ay önce ABD destekli Irak Medya Ağı’nda yayına başlamıştır. El-Alam televizyonu öğrencilere araba ve kamera tedarik ederek onları kendi muhabiri yapmakta ve ABD misyonunu zorlaştıranlara ödül vaat etmektedir.
Bu, ABD’nin ciddi bir biçimde başarısız kaldığı bir enformasyon savaşıdır. ABD Irak’ta sanki bu ülke bir boşlukmuş gibi hareket etmektedir. Yeşil Bölge’ye sığınan diplomatlar düşmanın propagandasından bihaberdirler. İşgale karşı direniş bir Hizbullah şiarıdır. Gerek Bedir Tugayları gerekse Mukteda es-Sadr’ın Mehdi Ordusu bu şiarı benimsemiştir. 22 Mayıs 2003 tarihinde BM Güvenlik Konseyinin ABD ve Britanya’yı işgalci güç olarak tanımlayan 1483 sayılı kararı da işin tuzu biberidir. ABD’li diplomatların BM öncesi Avrupalı müttefiklerine uzattıkları zeytin dalı baldırana dönüşmüştür. Basit bir kalem darbesiyle özgürleştirme işgal olarak anılmaya başlanmıştır: El-Menar ve El-Alem televizyonları sıradan Iraklıları kutsal direniş propaganda sağanağına tutmakta ve Vietnam, Lübnan ve Somali gibi örneklerle ABD’nin zayıflığı vurgulanmaktadır.
Tahran’ın Irak’ta başarılı olmak için bir formülü vardır ancak ABD’nin yoktur. ABD’li diplomatlar zafer için gerekli politikanın bizim ve Iraklıların çıkarlarını yüceltmenin yanında düşmanlarımızın çıkarlarını devre dışı bırakması gerektiğini kabul etmelidirler. İran’ın yöntemleri açıkken ABD’ninkiler belirsizdir. Irak’taki çıkarlar büyüktür ve taraflardan birisi kalelerini oynatmaktadır. Peki, bu taraf biz miyiz?