“YERYÜZÜNDE HAREKET EDEN HİÇBİR CANLI YOKTUR Kİ, ONUN RIZKINI VERMEK ALLAH’A CC AİT OLMASIN hud 6
Çeşitli uluslara mensup üç iktisatçı—siyasi kendi ülkelerindeki adaletin, gayri safi milli hasıladaki kişi paylarının nasıl bölüşüldüğü vs konularını tartışırlarken; Fransız siyasi bizde iktisat şöyle der; yerde büyük daire çizeriz, devletin paralarını helikoptere yükler yukardan atarız, dairenin dışına düşenleri memleket için harcar, içinde kalanları kendimize! Maaş olarak veririz.
İngiliz hemen söze girer:”—Sizinkinin tersini yaparız biz. Yere büyük bir daire çizer paraları yukarıdan atarız, dairenin içine düşeni kamu hizmetlerine harcar, dışarı düşenleri kendimize maaş olarak öderiz.
Sıra bizim siyasiye gelince arkadaşlar dünya da olmayan eşsiz bir maliye bakanımız ve onun mega planlarıyla ülkede gerçek bir sosyal adalet siyaseti tahakkuk ettiriyoruz. Bizlerde parayı havadan atıyoruz ama çizgiye ne gerek yok, aşağı atılan paralardan havada kalanları sevgili halkımıza,memur işçi kardeşlerimize maaş olarak veriyor, yere düşenleri de kendimize tahsis ediyoruz, diyerek övünmüşler vs.
Her kıssada bir hisse var. Burada paylaşımın, iktisadi siyasi adaletsizliğin ironik anlatımıyla karşılaşıyoruz. Olmayan olması mümkün olmayan bir durum gibi insanı gülümseten kıssamız aslında dünyadaki adaletsiz uygulamanın değişik zaviyeden anlatımı diyebiliriz.
GEÇİM BAKIM VE İKTİSADİ ZORLUKLAR
Anlatılan kıssa da belirtilen bölüşüm şeklinden bin kez kötü olan bölüşüm—paylaşım politikalarından bunalan bir çok ülke insanı, özellikle ekonomik darlık- yokluk çeken aileler,dünyaya getireceği çocuklara yeteri kadar bakamayacakları, onların hayati ihtiyaçlarını gideremeyecekleri endişesiyle doğum kontrolüne gitmektedir.
Ancak fakir ve dar gelirli kimseler için normal ve zaruri sayılan bu durum, çeşitli bahanelerle fakir olmayan kesimlere sıçramıştır.
Bilhassa Avrupa kıtasında fabrikaların faaliyete geçmesiyle köy ve kasabalardan büyük şehirlere akın eden yüzbinlerce insan kitlesi büyük merkezlerde tıkanıklığa, yerleşme ve geçinme darlığına neden olmuştu. Bu durum kadınlarda evini barkını terk edip çalışanlar sınıfına katılmıştı, fıtratının kendisine yüklediği çocuk yetiştirme, ev işlerinin tanzimi gibi şeylerle uğraşmak terk edilip, erkeklere ait işlerde çalışmak suretiyle, çocuk yetiştirmesi zorlaşmış ve ihmal edilmiştir.
Dünyadaki sanayileşme, kentleşmelerin getirdiği bu koşullar sonunda özellikle 19 yy’ın sonlarından itibaren Avrupa çevrelerinde , doğum kontrolü yoluyla nufusun azaltılması yoluna gidilmiştir.Maddi üretim çocuk ve nesil yetiştirmeye tercih edilmiştir.
Kısaca doğum kontrolü olarak lanse edilen, çocuk yetişmeye karşı olanların diğer bir bahneleri de kadının sıhhati üzerinden çocuk yapmayı engelleme gayreti içerisindedir. Bulaşıcı hastalıkların ve saydıkları bir çok mazeretle neslin neşvü nema bulmasının önüne geçme uğraşı içerisindedirler.
ASIL HİLE BENCİLLİKLERİ
Birçok kimse değindiğimiz üzre fakirlik ve sıhhat gibi handikaplardan korkarak gönlündeki çocuk sayısı kadar dünyaya getiremezken, bazıları da böyle hiçbir probleri olmadığı halde, doğum kontrolüne başvurmaktadır.
Mesela zengin, varsıl olamalarına rağmen kendi nefsi rahatlarına düşkün, keyfine düşkün, beden—ten estetiğini bozmamak, gayri meşru zevkleri sürdürmek, lüx hayattan vazgeçememek ve çocuk bakımı, insan yetirmenin külfetine katlanmamak, varolan imkan ve nimetleri yalnız kendi egosunu tatmin için kullanmak, nimeti başkasıyla bölüşmeyi istememek gibi kaba egoist güdülerle çocuk yapmaktan, neslin devamına katkı yapmaktan kaçınırlar.
Şurasını modern olan olmayan bütün ilim adamları kanıtladı ki; yüksek tahsil yaptıramamak, araba alamamak, lüx ve konforlu hayat yaşayamamak gibi endişelerle bir neslin yokluğu tercih edilemez.
Çünkü yüksek yerler okumak ve şatafatlı malikanelerde yaşamak kendini insan olarak görenler için varoluş, ontolojik gaye olamaz. Hayatı ve yaşamayı sadece yiyip içme ve bohemlik-eğlence- olarak görüp insan yetiştirme külfetinden kaçan varlıklı kimselerin, rahat ve israf içerisinde yetiştirilen veletlerinin de “ben”ini çok seven büyükleri gibi cemiyete pek bir katkı sağlamadıkları kanıtlanmıştır.
J.M KEYNESİN ARTAN-- AZALAN NUFUSA İŞ BULMA SAVI
Bir ülkenin kalkınmasında itici kuvvet nufustur. Nitekim bazı ülkeler kalabalık nufuslarına rağmen dışarıdan işçi yetersizliğinden dolayı dışarıdan işçi ithal etmiştir—batı Almanya 1960 lı seneler—Ünlü iktisatçı Keynes konuyla ilgili olarak şu görüşü ileri sürer:
“—Gerçekten hesaplar ne derse desin, artan nufusa iş bulmak, azalan nufusa iş bulmaktan daha kolaydır.”
İnsan neslinin geleceğiyle ilgili oyunlar oynamaya başlanması yeni değil. Olay ta 18.YY’a dayanmaktadır. Dünyanın geleceği ile ilgili ahkam kesip kıyamet senaryoları üreten bazı şahıslar nufus artışı önlenmediği takdirde, bir müddet sonra yeryüzünde açlık ve kıtlık tehlikesinin zuhur edeceğini, fakirlik ve sefilliğin çoğalacağını dünyanın insanlarla dolup taşacağını, geçim kaynaklarının tükeneceğini ileri sürmüşlerdi.
Bu nazariyeyi 1798 yılında dünya çapında ilk defa ortaya atıp yayan bir papaz olan İngiliz iktisatçı Malthus’tur. Malthus ve onun mezhebinden olanlara göre, dünya nufusu 2,4,8,16 şeklinde geometrik olarak artmaktadır. Geçim kaynakları ise 1,2,3,4,5 şeklinde artmaktadır.
İnsanlığın ve kainatın varlıklarına konan emperyalistler varoldukça, teori ve yalan da eksik olmayacaktır. Onların dediklerinin aslı astarı olsaydı insanlı bugünlere gelmemiş olması gerekti. Allah hayırlı rızıklar, Allah’a ve kendi nesline yararlı kullar eylesin cümlemizi,diyoruz.
Ne verirse mevlamız hayırlısını versin.