Geçen hafta insan kalpten ibaret ve kalp terbiyesi sohbet zikir ekseninde kıvama, kemale erer demiştik.
İslamın hayat telakkisi, insan yetiştiren ve boş geçirilmemesi gereken, kesintisiz öğrenme-öğretme düzleminde seyrü sülük gerektiren bir mektep. Kainat-evren ise, insanın özellikle inananın Kur’an vahiy gözlüğünü takarak daha fazla ve dakik olarak incelemesi, anlaması ve okunması gereken bir kitab ı kebirdir.
Mülüman kitab ı kebir i kainatı okuyacak ayrıca okutmak gibi ağır bir yükümlülüğü de vardır. Ben imanın bilginin hakikatine erdim, oh ne rahat demekle Müslümanlık bitmiyor. Senin erdiğin hakikate cahilleri ve hatta inad eden münkirleri dahi eğer izahla hakikati kabulleneceklerse okutmak, anlatmak ve uğraşmak yükümlülüğün vardır, anlatman gereken bir şeyi anlatmamaktan dolayı insanlar ceza çekerse bilen müslümanın ilminin zekatını vermemekten, okutmayarak, yazmayarak tembellik ve bigane kalmaktan dolayı Allah CC katında sorguya çekilecektir. Kurtuluşumuz ve dünya ahiret huzurumuz başkalarına götürdüğümüz, sunduğumuz huzur hizmetiyle alakalıdır.
YETİŞİRKEN DE YETİŞTİRMEYİ DİN BORCU BİLEN
DİNİ, İHYA EDECEK HİZMETE CANDAN EĞİLEN
GENÇ NESİLLER OLACAK, YE’Sİ ÜMİTLE SİLEN
BU BÜYÜK NESLİ YETİŞTİRMENİN ULVİ EMELİ,
MÜSLÜMAN CEPHEDE, BİR MARŞ OLARAK GÜRLEMELİ
“Ali Ülvi Kurucu”
Fıratın kıyısında bir koyunu kurt kapsa Hak Teala onu Ömer RA’dan bilir diyen Hz. Ömer aslında şeytanın kapacağı kulları ve İslam alimlerinin ihmalkarlığını belirtmek için söyledi.
Yetişirken yetiştirmeyi din vazifesi, kulluk ödevi bilme şuuru—bilincinin gönüllerde yer edinmesi, kalben istenmesiyle hasta gönüller tedavi edildi, yer yüzü sekizinci kat sema—meleklerin meskun olduğu-gibi oldu geçmiş İslam asırlarında.
Mananın maddeden üstün tutulduğu o saadet zamanlarında herkes bu ilahi aşkın cazibesine tutulmuş; huzur içerisinde yaşarken başkalarına da aynı hazzı ilahiyi yaşatmayı dini hayatlarının en ulvi zevki bilmişlerdi.
Hayattaki ve kainattaki her hadiseyi vahiyi ilahinin şaşmaz ölçülerine vuran İslam , insanlıktan zulmun, adaletsizliğin kalkması için çalışmayı emir buyurmuştur. Yani ortada bu kadar billurdan deliller ve yol gösterici şaşmaz kılavuz varken bize her yerde ve her asırda nefsini yenerek çalışmak düşüyor. Böylesine yüce bir amacı tahakkuk ettirmek için çalışmaktan; kazancımız, menfaatimiz sonsuz, zarar ziyanı olmayan bir çalışma.
Millet ve memlekete,dini değerlere hizmet parolasıyla orta sahaya çıkan kitap, gazete, dergi ve diğer yayın organlarının değer ölçüleri, yaptıkları ve takip ettikleri gayenin ulviyeti oranında gönüllerin, insanların kazanılmasına, hab ı gaflet ve dalaletten kurtuluşlarına etki yapmaya hak kazanır.
Yaşadığımız günlük hayatta sarfedeceğimiz kelamı, atacağımız adımı ve girişeceğimiz her işi vahyi ilahinin mukaddes halkasıyla çerçeveleyen İslam, ulvi bir bir hayatın gelişigüzel, toplanmalar, luzumsuz lafların sarfedildiği zaman kaybettirip hiçbir dini—dünyevi yarar getirmeyen sohbetlerle heder etme zemininden kurtararak onu değerler üstü kıymetler kazanan manalar iklimine yükseltmeyi amaç ediniyor. Yani toplanılıp boş hasbihallerin yapıldığı bir araya gelmeler temas edilen faydayı temin etmez, ayrıca ulaşılma çabası içerisinde olunan yola da zarar verebilir.
Hayatımıza hakim olan yapıp etmelerimizde bir tek laf etmek, söz söyleyerek insanları dinletmekte kafi değil, anlattığımız latif konuların bizzat fiiliyata geçirmemiz, başkalarınında dini yaşamaları, zikir, fikir ve şükür sahibi olmaları için de maddi manevi bütün kabiliyetimizi Allah CC yolunda harcamaktan, o yolda samimi çaba harcamaktan asla geri durmamakla da yükümlüyüz.
Satırlarımı Ali Ülvi Kurucu beyin şiirinin devamıyla noktalıyorum
EY ÖMRÜNÜ BU GAYEYE VAKFEYLEYEN İNSAN
DÜNYALARI AYDINLATACAK NURLA ŞUURLAN
MUHTAÇ BÜTÜN ALEM BUGÜN İSLAMDAKİ NURA
HER FETHE ZAFER TACI DİRAYETLİ ŞUURA
BİR GÜN GELECEK NURLA GÖNÜLLER DOLACAKTIR,