“ŞÜPHESİZ Kİ BU KUR’AN EN DOĞRU OLAN YOLA İLETİR”Kur’an ı Kerim
İslam cemiyetinin ilk ve tek referansının Kur’an olması doğal ve zorunlu bir düşünce. Hem de böyle oldu geçen tarih asırları süresince. Binaenaleyh İslam toplumları da Kur’andan neşet eden güzelliklerle oluştu, gelişti ve zamanla dünyanın en güçlü medeniyeti oldu. Kur’an’ın nazil oluşu ve medeniyet halinde neşvü nema bulması insanlık tarihinin gördüğü en ender bir mucizeydi.
Hz.Muhammed SAV ümmeti ilk günden beri Kur’an’Ina sarıldı ve ona uygun yaşadı. Kur’an dan sonra gelen sünneti Resulullah’ın da Kur’anın daha geniş ve güzel açılımından ibaret olduğu düşünüldüğünde İslam düşüncesinin güzelliği ve gücünü hakkıyla kavramış oluruz.
Nitekim Hz. Aişe RA’ya Resulullah SAV’in huyu sorulduğunda verdikleri derin ve doğru cevap savımızı doğruluyor. “O’nun SAV huyu Kur’an’ın kendisiydi”
ZAMANLA KUR’AN RUHU TERK EDİLDİ
İslamın ilk asırlarındaki aşk, vecd ve heyecan zamanla insanlar tarafından terk edilerek, Kur’ın Gölgesinden uzaklaşıldı. Kur’an’ın otantik uslubundan, ona hakkıyla uygun yaşamaktan ve atmosfer itibarıyla Kur’an’ın nazil olduğu dönemdeki havadan tamamen uzak kaldılar.
Hadise ve değerleri birbirine benzeterek aralarında alaka kurmak ve Kur’an’ın indiği devrenin pratik havasını teneffüs etmek işte bu Kur’anı en duygulandırıcı şekilde idrak edebilecek tarza getirmenin yegane yolu…
İslami hayatı yeniden kurmak için cihad ve fedakarlık etmeyen, enerji ve çaba sarf etmeyen, o yolda çalışmanın yorgunluğunu çekmeyen, bu zor ve meşakkatli işe onun gerektirdiği fedakarlık ve özveriye, sebep olduğu mahrumiyet ve mahkumiyetlere katlanmadan, eyyamcı ve rahatçı kafayla yaşayanlar bu mübarek Kur’anı hiçbir zaman idrak edemez.
Hangi çağdaş zeminde olursa olsun, adalet ve ahlak ilkelerinden sapıldığı her zaman ve zeminde cahiliyetin bütün şekillerine karşı koyabilmek için pratik hayatta sahabe-i kiram ve diğer tarihi İslam önderlerinin katlandığı zorluklara ve döktükleri alın terine denk olarak gelişen muhtelif baskı ve haksızlıklara katlanmadan ve bu ruhu duymadan, İslamın aşıladığı üstün şuurlanmadan nasip almadan yaşayan kimseler de bu aziz Kur’anı gerçek manasıyla kavrayamazlar. Bu hem alimlerimiz tarafından hemde tarihen kanıtlanmıştır. Ne kadar risk ve zahmet, o kadar manevi lezzet ve sevap ilkesi değişmez ölçüdür, nefsimize ve rahatımıza dokunsa da.
GEVŞEMEYİN, ÜZÜLMEYİN, İNANMIŞSANIZ MUTLAKA EN ÜSTÜNSÜNÜZ..k.kerim
Çağdaş insanın ve biz müminlerin önemli bir sorunu, belki en başta geleni kitabımız olan Kur’anı doğru anlamayı, anlamanın ne demek olduğunu anlayamıyoruz.
Bu Kur’anı Mübinin ifade ve ilhamlarını anlama meselesi onun sadece ibare ve lafızlarını anlayıp kavramak değildir. Biz Müslümanlar bazı terimleri ezberleyerek papağan gibi onu tekrar etmeyi Kur’anı Kerimi ve dini mübini anlamanın tamamı sandık. Hayır ulemayı hakikat bu halimizi doğru bulmuyor ve doğru söylüyorlar. O halde doğru anlaşılması ne demektir Kur’anın…..
Bu Kur’anı mübinin ifade ve ilhamlarını anlama sorunu, onun gramer ibare ve lafızlarını anlayıp ezberlemek değildir diyor dini hakkıyla yaşayan ulemayı hakikat. Yine işin ehillerince sürekli gündeme getirildiği üzre mealini beraberinde tefsiri ile bilmek de değildir.
Asıl mesele bunlardan hiçbirisi değildir. Mühim olan nefsi duygu idrak ve tecrübelerin kazandırdığı kabiliyetlerle Kur’anın nazil olmaya başladığı dönemdeki tecrübe, duygu ve idrakin ruhuna uygun bir yaşantıya ve ruhsal kıvama girmektir.
En başta nefisle cihada, bütün yanlış anlamalarla cihada, cahillikle cihada, şehvetlerle cihada, Allah CC ve hakikat düşmanlarıyla cihada başlayarak kendini ve maddi—ruhi ontolojisini imana ram etme ve sonuna kadar karşılığında insanlardan hiçbirşey beklemeden fedakarlık. Havf ve reca-korku ile ümit arası—insani zaaflar ve insandaki olağanüstü güçler…
Sürçme ve ayak kaymaları…Resulullah’ın SAV Mekke’sinin havası ve içinde bulunulan ortamda İslam davası…Azlık, zayıflık ve davanın ruhunu bilmeyen kitleler arasında yalnızlık çekmek ve garip bir hayat yaşamak. Boykota baskıya maruz kalmak. Yeşil sermaye zırvalarıyla açlık ve sefalete mahkum edilmeye maruz kalmak. Alay, hakaret ve fişlenerek sindirilme, başını örtmek bahane edilerek devlet dairelerinden kovularak işsiz ve aç bırakılma ayrımcılığı ve şantajlarıyla boğuşmak.
Kısaca ve doğru olarak Kur’anı anlamak, anlaşıldığı şekildedir.Allah CC ve onun razı olduğu şeylerin dışındaki her şeyden vazgeçebilmektir Kur’anı anlamak.
Değindiğimiz zorluklar Mekke Dönemi müslümanın katlandığı en ufak zorluklardı. Davanın bir de Medine’si vardır. Şanlı BEDİR,UHUD, HENDEK, HUDEYBİYE, TEBÜK.
İşte böyle bir psikoloji ortamında nazil oldu Kur’an ayet ayet. Pratik,canlı ve dipdiri olarak, inen her ayetin her kelimesinin ve her ifadesinin kendisine has delaleti ve ilhamları vardı.
Bu kıvama eren Müslümanlara Kur’an, bütün manevi hazineleri gönüllerine saçar, onların zulmetle kaplı ve sıkıntılı kalplerini nura ve huzura açar. Sırlarını hikmetlerini bildirerek onların uğraşlarının boşa gitmediğini gösterir. Kur’anı bu duygularla okuduğumuzda anlatıldığı şekilde yaşama azmini beraberinde getirir diye telakki ediyoruz.