Acele ve acelecilik çağın getirdiği bir hakikat. Bu dünya işleri için iyi getirisi olan bir duruş davranış, yaşam biçimi olabilir ama ibadet ve ameli konuları işlemede ihlas ve kalbi rikkati giderici tesire sahip olduğundan kendimizi o moda ayarlayarak teenni ile amel etmek vecibesi ile mükellefiz.
Namazdan feyiz alamayanlar, lezzet almak ve boşa gitmeyecek amelleri Yüce Allah’a CC yollamak için tadili erkanın icaplarına—herşeye rağmen—riayet ederler, acele etmezlerse kıldıkları Cuma namazları, bayram namazları ve diğer amelleri kabul olur hem dünya da huzur bulurlar hem ahrette cennetle merzuk olarak saadeti ebediyyeye ererler.
İlmihal ve ibadet kitaplarının “Tadil i Erkan” konusu olarak aldığı mevzumuz bir namaz terimidir. Namazın rükünlerini yani olmazsa olmaz olan: kıyam,kıraat, ruku’ve secdesini söylenmesi bildirilen tesbihat ve zikirleri tam anlamıyla, acele etmeden söylemek veya söyleyecek kadar namaz kılan musallinin kalbi mutmain olacak şekilde yapmasıdır.
Bazı alimlerin tabiriyle namazdan çalmamak ve hakkını vermek uygulamasıdır tadili erkan. Çok iyi biliyoruz ki acele iyi değil. Şeytanın her nefeste ensemizde olduğu malum, özellikle müminleri daha da fazla markaja alarak sapıtmak sapıtamadığına acele ettirerek yarım yamalak bir amel işletmek, gücünün yettiği imanı ve itikadı zayıfları da sonra kılarsını nefsine ve kalbine zerkederek ibadeti terk ettirmekle muvazzaftır.
Namaza dururken, hatta abdest alırken dahi tam ve mutmain bir amele niyet etmek tahareti niyeti uygulamayı Resulullah SAV Efendimizin mübarek uygulamalarında gösterdikleri şekilde yapma azminde, şuur ve bilincinde olmamız, taharet ve ibadetlerimizde aklımız yetmeyerek, yahut ilmimizin azlığından doğacak hataların tamam yapılmış sayılmasına vabeste olacağı kitaplarımızda bildirilmiştir.
RUKÜNLER ARASINDA “SUBHANALLAHİL AZİM”DİYECEK KADAR SUKUNET GEREKİR
Namaz kılarken tadili erkan, rukuda, rukudan doğrulmada, secdede, iki secde arasındaki oturuşta söz konusu olur. Örnek olarak, rukudan kıyama –ayakta dik durma—doğrulurken vucut dimdik bir hale gelmeli ve sukunet bulmalı, en az bir kere “Sübhanallahil azim”diyecek kadar ayakta sakinleşip sonra secdeye varmalıdır. Her iki secde arasında da bu şekilde bir tesbih miktarı durmalıdır. Konuyla ilgili hadisi şerifleri ileride zikredeceğiz.
Her rüknüne hakkını vererek, kalp mutmain olacak şekilde tadile riayet etmek İmamı Azam ile İmam Muhammed’e rh. Göre vaciptir. İki ayrı görüşten birincisine göre, aceleyle kılınan, tadili erkan yapılmaksızın kılınan namazın iadesi gerekir.
İkinci görüşe göre ise, bu durumda yalnız sehiv secdesi yapmak yeterlidir. Fakat böyle bir namazı yeniden kılmak daha uygundur. Böylece insan kalbi huzursuzluk ve ihtilaftan kurtulmuş olur, yaptığı amel içine siner.
HADİS İ ŞERİFLER KONUYU AÇIKLIYOR
Ebu Davud’da geçen bir hadisi şerifte:” Sizden biri, ruku ve secdelerde belini tam olarak doğrultmadıkça namazı yeterli ve tamam olmaz”buyuruluyor.
Diğer bir hadisi şerifte de musalliler uyrılmakta ve şöyle denilmektedir:”Ruku ve secdeleri yerine getirin—tadile uygun—Allah’a yemin olsun, siz secde ve ruku ettikçe ben arkamda olanları da görüyorum.(buhari)
Ebu Hüreyre RA’tan rivayet edildiğine göre:
Bir adam mescide gelip ruku ve secdelerinde tadili erkana riayet etmeden bir namaz kıldı. Nebi SAV de onu gözetliyordu. Adam namazını bitirdi geldi, selam verdi ve Rasulullah SAV:
“Git tekrar kı, çünkü sen namaz kılmadın.” Buyurdu.
Adam tekrar kıldı. Rasulullah SAV tadili erkana uygun hale gelene kadar onu üç kere çevirdi
Efendimiz SAV namaz kılan o adama sonunda şöyle demiştir:
Namaza kalktığın zaman, güzelce abdest al, sonra kıbleye dön ve tekbir al, sonra Kur’an’dan bildiğin kolayına gelen bir yeri oku, sonra ruku et ve organların yatışıncaya kadar rukuda kal. Sonra başını kaldırarak iyice doğrul! Sonra secdeye git ve organların yatışıncaya kadar secde halinde kal, sonra sonra başını kaldır ve organların yatışıncaya kadar otur! Sonra tekrar secdeye git ve organların yatışıncaya kadar secde halinde kal, sonra bunu bütün namazlarında aynen yap(Müslim: salavat, 45)
SADİ ŞİRAZİDEN:”ZULUM YAPANIN BOYNUNDA ASILI KALIR”
Padişan bir gün, öfkesine kapılarak suçsuz bir adamın idamını emretmiş. İdama götürülen adam:
“—Padişahım demiş, bu öfkeyle adaletsiz iş ve kendinize kötülük ediyorsunuz.
“—Nasıl yani, demiş padişah. Sen ne demek istiyorsun?
“—Ben, yalızca bir an acı çekeceğim. Sonra bütün acılarım sona erecek. Fakat siz, ömür boyu vicdan azabıyla yaşayacaksınız. Pişmanlığın verdiği acı sonsuza kadar boynunuzda asılı kalacak. Yazık size ve adaletinize!
Padişah adamın sözlerinden çok etkilenmiş ve affetmiş.
Sadi Şirazi devamen diyor ki;”Dünya hayatı, çöl rüzgarı gibi çabucak geçer. İyi, kötü, güzel, çirkin hiçbiri kalmaz, hepsi gider. Zalim, mazluma zülmettiğini zanneder. Fakat mazlumdan geçer de zülüm yapan zalimin boynunda ölene kadar asılı kalır.”