Mehmet Uğurlu’nun ağabeyi Hıfzı Uğurlu ,meslektaşımız yıllardır tanıdığım kendilerinden örnek aldığımız, kendini yetiştirmiş saygıdeğer bir hoca efendi.
Sohbetlerine doyum olmuyor kırk yıllık vazife ve gurbet tecrübesine ilim irfan da eklenince tahminlerin fevkinde seviyeli oluyor latifeleri ve konuşmaları.
Sosyetemsi kıyafetler ve hareketlerle Cumhuriyet Mitingleri sloganı ile millete istediklerini Cumhurbaşkanı seçtirme senaryoları dayatılırken ordu evindeki geçitte karşılaşmış, Hunat’taki bir kermeste haşlanmış mısır yiyip sohbet etmiştik. Sohbetin uygun bir yerinde punduna getirerek diken üzerindeki yetmiş milyon halkımızın her zaman sorduğunu sormuştum. “Abi ne olacak bu nümayişlerin sonu?” İki fıkrayla giriş yaptı ve o süreçteki olaylara çok güzel izahat getirmişti .
Bir de şunu hatırlatayım, Bülent Orakoğlu “İhanet Çemberi” isimli eserinde Malatya’daki İncil satan kitabevindeki cinayetin Abdullah Gül’ün adaylığını açıkladığı gün işlendiğini amacın ülkeyi derin kaosa sürüklemek olduğunu izah ediyor. Cinayet birkaç kez ertelenmiş Gül aday olur olmaz tetiğe basılmış, anti parantez.
Atalar “Sırtını ya ağaya daya, ya da dayıya” dediler. Sırtı statükodan sigortalı yılların deneyimli ve ağzı küfürlü ajitatörü, proğramına aldığı, yiyebileceği karatta ve türbanlı kurbanına “Atatürk’ü sevmiyorum” —eğer Fadime Şahinlik yapan biri değil, danışıklı döğüş değilse—aynı zamanda “Humeyni’yi seviyorum”dedirterek İzlemedim ama, TV programını darbelik ve eski günlerde olsa irtica hortlatacak ve gündeme damga vuracak, statükodan aferin ve üstün çoban köpekliği ödülü alacak mecralara sürüklemiş.
Altaylı, topu havalandırdı ve pasını verdi. Bakalım bir alan çıkacak mı, yoksa, o numaralar eskiden işe yarıyordu, artık halk yutmuyor, üstelik bizi gözden düşürüyor denilerek top taca mı gidecek.. Artık niyetler ve taktikler deşifre oldu. Mehmet Barlas’ın sık sık dile getirdiği ironi üzre, artık kışkırtıcı ajanlık zorlaştı. Yani irtica yoksa yarat dalavereleri biliniyor. Gelelim korkutma hikayelerine.
İki arkadaş gurbette diyar diyar gezerlermiş. Oraya buraya misafir olur ne getirilirse yerlermiş. Arkadaşın birisi oldukça cılız. Softaya oturur birkaç sokum alınca doyarmış. O kalkınca diğeri de utanır karnı doymadan kalkarmış, arkadaşına birkaç kez rıca etmiş; -- Arkadaşım hemen kalkıyorsun sofradan ben aç kalıyorum, biraz yavaş ye yahut doysan da yiyor gibi yapta rahat rahat karnımı doyurayım rica ediyorum falan…..
Zayıf adam hiç oralı olmamış. Yine birkaç lokma alıp Ehamdülillah diyerek sofradan kalkıyor, arkadaşı yine yarı aç yarı tok.
Artık sabır mülkü tükenen adam, su içme bahanesiyle arkadaşını dereye götürür ve yıkarak bıçağı boğazına dayar. Y emek yediğimizde bemdem evvel sofradan kalkacaksan seni keserim diyerek tehdit etmiş. Adamcağız en büyük yeminleri etmiş, yalvararak canını kurtarmış.
Yollarına ve memleket memleket gezmeye devam ederlerken günün birinde yediği dayağı unutarak sofradan erken kalmaya yeltenmiş nahif adam. Diğeri hemen homurdanmış: DERAULLAH yani derede ettiğimi ve ettiğin yemini unutma ondan beter ederim kod numaralı parolasını çekmiş. Korkusundan Elhamdülillah’ı başka tarafa kıvırmış ve kalkmaktan vaz geçip doyduğu halde yemeye devam etmiş.
İkinci fıkra uzun ama kısaca şöyle; Hegomonlardan biri garibanın birini tahakküm altına almış. İstediğini yaptırabiliyor, yalan dahi söylettirebiliyor gariban adama.
Cebbar herif haksız bir işe bulaşmış, mahkemeye verirler, tabii suçu inkar eder. Mahkeme hakimi şahit getirirsen berat, yoksa cezanı çekersin der. Haksız adam koşarak garibanı şahit yazdırır. Adamcağız mahkemeye çıkar ve hakim sormaya başlayınca bocalar.
Zorba , arka sıralardan şöyle bağırır, doğru söyle lan! Yalan söyleme! sessizce de “Benim dediğimi de ha!!! Dermiş. Gariban kırk katırla kırk satır arasında kalmış.
Korkutmaların ve zorbalıkların eski usulleri var çağdaş olanları saymakla bitmez. Yeter ki, korkacak birileri bulunsun.! Fatih Altaylı ve emsallerinin güttüğü gayeyi ve oynadıkları atı 28 şubattan ve soyulduğumuz diğer Şubatlardan biliyoruz.
BU MEMLEKETİN DAMINDA BODRUMUNDA OKULUNDA NAMAZ KILMAK YASAK MI?
Dedim ya, Doğan Medyası topu havalandırmaya başladımı psikolojik harbin başlama vuruşu yapıldı demek.
Kafaları ve kulakları havalanacak topa ve kaldıracağı toza dumana çevrilmiş partneri odaklar dikkat kesilirler. Karşılıklı paslarla memleketi ve siyaseti gererler.
Kadının biri kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçiyormuş. Polis memuru müdahele etmiş. Hop hop nereye gidiyorsun?
İndiği dolmuşun tuttuğu ve esrikleşmiş kadıncağız, ışığı kuralı unutmuş ve ayy! Sana ne eltime gidiyorum demiş.
Kışın ortalarında bir bodrumda namaz bombası patlatan malum cenah, okulların tatil olacağı ve özellikle 19 mayıslı günlerde de çatıda namaz yaygarası kopardılar. Biz bunları sadece çağdışı kıyafete yani başın örtülmesi olan HİCAB’a karşı zannediyorduk. Adamlar namaza da karşıymış. Ama beyhude çaba millet işini bilir.
İşlerine gelince camiler ardına kadar açık sana ibadet etme diyen mi var arkadaş diskuru çeken kalpazanlar bu işe ne diyorlar merak ediyoruz….