Gerçekten, çok samimi, çok dürüst, çok açık bir şekilde, (Bu üslup Sayın Baykal’ın ‘çok’ kullandığı bir üslup)
Söylüyorum ki Sayın Baykal Hasta.
Onun çok acil tedavi olması lazım. Ayrıca kullandığı dil ve hareketlerine bakıldığı zaman, muazzam bir güven bunalımı içinde olduğu anlaşılmaktadır. Çok samimi-çok dürüst-çok açık, vesaire gibi çoklukla ilgili kelime ve kavramların anlamlarına sık sık vurgu yapma ihtiyacını duyuran bir ‘megalomani’ durum söz konusu.
Dolayısıyla kendisini muazzam bir endişe kaplıyor. Ekranda konuşmalarını izleyin ve en yakınınızda bulunan bir kimseye sorun.
Tek kelimeyle diyeceği şey şudur, Bu adam neden bu kadar endişeli ve saldırgan… CHP içindeki muhalefetten kaynaklanan muazzam bir güven bunalımı yaşadı-yaşıyor. Hatırlarsanız Sayın Büyükanıt tarafından muazzam bir hayal kırıklığına uğratıldı. Önder Sav gibi CHP’nin yaşını-başını almış ‘deve dişi’ gibi adamların Peygamber efendimiz (S.A.V)’e yaptığı gaflarda başka bir sıkıntı.
Bu psikoloji, insanın çok sevdiği, hastalık derecesinde tutkuyla bağlandığı makam-mevki v.s. gibi şeyleri kaybedeceği zehabına kapıldığı zaman oluşan bir hastalıktır. Büyük bir ihtimalle Sayın Baykal iyi bir psikologa muayene olursa şu hastalıkların olduğu ortaya çıkacaktır;
1-Siyasal ve sosyal panik atak; Görülen yoğun korku, kaygı, yoğun endişe karışımı bir nöbettir. değişken, oynak yaşam ortamlarında, yaşam kaygılarının artması, maddi ve manevi kaos ile belirsizlik durumunun yarattığı “hiçlik duygusu”nun çoğalmasıyla başlar.
2- Siyasi-sosyal Paranoya;
Kendisi ve çevresi dışındaki herkesi düşman olduğu duygusuna kapıldı. Sürekli olarak partisinin içinden kendisine (M.Sarıgül gibi), bir rakibin çıkacağından endişe ediyor. Partisinin elinden gideceği endişesi, gittikçe büyüyerek bilinçaltında büyük bir baskı oluşturmakta ve bu endişe dışa ‘ Ülke elden gidiyor- kazanımlarımızı kaybediyoruz’ siyasi paranoyasına dönüşmekte. ‘AKP’ye oy verenler Humeyni’dir-bunların niyetleri belli oldu Cumhuriyet tehlikededir v.b.’ söylemlerin hastalık ilerledikçe, ‘birtakım garip "yaratıklar", mesela Merihliler ülkemizi işgal edecekler’ endişesinden, "kötünün" tehdidi altında bulundukları hezeyanına dönüşecektir. Paranoya, karmaşık bir ruhsal hastalıktır. En çarpıcı belirtileri hezeyanlardır. Paranoyak kişi başkalarının kendisine haksızlık yaptığına, eziyet ettiğine inanır. Bu "kötü niyetli başkaları", Kendisinin en yakınında bulunanlardan-ailesinden başlayarak, Merihlilerden casuslara ve televizyon spikerlerine kadar uzanan çok çeşitli kişiler olabilir.
3-Siyasi Capgras sendromu: kişinin etrafında gördüğü kişi ve nesnelerin taklit-takkiye yaptığı ve onların gerçekte göründüklerinden farklı oldukları saplantısının bir hezeyana dönüşmesidir.
4- Siyasal Megalomani; Büyüklük hezeyanı, kendisine gerçekle uyuşmayan üstün nitelikler yakıştırmasıdır. Derin bir ruhsal sorunun belirtisidir. Büyüklük hezeyanları, kişinin, yetenekleri, nitelikleri ve yaşantısı hakkındaki mantıksız inançlara dayanır.
Megalomani, iki ayrı biçimde ortaya çıkan davranış tipine verilen addır. Birincisi, genellikle huzursuzluk, sinirlilik belirtilerinin eşlik ettiği, büyüklük inancı ve davranışlarıyla bir manik olarak belirir. İkincisi şizofreni belirtileri ile ortaya çıkar. Hezeyanlar, kendisinin olağandışı niteliklere, güç ve iktidara sahip olması doğalmış gibi davranmayla ortaya çıkar. Milli irade kurucu iradedir çünkü kendisi kurucudur. Cumhuriyet kendisidir kendisi olmadan devlet olmaz. Anayasayı kendisinden başka hiç kimse yapamaz…
Bu tip megalomanide çoğu zaman başkalarının kötülükleriyle karşı karşıya kalındığı konusunda da hezeyanlar görülür ki, Sayın Baykal’ın TBMM de, şu CHP gurup konuşmaları buna bir örnek teşkil etmektedir.
‘…,Çağdaş, demokratik bir ülke mi, Humeyni bozuntusu bir ülke mi olacağız, Bunun kararını alcağız. Bu kararı 1920'lerde almıştık, bozmak isteyenler oldu. Bir kez daha çağdaş bir toplum olma iradesini bizde bu iradenin olmadığını savunanlara karşı ispat etmek zorundayız. Türkiye'yi kolayca teslim alamayacaklarını göstermek zorundayız? — Yeni anayasa isteyenlerin bir kısmının ne için istediği belli ama bir kısmı kullanılıyor. İran'daki gibi kullanılıyorlar. Humeyni solcuları kullanmıştı.—Kendi tarihimizle hesaplaşacağız, kendi hukukumuzla, siyasetimizle hesaplaşacağız kararımızı öyle alacağız. Ne olmak istiyoruz? Değerli arkadaşlarım, bir türbanlı genç kızımız televizyona çıktı ve çok ilgi çekici bir şeyler söyledi. İlk kez bu televizyonda bu kadar açık bir şekilde söylendiği için görsel olarak milletin gözü önünde samimi bir şekilde, içten gelerek yansıtıldığı için çok büyük ilgi ve etki yarattı. Ne oldu? O genç kızımızı televizyonda sorgulayan kişi, Atatürk’le ilgili bir soru sorunca, “Atatürk’ü sevmediğimi Söylememe imkân var mı hukuken?” dedi. Olabilir, sevmek zorunda değilsin, sevmiyor olabilirsin. Bunu ifade etti, Atatürk’ü sevmediğini söyledi. O türbanlı kişi (Fatih Altaylı’nın Manipülasyonuna maruz kalan bir genç kız) daha sonra Humeyni’yi sevdiğini söyledi. Yani Atatürk’ü sevmek zorunda değil, beğenmeyebilir vatandaşlar, artık yeter kardeşim, yani o kadar geçmişle meşgul değiliz diyor olabilir. Bu anlayışınız tabii saygıdeğer bir anlayış ama bizim demokrasi anlayışımız içinde sevmeyene de saygı var ama eğer sevmeyen “Ben Humeyni’yi seviyorum” diyorsa, ha bunun altındaki ideolojiyi, o Atatürk’e yönelik sevgisizliğin nereden kaynaklandığını da görmüş oluyoruz. (Ben Che’yi-Karl Marks’ı veya Fidel’i daha çok seviyorum deseydi bunları söyleyecek miydi?) Humeyni’yi seviyor. Bunun karşısında Sayın Altaylı “Peki, öyleyse yani bu Atatürk’ün bu ülkeye bağımsızlığı kazandırdığı, cumhuriyeti kurduğu ve işgalden Türkiye’yi kurtardığı bir gerçek değil mi, ne diyorsun?” diye sorunca, bence fevkalade önemli başka bir şey söylüyor. Diyor ki kızımız: “Vallahi keşke kurtarmasaydı. İngilizler kalmaya devam etseydi. O zaman benim haklarım belki daha güvencede olurdu.” diyor. …hatırlarsınız, türban söz konusu değil, laiklik söz konusu. Hayır, ben daha ilerisini söyleyeceğim, artık anlaşıldı ki bu son gelişmelerin ışığında, türban da değil, laiklik de değil, Türkiye’de cumhuriyettir, rejimdir, devletin ulusal bütünlüğüdür, bağımsızlığıdır. (Alkışlar) Söz konusu olan artık türban falan değil, laiklik falan da değil“İngiliz işgali olsun daha iyi” diyor. Canım, o, sadece onun düşüncesi. Acaba? Acaba öyle mi? Yani dillerinin altında baklalar var, bu baklalar yavaş yavaş çıkıyor.
…Değerli arkadaşlarım, büyük bir tuzakla karşı karşıyayız, büyük bir tehditle karşı karşıyayız, çok açık, çok net, bir büyük aldatmacayla karşı karşıyayız. Çok samimi ve dürüst davranmak zorundayız. Çok açık bir şekilde görülmüştür ki ortada ciddi bir sorun var, ciddi bir tehlike var…’
Evet, bu Sayın Baykal’ın gurup konuşmalarından küçük bir alıntı.
Bütün konuşmaları ile birlikte bir analitik bakışla bakıldığında Sayın Deniz Baykal’ın ruh sağlığının ne kadar tehlikede olduğu görülecektir.
Kendilerine Allah’tan acil şifalar diliyorum.
Vesselam.