Çok eskiden, henüz her canı isteyenin başına koskoca bir sarık sararak bilgiçlik tasladığı zamanlarda, sivri sakallı, koca sarıklı bir mahalle mektebi hocası varmış. İşi gücü sabahtan akşama kadar çocuklara basmakalıp bazı parçalar ezberletmek, bilmeyenleri, yahut gürültü edenleri falakaya çekmek, bilenlerle uslu uslu oturanlara üzerinde”Aferin”yazılı renkli kağıtları dağıtmakmış.
Çocuklardan biri anlayamadığı bir şeyi sorunca, bunu kendisi de bilmediği için bazen yalan bir şeyler uydurup söyler, bazen da;
“—Ben her birinizle böyle ayrı ayrı üğraşamam! Gidip babandan sor! Diye başından savarmış. Böylece çocuklar bu hocanın hiçbir şey bilmediğini anlamakta gecikmemişler. Sonra da türlü türlü muziplikler icat ederek, onunla alay etmeğe başlamışlar.
Bir gün cingözün biri sınıfın bomboş olduğunu görünce hemen içeriye dalmış, eline bir tebeşir almış ve tahtaya okunaklı bir yazı ile:
SAKALI BİR TUTAMDAN FAZLA OLAN AHMAKTIR! Sözlerini yazmış.
Biraz sonra hoca sınıfa girince bunu görmüş. Fakat pek o kadar önem vermemiş; akşama kadar derslerine devam etmiş. Ondan sonra da çıkıp gitmiş. Ancak evinde soyunup da sırtına gecelik pijamasını ve hırkasını başına da beyaz takkesini giyerek köşedeki minderine bağdaş kurunca, o gün okulda çocuğun yazısı aklına gelmiş, sakalını ölçmüş.
Eyvahlar olsun. Meğer onun sakalı da bir tutamdan biraz fazla imiş! Hoca fena halde sinirlenmiş, kendi kendine:
--Buna imkan var mı? Hayır, hayır, asla! Diye söylenmeye ve için için üzülmeğe başlamış. Fakat hiç kimseye de bir şey söylememiş.
Nihayet yemeğini yiyerek biraz daha oturduktan sonra, odasına çekilip yatağına girmiş. Sağa dönmüş, sola dönmüş, sırtüstü yatmış. Ne yaptıysa nafile! Bir türlü uyuyamıyormuş. Eli ikide bir sakalına gidiyor, sımsıkı kavrıyor ve yumruğunun altından taşan bir parmak sakal parçası, sanki kendisine:
“—Sen bir ahmaksın! Evet ahmaksın diyormuş. Gece yarılarına kadar gözlerini kırpmadan böyle sinirlenip durduktan sonra, nihayet hoca sakalının fazlasını kesmeğe karar vermiş. Masanın üzerinde duran şamdanı yakarak bir makas aramış, bulamamış.Fakat sakalının bir tutamdan fazla olan mutlaka yok etmeğe karar verdiği için, hiç kimseye belli etmeden bu işi halletmenin çaresini düşünmeğe başlamış. Nihayet bu çareyi bulmuş. Hemen sakalını avuçlamış, yumruğunun altındaki kısmı yanan muma yaklaştırmış. Böylece güya o fazla parça yanacak ve avucunun içindeki kısım kalakalmış!
Lakin hiç de böyle olmamış. Sakalının ucu tutuşunca, birden bire eli de yanmış. Hoca elini çekiverince bütün sakalı alev almış. Bu durumda zavallı hoca, ancak yorganını başına geçirmekle ateşi söndürerek canını kurtarabilmiş. Fakat sakaliyle yüzü de iyice yanmış!
KISSADAN HİSSE
Üstaf Necip Fazıl hiçbir düşmanın, islamiyete karşı olan hiçbir mahlukun hikayede geçen tip kadar bu aziz dine hıyanet edemeyeceğini her vesileyle söyler ve ciğeri püryan ham yobaz kaba softadan.
Üstadın bir de küfür yobazları var. Onlarda dini olan her şeye zıt olan, kılığa, kıyafete namaza, Kur’an Kursuna karışan ve karıştıran tipleri zikreder. Her iki biri birini tamamlayan elmanın iki yarısı. Yukarıya aldığımız halk epopesi her iki yobaz tipinede uyarlanabilecek ve onları tanımlayacak şeyi ihtiva ediyor. İnsan hergün tek bir sayfa bir şey okusa, doğru düzgün insanlarla sohbet etse bir süre sonra cahilliği rahatlıkla atar, fikir sahibi insanlar sınıfına girebilir. Bunca gelişmiş teknoloji ve iletişim araçlarına rağmen hala dini ve dini ritüellerle don kişot’un yeldeğirmenleriyle cedelleşmesi gibi beyhude çaba içinde olanlar sakalını yakan yobazdan çok mu çağdaş diyorum.