İşgalin ardından çok geçmeden, başta adına hareket ettiği söylenilen Müslümanların tüylerini diken- diken eden adam kaçırma ve kelle koparma görüntü ve haber bombardımanıyla gündeme girmişti.
Hakkındaki verili bilgi kaynaklarının yoğun enformasyonun oluşturduğu belirsizlik ve bu belirsizliğinin oluşturduğu gizem, Onun hakkında doğru bir kanaatin oluşmasına engel oldu.
Ve belki de bu da stratejinin bir parçasıydı.
O gündeme girdi-gireli, tıpkı El Kaide 11 eylül v.s. gibi
Şu dört şüphe insanlardan izale edilemedi.
İnsanın zihni, 1- (% 25)'i Irak işgalini gerçekleştiren küffara karşı cihat eden kahraman bir mücahit… Derken,
2- (%25) kaybettiklerini geri elde etmek isteyen Baascıların bir piyonu..
3-(%25) Adına mücadele ettiği söylenen Sünnileri siyasal süreçten alı koyan bir piyon…
4-(%25) ABD nin stratejisinin bir bölgesel meşrulaştırıcı parçası ve BOP'nin bir irrasyonel savaşcısı. Diyor.
Bu dört şüphe ve benzerlerinden dünya enformasyon kaynaklarından verili bilgilerle beslenen her insanın kurtulamayacağı bir kanaatsizlik durumudur.
Kanaat sahibi olmak ancak doğru bilgilere, doğru kaynaklardan ulaşarak mümkündür.
Belli ve sınırlı Arap ve Kürt bölgesi içine sıkışmış (ya da çıkarılmış) dar bir hayat alanına sahip bir hareketin, geniş bölge- coğrafyadan ve toplumlardan destek alması mümkün değildir.
Popüler hareketler demek her mezhebi-her etnik kökenli Müslüman'ı kuşatacak anlamına gelmez.
Belki de can alıcı sorulardan biride şudur: Daha dün, gizemli perdesine büründürülerek, vahşi-tavizsiz etkili bir güç olarak kamuoyuna pompalanan bu adamın,Sünni çoğunluğun ve silahlı guruplarının ABD'nin belirlediği Irak siyasi sürecine katılma kararı alıp masaya oturmasının ardından öldürülmesi bir tesadüf müdür..?
Irak işgal güçlerinin (ABD nin) henüz istedikleri siyasi yapıyı kurmadığı düşünüldüğün de, bir süre daha şiddetle birlikte oluşturulan kaos ortamının
Sürdürülmesi hayati öneme sahipken
El Zerkavi'nin öldürülme nedeni de can alıcı bir sorudur.
Küresel Emperyal güçler Taktiksel Anlamda, yapmak istediklerinin öncelikle bir karşıtını simle etmeden, asla bir adım atmazlar.
Müslüman toplumların Birliği- Birlikteliğini temel amaç edinmeyen bütün hareketler, yerel- bölgesel ve etnik, bir mezhep ve meşrep, bir hizip unsuru olarak ortaya çıkmak zorundadırlar ve bunların bağımsız olması eşyanın tabiatına terstir. Küresel güçlere bağımlı olmak zorundadırlar.
ABD Iraktan bir an önce yeşillik olsun diye askerlerini çekecek değildir.
Batı emperyal güçlerin mucidi İngilizler olan bir gelenek haline gelmiş sömürge yöntemleri vardır ve bu gelenek her zaman uygulanır.
Önce kahredici bir güçle işgal edilir.
Sonra kendi siyasal rejimlerini kurup adamlarına teslim ederek çekip giderler ki, işgalin maliyeti artıp da kaz beklerken evdeki tavuktan olmasınlar.
Hindistan'ın ve bütün bir Afrika ve orta doğu tarihine bir bakın…
Irak resminin üzerinde görünen son durum şudur; Bir yanda Sünni Araplar-Türkler ve Kürtler
Diğer yanda Şii Farisiler-Türkler- Kürtler ve Araplar…
Mezhepler açısından bakıldığında Şiilerin kahir ekseriyeti oluşturduğu hemen görülmekte.
Meşrepsel bakıldığında, Arapların.
Etnik azınlık bakımından Kürtler ve Türkler v.s.
Arkaladıkları devlet güçleri bakımından görüntü ise şöyle; Şii Arap-Kürt ve Türklerin arkasında İran var.
Sünni Türklerin ve bir kısım Arapların arkasında Türkiye ve Suriye var.
Bir kısım Sünni ve Şii Kürtlerin arkasında Küresel emperyal güçler var. (ABD Küresel emperyal güçlerin bir taşeronu olduğundan parantez içi yazıyorum)
Ve yüzlerce iç-içe illegal örgüt var.
Bunların bir kısmı gerçekten direniş örgütüdür. Bir kısımları ise manipülasyon aracı olarak kurulmuş.
ABD'nin yakın hedefi: Bir an önce zayıf bir yönetim etrafında güçlü bir federel bölge ve bölgeler oluşturup hızla askerlerinin bir kısmını işgal maliyetlerini azaltacak bir şekilde çekmek.
Yöntem kaosun devamı ve buradan bir taraftan karşıtların birliğini önlerken (Şii-Sünni çatışması çıkarmak gibi)
diğer taraftan hazırlayıp dizayn ettiği Irak siyasal yapısına hızlı entegrasyonu sağlamak.
Peki, gelecek yazımızın konusuna dair soruyu da sorup vesselam diyelim.
'Neden nükleer bombaya sahip bir Müslüman ülke olan Pakistan'a ses çıkarılmıyor da, İran'a aynı sebepten, savaş tehdidi ile baskı uygulanıyor..?
Bu sorunun (a) şıkkı,(b) şıkkı ise: peki Türkiye bir nükleer bomba yapmaya kalksaydı İran'ın karşılaştığı baskıyla-tehditle karşılaşır mı idi ?