Hafta başında, bir vesile ile Kayseri Gündem’e uğradım. Yetkililerden birine, Gazete’de yazılanın ötesinde, Kayseri’nin bu haftaki gündemini sordum. “Sümer arazisinin satılması” dediler. Bir de “Üniversite’ye kimin rektör seçileceği” konusu vardı. İkisi de beni aşan konulardı. Yazı gündemimi beklemeye aldım. Daha Cuma’ya çok vardı.
Geçen hafta Tekir yaylasında idim. Çadırda soğuk geceler ve serin gündüzler geçirdim. Aslında Tekir Yaylası ve Kurultay’ın bu sene yapılmayışı başlı başına bir makale konusu idi. Şimdilik boş verdim. Hafta sonu bir düğün vesilesiyle eve gelmiştim. Ben memur olduğumdan, Salı günü “KEY (Konut Edindirme Yardımı) paralarının ödeme günüydü. İki ev satarak aldığım eve kalan borcumun 500 avrosunu oradan ödemeliydim. Güya ev edindireceklerdi. Onu alabilmek için Tekir’deki çadıra dönme günümü geciktirdim. Salı günü KEY’İ alacaktık ama internette T.C. Kimlik Numarama göre değil de Emekli Sicil Numarama göre hesap gözüküyordu. “Ne olur ne olmaz” deyip kahvaltıdan önce son çalıştığım okuluma uğrayıp hesabıma baktırdım. Hazır dilekçeye bağlı bir onayını aldım. “Beni bekle de birlikte gidelim” diyen bir arkadaşımı bir süre bekledim ancak sonuç iyi gelmeyecekti. Müdür yaz dersine girmişti. Yaz dersi deyince, yazın girilen ders demektir. Kışın girilen ders gibi. Yaz ve kış dersi deyince aklıma gelengilerin yaz deliği geldi. Gelenden kaçmak için, derin olmayan bir deliğe giriverirler. Kış deliği ise derindir. Müdür başyardımcısı da yerinde değildi. Arkadaştan müsaade istedim.
Aslında hesabımı yazıp göndermişlerdi ama T.C. Kimlik numaramıza ulaşamamışlardı. Ben, idarecilerin telefon başına oturunca nerelere nerelere ulaştıklarını bilirim. Bırakın aynı ildeki/ilçedeki okulu. Kendilerine gelince devlet olurlar, personele gelince devletin mumuyla Ömer’in mumundan dem vururlar. Şey… diyecektim ya neyse! Zorlu bir şehir içi maratonun başlangıcında olduğumu fark ettim. Önce eve uğrayıp kahvaltı yapmalıydım.
Milli Eğitime gidilecekti ama il Milli Eğitime mi ilçe Milli Eğitime mi? İlçe olduğunu öğrenip Meydan’a yöneldim. Ancak eski Melikgazi İlçe Mili Eğitim Müdürlüğü Melikgazi Belediyesi’nin karşısına taşınmıştı. Yürüdüm. Tekir’de yürüyüş tepelere idi burada düzüne ama kevenlerin, sıyırma dikenlerinin arasından yürümek daha iyi idi çünkü 4 metrelik kaldırımda yan yana yürüyen 4 kişiyi yarıp geçmek kolay değildi. Dükkândan çıkıp ortalığa dikilen karının yanından sıyrılıp geçerken kendimi “çanta kapkaçcısı” sanacaklar zannettim.
Her şeye öten cihazın önünden geçebildikten sonra Muhasebeye vardım. Dilekçemi uzattım. Yanlış adrese geldiğim söylendi. Şimdi Güneşli Ortaokulu Kocasinan İlçesine bağlı olduğundan; Kocasinan İlçe Milli Eğitime gitmem gerekiyordu. Yarım saat sonra sabah mesaisi bitecekti. Yol tolu taşıma ters düşmekte ve yaya olarak 15 dakika sürmekteydi. “Mustafa” dedim. “Tekir’de olsan, şu saatte yürüyüşteydin. Yürü!”
Çeyrek kala Koca Sinan İlçe Milli Eğitime vardım. Üçüncü katın merdivenlerini yamaçlara tırmanır gibi tırmandım. Ben memurum; bilirim. Mesai 10 dakika önce başlamazdı ama 10 dakika önce bitebilirdi. Acele etmeliydim. Muhasebeye girdim, ilgili memureyi buldum. Sorunu mu söyledim ama o yıllarda Büyükşehir olmadığımızdan, okulun İl Milli Eğitime bağlı olduğu bilgisi aldım. Şükür işin bu kadarını bile bitirebilmiştim.
Öğleden sonra banka kuyruğuna girdim. Kalabalık ve sıcak kucak kucağa idi. Derken Devlet bankasının kapısı açıldı; çok koldan içeri daldık. Onlarca kuyruğun 10. sırasını yakalamıştım. Bekledim. Emekli Sicil Numarama göre, yatırılan parayı almayı düşünüyordum. Önce ilgili memurlar sonra şef yerine oturmuştu. Çaylar servis edildi. Beklemek zordu ve beklerken fotoğraf makinamla –ilginç geldiği için- şefin “çifte çaylı” çift pozunu aldım. Beklenen an geldi ve kimliğimi ve üzerinde yazılı emekli sicil numaram yazılı fotokopisini uzattım. Bayan baktı ve bilgisayarda T.C. Kimlik Numaram çıkmadığı için geri uzattı: “Biz sadece kimlik numarasına göre ödeme yapabiliyoruz.” “Çözüm ?” dedim. “Beklemek” cevabını verdi.
Çıktım. Yürürken düşünüyordum. 1987 yılında başlayan “Konut Edindirme Yardımı” 15 lira ile başlamış; 2000’li yıllara kadar kademeli yükselmiş ve 80 liraya demir atmıştı. Birkaç yıl öylece devam etmiş sonra da sona ermişti. 80 Liraya demir attığı yıllarda kim 180 hatta 280 liraya gecekondu evde oturabilirdi ki! 30 yıl öncesinde göreve başladığımda da “Meyak” sakızı çiğnenmişti. Onu da buna benzetmişlerdi. Ardından “Zorunlu Tasarruf”. Onu da bu Hükümet bir şekilde sonuca bağlamıştı. Bağlamasa da kimsenin yapabileceği bir şey yok. Memur sendikalarımı? Onlar ilk elden memuru satmış; kendileri de “sarı sendika” olmuşlardı. Patron işçinin aidatını ödeyecek. Nerde görülmüş. Hükümet memurun sendika aidatını ödeyecekti. Üç sendikadan yönetime yakın olan ikisi evet demiş ve biri şerh düşmüştü. Neden ne olursa olsun; olmaz demişti ya. İyi etmişti. O günlerde, daha önceden kayıtlı olduğum sendikadan 6 ayda zor ayrılabildim. Hiç değilse benim omuzumdan düşmelilerdi.
İl Milli Eğitimin önüne gelmiştim. Her şeye öten düdüğe takılmadan geçtim. Muhasebe, evrak kayıt, tarih/sayı derken başvuruyu bitirdim. “Sonuç ne zaman?” diyemedim; çünkü kimse bir şey bilmiyordu. Herkes aynı şeyi söylüyordu: Dilekçeyi verdin, bekleyeceksin.
İkindi olmuştu. Eve uğrayıp malzemelerimi alıp Tekir’e gitmeliydim. Tepelerin, rüzgârın, gelengilerin olduğu; insana bağlı soru ve sorunların olmadığı bir yere.
Sözümüz sağlığa olmak, gelecek aya ya da gelecek seneye sonucu öğrenmek üzere… Çözüm, beklemek… Yıllarca beklememişiz gibi. Şeyini şey ettiğimim şeyinin ya da key’inin!
|