“ALLAHA ANCAK BARIŞ İÇİNDEKİ –kalbi selim-İLE VARILABİLİR. O GÜN MAL VE EVLATLAR YARAR SAĞLAMAYACAK, YALNIZCA ALLAHA SELİM KALPLE GELENLER KAZANACAKTIR.” K. Kerim Bizim geçmişimizde var olan ama üzeri küllendirildiği, unutturulan kalp ve kalbin tatmini ekölünden bahs açıyoruz.
İnsan ve onun doğası sürekli bilgiye açlık duyar. Yeni bilgiler ve veriler edinme yolunda seyrü sülük eder. Bir şeyleri kefettikçe aşırı heyecanlanıp heyecanlandırır. Çözülen düğümün, problemin ardından yeni muammalarla karşılaşıyor peşi sıra yeni sırların sökün ettiğini biteviye müşahede ediyor.
Allah’ın CC eşrefi mahlukatı olan insanoğlunu salt –biraz karşı oduğumuz jargon kullanıyoruz ama--bilim kesmiyor artık, mutlu etmek bir yana mutluluğa hasret çekiyor insan cinsi. Bilimsel vadide geliştikçe stresi, mutsuzluğu ve karmaşası ziyadeleşiyor. Artık o AŞKIN-ilahi- tatmin vesileleri arama vetiresine girdi.
İslam dışı toplumlar Kabala –diğer dinlerin büyü kitapları- gibi iyi bilinen esrarlı mistik-tasavvufi- kaynaklarda keşif ve kerametler aramaya başladı ve ortaçağ diye alay ettikleri çağ geri gelmeye başladı diyor işi bilenler, insanlığın uygarlık tarihini yazanlar.
Ultra hayal ve hayal ötesi ögelerle süslenmiş ve çeşitlendirilmiş filmler, kitaplarla diğer, insanlığı avutma aksesuarları bir yandan gerçek ile fantezinin sınırlarını ve asıllarını bulanıklaştırırken diğer yandan da insanlığın madde ve pozitivizmin koridorlarına hapsettikleri ufkunu açmaya enginleştirme denemelerine girişiyorlar.
Tekraren; akılcı batı dünyası artık sayesinde ulaştığı bütün başarılara, onun sayesinde emperyal yaşamasına rağmen artık aklın yetersizliğini derinliğine ve gerçekten hissetmeye kendine, dolayısıyla Allaha dönmeye başlamıştır. Bizdeki batıcıların bu dönüşü ve arayışı anlaması herhalde bir ikiyüz sene daha geriden gelebilir ama batılı itirafçıdır açık söyler özgüven sahibidir ikrar ediyorlar, seküler maddeci- pozitifizm bizi kesmiyor diyor akil adamları.19 YY “Pozitivist yobazlığı” ile yatıp kalkmıyor batı.
Akılcılık ve aklın önemi yadsınmıyor ama “gerçek ötesi”daha yüce AŞKIN olanı arıyor, keşfediyor arayışını sürdürüyor. Hiçbir karşı çıkış bu arayış yolculuğunu engelleyemiyor.
İslamın ve dünyasının başına çöreklenen, batıyı ve batılı düşünceye anlayacak kabiliyeti olmayan İslam dünyasının hilkat garibesi –malum- doğmatik aydını! Batılı aydının bitirdiği huzur vermediği için bıraktığı yerdeki tarzıyla vazgeçmiyor
BİLİM CEHALETİ GERİLETİYOR AMA, ÖĞRENİLMESİ GEREKENİ AZALTAMIYOR
Değindiğimiz yerli ve dini-milli olana diklenen aydın taslağının halini Ömer Lütfi Mete-kendisine Allah CC tan acil şifa niyaz ediyorum- “BEYAZ ADAMIN KENDİLERİNİ VURMAK İÇİN KULLANDIĞI SİLAHI ELLERİNE ALIP EVİRE ÇEVİRE ONUNLA YARALARINI İYİLEŞTİRMEYE ÇALIŞAN KIZILDERİLER—YERLİLERİN BAHTSIZLIĞI İÇİNDE ÖMÜRLERİNİ BOŞA TÜKETEN”gürüh olarak betimler.
Müslüman aydının da açmazları az değil. Akılcılık revaçta olduğu için “Akılcı sayılmama korkusu” Müslüman aydının zihninde “Bilimsel düşünce”nin klasik ve yetersiz kurallarını sinsi birer tabu haline getirmiştir.
“Akılcılık”la kendini sınırlayan Müslüman insan, bir yandan da ilahi sistemin son derece karmaşık ve girift olduğunun bilincindedir. Dolayısıyla bir ikilem yaşıyor, huzuru kaçıyor. Müslümana özgü, özgün bir yöntemi olmadığından akılcılıkla açılım arayan Müslüman düşünürler çoğu zaman farkına bile varamadan başka uygarlıkların insanı olma istikametine sapıyor. Kağıt üzerinde maneviyatçı diye tanımlanan ama realitede en kaba maddecilik kadar dünyevi düşkünlük-tutkunluk getiren sapkın bir sürectir bu durum.
Bahsettiğimiz yazar ;” Müslüman adam bu –yanlış- yolda yürüyerek “Siyasal İslam”ı ve sermayeyi de keşfederek günümüzde dünyeviliği-seküler- daha da renklendirmiş görüntüsü veriyor. Artık Müslüman adam da herhangi bir batılı gibi kolayca maddeci ve dünyevi önemi kesinleşmiş bir takım değerleri edinmeye başlamıştır. O şimdi sanıyor ki özellikle maddi imkan ve değer bakımından Batılı adam ile benzeştikçe GÜÇ DENGELERİ DÜZELECEK, kendisi de artık bu GEZEGENİN BİRİNCİ SINIF SAKİNİ haline gelecektir. Fakat derinden derine yine yakıcı eziklik duymaktan kendini alamayacaktır.Zira Müslüman adam sadece Batılı adamın ulaştığı sonuçları taklit etmiş, bazı kazanımları sağlamıştır ama suyun başına kadar ulaşıp “BİLGİ ÜRETME YARIŞI”na henüz girişebilmiş değildir”diyor ve konumumuzu tekrar düşünmeye davet ediyor inanan inanmayan herkesi.