Bundan on yıl önceki arşiv yapraklarını karıştırırken bir haber gözüme ilişti. Kitap kaosu velileri isyan ettiriyor, kitap vurgunu, falan filan. İlk ve orta dereceili okullarda liselerde kitap kargaşası kaosa dönüşmüş, her okul ayrı kitap ve yayınevi ile anlaşmış, o kitaptan başkasını kabul etmemiş, her yıl değişen kitaplar velilere ek yük getirmiş bir de günlerce kitap arayışına girmişiz. Ne çabuk unuttuk bilmem ama ben yaşadığımı çok iyi biliyorum. Tam on beş gün kitapçı kitapçı dolaştım bir kitabı çıktığı anda alabilmek için. Yoksa kalmıyordu. Çocuğunuz stresten strese giriyordu. Her gün gazetelerde kitap ve okullarla ilgili skandal haberleri ortaya çıkıyordu. Okullar açılırken velilerin ve öğrencilerin en büyük sorunu kitap idi. Listeler canlara asılır bulanlar, bulamayanlar, eski kitapçılarda arayanlar, tam bir rezaletti. Bazı uyanıklar da bazı yayınevleri ile anlaşıp o kitaptan şart koşuyorlar ve milyarları götürüyorlardı.
Şimdi bakıyorsun okul açılmış kimin neyine. Devlet kitapları veriyor. Hem de okulun açıldığı ilk gün. Tüm kitapları veriyor. İlk orta lise. Kitap derdi kalmadı. Sadece öğrenciler defter kalem ve çanta alıyorlar. Keşke iktidar bir iyilik yapsa da önümüzdeki döneme her kitabın yanına bir de defterini topluca bir okul çantasının içinde verse.
Diğer bir güzel iş sürekli yazıyorum sağlık alanındaki devrim. SSK hastanelerinden özel hastanelere uzanan, kuyruktan eczaneye taşınan ilaçlar… Sağlıkta müthiş ve büyük bir devrim yaşandı. Darısı öncelikle eğitime. Eğitimde sadece kitap olayı başarılı olabildi. Bunun arkasından burs, kırtasiye, hatta öğrenciye yardım konularında sosyal devlet olmanın gerekleri yerine getirilebilir. Örneğin öncelik lise üniversite sonra lise olmak üzere öğrencilere burs işi genelleştirilebilir. Daha sonra da okulda öğrencisi olan ailelere başka türlü yardımlar ve kolaylıklar düşünülebilir. Yani bir öğrencinin aileye hiçbir külfeti olmadan okuması gerekiyor. Bu aşamaya gelene kadar eğitimde yenilikler devam etmeli. Sağlıkta olduğu gibi. Asıl şart olan ne biliyor musunuz? Yargı reformları. Adliyeler, mahkemeler, davalar, zamanaşımları, alacak verecek davaları, tahsil edilemeyen paralar, cezası çok hafif kalan suçlar.. Adam tecavüzcü üç sene beş sene alıyor. Yok böyle bir şey. Adam öldürülüyor hapis yatıyor. Hırsızlığın cezası nedir ki? Bunlar bir yana bir de adliyelerdeki yığılmalar, hakim ve savcıların vatandaşlara olan davranışları, avukatların ücret farklılıkları, adliye binasının yetersizliği, güvensizsliği, suç önleyici kanunların olmaması. Türkiye Yargı hariç diğer kurumlarda ve alanlarda yine birtakım mesafeler kaydetti ancak yargıda hiçbir şey yapılamadı. Senelerce süren davalara yine devam ediliyor. Adam dolandırıcılık yapmış yüz milyarını bir vatandaşın dolandırmış ve bu adam elini kolunu sallayarak geziyor. Veya bir vatandaş kendisine yapılan bir haksız uygulamadan dolayı mahkemeye gitmiş kazanmış ama belediyeler onun kazandığı bu hakkı vermemekte ısrar ediyor gibi husslar örnekler çok ama pek çok. Sağlıktaki devrimin, kitap olayındaki bu güzel hizmetin öncelikle eğitimde artarak devam etmesi özellikle de yargı reformunun biran önce ucundan tutulması dileğimle hayırlı iftarlar……