"ORUCA GÜÇ DAYANANLARIN FİDYE VERMESİ: (BİR YOKSULU DOYURMASI LAZIMDIR)BUNUNLA BERABER KİM GÖNÜÇ İSTEĞİYLE ORUÇ TUTARSA O, KENDİSİ İÇİN İYİDİR. BİLİRSENİZ ORUÇ TUTMANIZ SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR."bakare suresi 183X
Aziz Okuyucularım
Kur’an ı Kerimde geçen “YUTİYKUUNE” kelimesi vardır. Meali “ORUÇ TUTARKEN ZORLANANLAR, GÜÇLÜK ÇEKENLER YAHUT GÜÇ YETİREMEYENLER şeklinde anlamlara gelen kelime kalbinde eğrilik olanlara zihinlere ifsad etme bahanesi olarak da kullanılabilerek hatta Müslümanlara oruç yedirme fetvası çıkarmaya kadar vardıran iki dinlilere medyada, basın yayında üzülerek şahit oluyoruz.
Ortada Kur’an ı Kerim tarafından tanınan bir ruhsat vardır. Mesele bu kolaylığı-ruhsat- yorumlamada ortaya çıkıyor. Büyük fakih İmam Şatıbi “Ruhsat izafidir-geçici, iğreti-sıhhat esastır. Öyle olunca da, ruhsatı kullanan kişi kendi kendisinin fakihi olacaktır.(el muvafakat 1.cilt 309) şeklinde anlam vermiş. Kişi elbette kansızlık, halsizlik, ağrı ve sızısının durumunu kendisi bilebilir. Seyirci olan dışarıdan birisinin sıhhat sorunu olan birisi hakkında vereceği hüküm, TAKAT sorunu olanın vereceği ifadeye göre olacaktır. Kalbi yatarsa ruhsatı kullanacak, takati oruç tutmaya yetiyorsa tutacaktır.
İşin uzmanı bazı ilahiyatçılardan bazılrı da takat meselesi ile ilgili olarak; "YUTİYKUUNE" fiilinde bir şeyi güçlükle yapma anlamı vardır. İyileşme umidi kalmamış ihtiyarlar, hastalar gibi oruca güç dayananlara fidye vermek suretiyle oruç tutmamaya izin verilmiştir. Çocuğuna zarar geleceğinden korkan gebeleri ve emzikli kadınları da fidye verecekler arasına katanlar olmuştur.
DEĞİŞİK BİR GÖRÜŞ
Değişik bir görüşe göre oruç, başlangıçta seçimli olarak, yani isteyen tutar istemeyen tutmazdı. O şekilde farz kılınmıştı. Dileyen oruç tutar, dileyen de fakirlere fidye verirdi. Sonra bu ayet, sonra bu ayet, BAKARE 185 ayetiyle neshedildi-değişti. Bu hususta Seleme İbni Ekva’dan bir hadis rivayet edilmiştir. “Anılan ayet indiği zaman içimizden dileyen oruç tutar, dileyen fidye verirdi. Ondan sonraki “RAMAZAN’A ULAŞAN ORUÇ TUTSUN” ayeti inince ötekini neshetti, hükümsüz kıldı.”
Fakat bazı müfessirler, ayetin neshedilmiş olduğunu kabul etmiyor, bunun hükmünün baki olduğunu söylüyorlar. Bu konuda İbn i Abbas’ın –Peygamber Efendimiz SAV’in amcası Abbas’ın oğlu- şu sözünü naklediyorlar: "Bu ayet neshedilmiş değildir. Bu ayet, oruca dayanabilen, yaşlı erkek ve kadına, çocuğundan korkan gebe ve emzikli kadına, iyileşme ümidi kalmamış hastaya ruhsattır."
Konuyla –takat- ilgili olarak İbni Abbas RA dan başka bir rivayet daha vardır ve Rağıb-ı İsfehani’nin beyanına göre TAKAT, İNSANIN GÜÇLÜKLE YAPABİLECEĞİ BİR İŞTİR. BİR ŞEYİ TAMAMEN KUŞATAN ‘TAVK’A BENZETEREK GÜÇ İŞE ‘TAKAT’DENMİŞTİR
“Rabbena vela tuhammilna ma la TAKETE LENA BİH –Gücümüzün yetmediğini bize yükleme Allahım (Bakare 286)ayetinde durum budur”şeklinde mana verdi.
Bir başka İslam alimi Muhmmed Abduh ise;"Geçimlerini ağır işlerde çalışarak kazanan ücretlileri, taş, kömür ocaklarında çalışan işçileri ve ağır işlerde çalışma cezasına çarptırılmış hükümlüleri de yaşlı ve hastalara katıyor.
Fakat gebe be emzikli kadınlar hasta hükmündedirler. Ayette belirtildiği şekilde onlar, ihileştiklerinde kaza etmek üzere oruçlarını yiyebilirler. Fidye vermekle oruç farizasından kurtulamazlar.
PROF. DR. HAYRETTİN KARAMAN HOCAEFENDİ
Günümüz saygın fıkıh alimi Hayrettin Karaman Hocaefendi de TAKAT’la ilgili olarak;"Ağır işte çalışan işçilerin oruçları konusunda ilgili ayetin yorumundan çıkan hükümlerden herhangi birinin uygulanabileceği kanaatindedir. Şöyle ki:
" Rızık temini için yahut da esir veya hapiste bulunduklarından ağır işlerde çalışanlar oruç tutarlarsa bir kısmı hastalanır, oruç tuttukları takdirde hastalanacakları bilinen kimselerin durumu hastalar gibidir. Aynı durumda olan diğer işçiler ise hastalanmayabilirler; fakat bunlara da oruç tutmak çok zor gelir, büyük güçlük çekerler. İşte bu durumda olanlar hakkında iki görüş vardır:
Birinci Görüş:Böyle kimseler oruç tutmakla mükelleftirler, güçlük ve meşakkat oruç tutmamaları için ruhsat sebebi olamaz. Hanefilerin de dahil bulunduğu fukahanın ekseriyeti bu görüştedir.
İkinci Görüş:"İkinci grup ise İbni Abbas’ın "Oruç tumaya takat yetiremeyenler bir düşkünü doyuracak kadar fidye versinayetinin neshedilmediğine dair rivayetine istinad ediyorlar Bunlara göre; orucu tutmaya gücü yetmekle beraber çok zorluk çekenler ayetin şumulun-kapsamına girer ve böyleleri oruç yerine fidye verirler. Günümüzde bazı EZHER uleması bu görüşü tercih etmişlerdir."(Hayreddin Karaman; İslamın Işığında Günün Meseleleri)
ÖT GİDİNİN KEKLİĞİ ÖT
Anadoluda çıkan bir isyanın üzerine giden İsmail Paşa, Anadolu köylüsünde ne kadar silah varsa toplattırmış. Bu sırada silahı elinden alınmış bir avcı kırda dolaşırken bir kekliğin korkusuzca, neşe içinde öttüğünü işitmiş. Elinde silahı olmadığı için derin bir ah çekmiş ve şöyle demiş: "İsmail Paşa gibi arkan olunca, öt gidinin kekliği öt lan"