Teknolojinin ilerlemesi, kullanılmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Ondan yararlanmamak dinen de yanlış olur. Bu manada müftülükler de, halka ve hakka hizmette, teknolojiden yararlanmaktadır. "Merkezi ezan ve merkezi vaaz" bu hizmetlerin başındadır.
Eski vaiz ve sabık müftü, bu konuda Kayseri’de mücadele vermiş ve bunları hayata geçirmiş biridir. Kendisi iyi bir vaizdir. Kayseri’deki vaaz geleneği içinde, adını aldığı Hacı Salih Nursaçan’dan (ö:1962) tutun da vaaz tekniğini aldığı yakın geçmişin ateşli vaizlerinden H. Mehmet Çorakçı’ya kadar (ö:1988) mahalli mirası devralıp özümsemiş; kendine has üslubuyla Kayseri halkına, 40 yıl vaaz etmiştir. Müftü olmadan önce, Hunat gibi büyük camilerde verdiği vaazlar yıllarca – kadın/erkek- bütün Kayseri halkı tarafından, aşk ve şevk içinde, ama bir camide dinlenmiştir. Öyle ki, onu taklit ettiği için "Küçük Necmeddin" adını alan biri, birkaç yıl "taklit şöhretinden" istifade etmiştir.
Müftü olunca merkezi sistemden, herkes dinlemeye başlamıştır. Kayseri’de olmadığı zaman yerini ilçe müftülerine bırakmıştır. Doğru gözüken bu davranış sırasında iki şey meydana gelmiştir. Birincisi, vaaz görevinin böyle bir vaizin tekeline geçmesidir. Artık, onun kadar olmasa da, ne kadar merkez vaizi varsa, konuşamama ve unutulma yoluna girmiştir. İkincisi, yeni vaizlerin yetişme ortamı ortadan kalkmıştır. Sayın sabık müftümüz de çok iyi bilir ki, vaizi kürsü yetiştirir. Başlangıçta iyi vaizin müftü olması ve olmadığı zaman kürsüyü ilçe müftülerine bırakması bir gelenek oluşturmuştur. Yani bir "çığır" açmıştır.
Merkezi ezan da, sayıları elimizin parmaklarına ulaşacak kadar müezzinin, güzel sesleriyle halkı kurtuluşa çağırmaları, yıllardır sürmektedir. Tekel oluşmamıştır ama sayıları da haftanın günlerini geçmemiştir. Merkezde görevli olmalarına rağmen merkezi ezan okumak için çağrılmayan nice cevherler var. Müftüler biliyorlar; bilmiyorlarsa bilenlere sorsunlar.
Bu kendine benzeyen vaizimiz şimdi "ulusal vaiz" durumundadır. Ona alışan Kayseri’li normal bir vaiz olduğunu sanmaktadır ama farkını fark ettiğinde geç kalmış olacaktır. Müftülüğüne gelince "tekelcilik" anlayışı kendini göstermektedir. Geçici emekli olduğunda işlerin nasıl aksadığını, yerini dolduracak birinin olmadığını –sizi bilmem ama- ben gördüm. Çünkü olduğu yerde hiç kimseye yetki vermemişti.
Valiler gibi müftüler de seçilmez; atanırlar. Bu, ülkemizin –tâ eskiden beri- kaderidir. Eski müftünün yerini doldurma konusunda siyasiler de sıkıntı çektiler. Sonunda bir başka müftü geldi. Merkezi vaaz konusunda o kadar katı değildi; ufak camilerde, cemaat yoğunluğu olmayan günlerde, başka vaizlere izin verdi. Ama cuma ve kandil gecesi gibi günlerde, il müftüsü olduğuna göre, kendisi vaaz etmeliydi. Çünkü "aslan payı" diye bir hak vardır. Hakk’a uygun olmasa da. Hani aslan, kurt ve tilki ava çıkarlar. Bir geyik, bir ceylan ve bir tavşan avlarlar. Aslan taksim etme görevini önce kurda verir. Kurdun taksimi, sizin de düşündüğünüz gibi, adaletlidir. Geyik aslana, ceylan kurda ve tavşan tilkiye. Ama "ormanlar kralı" aslan, pençeyi atınca, kurdun dünyasını değiştirir. Sonra görevi tilkiye verir ama tilki kurnazdır. Tavşanı kahvaltıda, ceylanı öğleyin ve geyiği akşam yemesinin kralın hakkı olduğunu dile getirir. Taksime şaşan aslan "bu taksimi nereden öğrendiğini" sorunca, yerde yatan kurdu gösterir.
Musa (a.s.) seçilmiş bir peygamberdir. Sarayda yetişmiştir ve ilk iş olarak saraya gönderilir. Kendini bilen o insan, bir “yardımcı” ister. Bu sözün muhatabı sayılanlar bu konuyu benden çok daha iyi bilirler. Öncelikli gerekçesi, "kendinden daha güzel konuşan" birinin gerekliliğidir. Yüce Allah bunu -hâşâ- bilmiyor muydu?O, bize yol göstermiştir. Allah Rasulü (s.a.s.) Kuran’ı, sesini sevdiği bir sahabisinden dinlemiştir. Güzel ezan okumak gibi iyi bir vaiz olmak da "özel yetenekle ilgili" bir şeydir. Allah vergisi… Onu yok saymayın; onu yok etmeyin. Harun’un hakkını Harun’a verin. Allah da sizin hayrınızı versin.
Ramazan ayı gelince Müslümanlığın daha çok sokağa çıkması, topluma rengini vurması karşısında "ikitelli medyası" kurnaz davranıp "sulukule havası" çalmaktadır. Her türbeye bir muhabir gönderip İslam’ı halkın gözünde sulandırmaktadır. Medyatik hocaların horoz dövüşleriyle Ramazanı magazinleştirmektedir. Böylesine gavuruna davranışların tutmasında bizlerin -bu halkı yeterince aydınlatamayışımızın- payı vardır. Halkın, kulağını "basket potası gibi" tutup vaizleri dinlediği ülkemiz ya da Kayseri’mizde, bu değerli vakitler, tekelci vaizlerin yorgun ve bayat konuşmalarıyla geçmemelidir. Âcil olarak, farklı gruplarda, "taze kan" gereklidir. Vaizin okuduğu Asr Suresi’ne yemin ederim ki bu böyledir.