İçimizde Amerikan uşaklarının, Moskof hayranlarının olduğunu soğuk savaş döneminden beribiliyorduk ama Alman uşaklarının olduğunu "Deniz Feneri"Keriz Feneri"olayıyla keşfettik. Bu yeni uşak sektörünün ülkemizi karıştırmak ve ekonomik siyasi küçük düşürmek hususunda diğer kadim uşaklardan geri kalmadıklarını öğrendik. Ama deşifre oldular. Artık eskisi gibikolay kolay samanın altında su yürütemeyecekler.
Mahir Kaynak’ın yıllar evvel isabetle teşhis ettiği ama bizim sayın Kaynağın her zamanki komplo teorilerinden diyerek kaale almadığımız taa kombassan, yimpaş,jet Fadıl olayları ile Mercimek-fırın dedikodularından beri dönen fırıt Sayın Kaynak hocayı sonuna kadar haklı çıkardı. Kaynak olayları dedikoduları çıkaranlar içimizdeki Almanlarla Alman istihbaratıdır demişti yıllar evvel. Komplo teorisi değil de gerçek olduğu anlaşıldığı için hocaya içimizden bir özür diliyoruz. İnşallah kabul olur. Her halde hoca da bizim gibi cahillerin kusuruna bakmaz diye düşünüyorum.
Allah CC rızası için verilen yardımın, yapılan ihsanın itin kurdun cebine gitmesi aşırı rencide edici ve psikolojiyi bozucu. Deniz feneri ile ilgili yolsuzluk söylentilerine aşırı tepki gösterenlere doğru bir insanın bakış açısından bakınca böyle ve ortaya konan bütün tepkisel ahval harekat haklı. Ama işine gelince işi sonuna kadar kurcalayıp işine gelmeyen konularda kafir ahlakı ve kanunu sergilemek tek kelimeyle dümbüklüktür. Buna içimizdeki Almanlar tabir edilen yerlidümbükler olarak tavsif olunur. Şeref Oğuzun sorusuna bakalım ne yanıt verecekler o gürüh.
"Deniz Feneri olayı, yargı geliştirirken ne kadar tepkisel olduğumuzu bir kez daha ortaya koydu. Almanya´da polisin Deniz Feneri´ni soruşturmasıyla başlayan süreçte önce olan biteni "külliyen iftira " diye inkar ettik.Ardından iç siyaset malzemesi çıkar diye balıklama üzerine atladık.Derken karar açıklanınca " biz zaten böyleyiz " yargısına ulaştık. Olan, yardımlaşma duygumuza oldu.Ben dahil pek çoğumuz, yapacağı yardımlar için artık daha şüpheci davranacak. Madalyonun hiç bakılmayan yüzüne gelince...Yıllardırgurbetçilerimizin evlerinin kundaklanmasında, bırakın davaların sonuçlanmasını, bilgi dahi vermeyen Almanya´dan söz ediyoruz. Davayı 1 haftada karara bağlamaları ilginç değil mi? Almanlar, kendi bankalarında değerlendiremedikleri sıcak paranın Türkiye´ye akmasından fevkalade rahatsızlık duyuyor.Gurbetçi de Alman sistemine güvenmediğinden doğal olarak parasını yastık altında tutma ve onu ülkesine aktarma eğiliminde.10 yıl önce Kombassan´ın Almanya´dan topladığı sermaye, yine aynı " işbirlikçi linç " sayesinde buharlaştırılmıştı.Toplumsal aşağılık kompleksinden midir bilinmez, Almanları " doğru, çağdaş " kabul edip kendi milli çıkarlarımızı feda edebiliyoruz.Bunu da çoğu kez kendi iç hesaplarımız adına yapıyoruz. Kombassan, Konya´daki kağıt fabrikası için ABD´den tek bir numune vana getirmişti.Bunu gümrüğe sordular; " numune olduğuiçin gerek yok "dediler.Ardından Kombassan hakkında " toplu kaçakçılık davası"açıldı.Ağır cezada yargılandılar, 1.5 yıl ithalat yasağı konuldu. Mersin Limanı´nda selüloz gemileri bekletildi, fabrika kapanma noktasına geldi. O sırada Türkiye´de "Alman "ekolünden gelen bir Başbakan vardı ve Almanlarla arasından su sızmıyordu.Almanlar kendi çıkarları söz konusu olduğunda "etik bekçisi " kesiliveriyor ama orada yakılan gurbetçilerimiz için kıllarını dahi kıpırdamıyorlar. Acaba neden? Türkleri bir " alt kültür "halinde tutup ekonomik sisteme entegre olmalarını engellemek için dün Kombassan, bugün de Deniz Feneri projeleriyle çıkıp geliyorlar. Kimsenin yanlışını savunacak değiliz.Eğer bunlar hırsız ise hırsızlara fırsat hazırlayan ortamları ortadan kaldıralım.Bu ortamlardan birinin de " yalnızca kendi çıkarı için adil davranan " Almanya olduğunu dagörelim