"DÜNYANIN EN NAMUSLU RAHİBESİNİ, ÖVEREK, DÜNYANIN EN BÜYÜK FAHİŞESİ YAPARIM"Dostoyevski"
Yazıma Mehmet Güntayın fıkrası ile giriş yapmakta fayda var herhalde. Her işte olduğu gibi yazıda da giriş ve başlangıç hayli düşündüren bir süreç.
İki kafadar bir olup bir meyhaneye gitmişler. Yeme içme ve muhabbet gırla gitmiş. Gece yarısını geçmiş, derken şafak atmış işyeri sahibi artık kapatınca sarhoş sarhoş yola koyulmuşlar yıkılıp tekrar ayağa kalkarak evlerine dönerlerken güneş azıcık doğar ve karşı apartmanların camına ışık vurur ve güneşin yansıyan ziyası gözlerini alır.
Sarhoşun biri yahu güneş doğdu çabuk eve gidelim demiş. Öteki itiraz ederek, hayır o güneş değil ay demiş. Ay dı güneşdi derken sabaha kadar eğlenen muhteremler bir birine girerek ağız yüz kanatmışlar alkolün tesiriyle.
Kavga ve alkölün verdiği yorgunlukla yolun ortasına oturmuş hala karşıdaki ışık ay dı güneşti tartışmasını oturdukları yerden sürdürürlerken bakarlar karşıdan bir adam gelmekte. Bakarlar karşıdan gelen mahallenin camisinin imamı.
Hocam der bir tanesi ben şu ışık ay diyom bu adam hayır güneş diyor öldürecem bunu. Şu karşıdaki ışık ay mı güneş mi söyle şuna. Ağızları yüzleri kan revan içinde kalan sarhoşlardan korkan hoca efendi hemen tarafsızlığını ilan etmiş ve arkadaşlar ben burada misafirim benim kusuruma bakmayın ben de bilemiyeceğim, benden sonra gelen arkadaşlara sorun, diyerek hızla uzaklaşmış.
Şimdi esas konumuza gelelim. Halkımızın söylediği hikmetli sözlerden biri de "Kıyakçılığın sonu ayakçılık”sözüdür. Bu sözün yanlış anlaşılmamasını istirham ederim. Egemen ve resmi bürokrasi tarafından desteklenen basın yayın organlarının son günlerde içine düştükleri çıkmazı izliyoruz birkaç aydır. Halkın elit ve belli görüşte olan kısmı sürekli övülerek göklere çıkarılır, diğer bir çoğunluk ise gerici irticacı çağdışı kaba, banal, aptal görülür, yaftalanarak bir yerlere gelinmeye çalışılırdı. Buz gibi soğuk, ayaz tonajında sert rüzgarlar ve dondurucu rüzgarlar estirilir, ama üniformalı bürokrasiye yalakalık denecek cinsten kıyak haberler ve nabza göre şerbet verme basın-yayıncılığı yapılarak o kesime espeyonaj makamında haberler ve görüntüler yayınlayarak rant elde ederler arabalarını dağlardan ustaca aşırırlardı.
Demokrasinin tam yerleşmemiş olması ve silahlı kesimin zaaf noktalarını da iyi bilmeleri hasebiyle darbe başta olmak üzere militarist davranışları teşvik ederlerdi.
Ama bölücü ve kanlı terörün her gün can alması, bürokrat ve kapitalist kesimin sıpalarının şehadet ve risk bölgelerine hiç gitmemesinin anlaşılarak, artık evladı şehit olan analarla babaların şehit evlatlarına sahip çıkmaya başlaması ve bu haklı istekleri dillendiren yeni bir basın zümresinin ortaya çıkması şehidlerin görev mahallinde ki yetkili komutanların hatalarının ortaya çıkması üzerine eğemen ve sistemden beslenen medya çaresizlik ve ikileme düştü.
Bir yanda yıllarca davulunu çaldıkları bürokrasi, diğer tarafta şaka maka değil ihmal sonucu olma olasılığı yüksek ölümler ve millet evlatlarının şehid naaşları. Sonunda o kesimin en başta gelen, en gözde kalemi olan ve belli bir medya kurumunun başı olan Oktay Ekşi’yi dahi çatlatan ve aleyhte yazı yazmasına sebebiyet veren iddialar.
Sol görüşten olan ama karakter ve şahsiyet olarak samimi, dürüst bir arkadaş Taraf Gazetesi’nin Amerikancılığını vesairesini dümdüz gidiyordu, bana da görüş sorulunca arkadaş aynı sarhoşların arasında kalmış hocaefendi gibiyim ben oraların yabancısıyım diye espri yapmak zorunda kaldım.
Bir yanda şanlı ordumuz ve onun onuru. Öte yanda da kahramanlar, şehitler. Vatan için şehadete amenna ama, onun bunun ihmaliyle çocuklarımızın katlettirilmesine hayır diyorum. Kimse onun bunun çocuğuyla hovardalık yapamaz, yapamamalı ve ortada can-kan meselesi varsa o kanın hesabı verilmek zorunda.
Bizler şehidlerin acı haberlerini ve medyadaki ihmal iddialarını sadece basın yayından izleyen olayın ve mahallenin yabancısı acizleriz ama, yıllardır övülmeye, yaptıkları hataları dahi-stratejik olarak yapılan hatalar Kenan Evren ve diğer paşalar tarafından zaman zaman ikrar edildi- alkışlanmaya alışmış bu kesim hep övülmenin, pohpohlanmanın verdiği psikolojik alışkanlıktan kurtulamıyor, ihmal iddialarına hakaretler karşılık veriyorlar bu da doğru bir şey değil, millete kimse hakaret edemez kanaatindeyiz. Çocuklarımız hakkıyla şehid olsun, çürük raporu alarak askerlik yapmayan affedersiniz ama onun bunun çocuklarına da oralarda askerlik yaptırılsın. Bunu böyle istemeyen ve dillendirmeyen yoktur. Bundan sonra milletin sesini kısmak ve korkutmak eskisi gibi kolay olmayacaktır. Vatandaşın canına tak demiştir artık ve korkuyu atmıştır. Önüne konan yapay gündemleri artık halkımız yemiyor, hiçbir şey gerçek acıyı, evlat acısını gidermiyor.