Bu sorunun genellikle hiç düşünmediğimiz bir cevabı vardır.
Öğrenmenin en büyük düşmanı "bilmektir". “BİLİYORUM” diye başladığınız bir etkinliği layık bir şekilde öğrenemezsiniz. Çünkü beyniniz ALGI KANALLARINI kapatır.
“Biliyorum” dediğiniz bir konuyu dinlemek ya da çalışmak insanda bıkkınlık meydana getirir.
Kişi kendini NE KADAR CAHİL hissederse o kadar çok dolar. Kendinizi NE KADAR AÇ hissederseniz o kadar yersiniz. Tok karına yemek yemek ne ise, biliyorum diyerek bir konuyu çalışmak da aynı tadı verir.
Bu nedenle, gerek KONULARI ÇALIŞIRKEN, GEREKSE DİNLERKEN kendinizi sıfırlayın, sanki ilk kez öğreniyormuş bilinciyle öğrenmeye çalışın. O zaman beyniniz bütün algı kanallarını açar.
Mevlana"nın da dediği gibi EN MÜREKKEP CAHİL, bilmediğini bilmeyen insandır.
Sınavlarda istediğimiz sonuca ulaşamadıysak mutlaka eksiklerimiz olduğundandır.
Bu nedenle, geçmişi arkanıza atın ve önünüze bakın.
ÖĞRENEMEM YIKIKLIĞI DA BAŞKA BİR DÜŞMANIDIR ÖĞRENMENİN
Öğrenmenin bir diğer düşmanı da “Ben bu konuyu öğrenemem, anlayamam” düşüncesidir.
Bu düşünce, konu karşısında özgüven eksikliğinden kaynaklanır. Bu özgüven eksikliğinin temel sebeplerini şöyle sıralayabiliriz.
- Öğretmenin konuyu öğrencinin öğrenme stratejine uygun anlatmayışı.
- Konuyu anlatırken karmaşık bir sıralama ile anlatması.
- Konuyu, uygun uzunlukta bölümlere ayırmaması.
- Öğrencinin daha önceki öğrencilerden konunun zor olduğu yönünde bir inanç edinmesi.
- Öğretmenlerin öğrencilere konunun zor ve anlaşılmaz olduğu yönünde bir sınırlayıcı inanç vermesidir.
Oysa beyin “öğrenebilirim” diye başladığınız bir konuyu daha kolay ve etkili öğrenir. “Öğrenemem” diye beyninizi sınırladığınızda, öğrenme kapasitenizin çok azını kullanmaya başlarsınız.
Sorunu aşmanın yolu, bunun bir kapasite sorunu olmadığını sadece kapasite kullanma sorunu olduğunu bilmektir. Çünkü insanlar arasındaki fark, kapasite farkı değil, kapasiteyi kullanma farkıdır. Kapasitemizi kullanmamızı da inançlarımız belirler.
Ne kadar kapasiteniz olduğuna inanırsanız o kadar kapasitenizi kullanırsınız. Yani “ne kadar köfte o kadar ekmek” gibisinden “ne kadar inanç, o kadar kapasite”.
Bu nedenle hangi konu olursa olsun önce öğrenebileceğinize inanın. Çünkü o konuyu bir çok insan anlayabilmiş, öğrenebilmiş.
Siz neden anlamayasınız?
Sizin onlardan bir farkınız yok.
ERİNİR VE ERTELERSEN….
Öğrenmenin en sinsi düşmanlarından biri de öğrenmeyi ertelemektir. Bu sorun çalışmayı ertelemekten çok farklıdır.
Bu sorunda, ders çalışırız, ama öğrenmeyiz. Çalışma eyleminde bulunuruz, masanın başındayızdır, kitabımız, defterimiz açık, okuyoruzdur, ama öğrenmeyi erteleriz. Öğrenmeyi ertelemek, pek farkına varmadan düştüğümüz bir tuzaktır.
Ders çalışırken çizerek çalışanlar, önemli yerlerin altını çizer ve “Şimdi şöyle güzelce önemli yerlerin altını çizeyim sonra çalışırım” der. Böylece bilgiyi kaydetmeye değil sadece çizmeye odaklanır.
Özet çıkararak çalışan öğrenciler de, “Şimdi şöyle güzelce önemli yerleri yazayım sonra bakarım” der. Çoğu kimse de zaten dönüp bakmaz. Kişi adeta kitabın elle ikinci baskısını yapacak kadar en ence detayına kadar yazar.
Bu durumda da beyin bilgiyi kaydetmeye değil, sadece bir kağıttan başka bir kağıda kopya yapmaya odaklanır.
Öğrenme, tetikte olmak demektir.
Bu nedenle, öğrenmeyi ertelememek için “Şimdi çalışıyorum, şimdi öğreniyorum veya şimdi yazıyorum şimdi öğreniyorum” düşüncesiyle ve daha sonra hiç geri dönmeyecekmiş gibi çalışın. O zaman beyniniz yazmaya veya çizmeye değil, kaydetmeye odaklanır.
Ayrıca, çalışırken önemli bilgilerin altını çizmek ve en önemli bilgileri karalama şeklinde hızlıca not etmek, bilgiyi beyninize daha güçlü kaydetmenizi sağlar.