SİZLER KARILARINIZIN,KIZLARINIZIN ORYA ÇIKMASINI O FİRİKİKLERİ VERMESİNİ VE SEYREDİLMESİNİ İSTER MİSİNİZ PARA VE GÜNAH BABALARI?
“Ne büyük bir gaflet içinde beşer,
Bilmez ki; bir nefes sonrası mahşer.”
Bir kaç gün evvel depremin korkunç ve insan ruhuna çok soğuk duş yaptırtan gerçekliğini duyumsadık il olarak. Hala duası kabul olan ve yüzü suyu hürmetine umumi felaketten kurtulduk, bizler yaşayacağımızı yaşadık Rabbül alemin çoluk çocuğun yüzüne baktı, dedik ve kafamızda, ruhumuzda oluşan sendrom ve şoku bir miktar atmıştık.
Ama kentimizde bir etkinlik yapıldı ki sonraki günlerde,”HADİSE” Yüce Allah´a meydan okuma ve Allah CC´tan korkmuyoruz resti gibi geldi inanan insanlara.”HADİSE”nin zamanaması ve frikikli favullu ahlaksızlık içermesi namusunu ailesini bilen herkesi üzdü.
Şanlı urfa´da çocuklar ilahi söylediğinde darbeye yeltenenler, parti kapatma davası açan laik, demokrat, kemalist ve elitist kesim yaşı 18´in çok çok altında olan bu sıpaların bahse konu olan mahlukun altından ve diğer uzuvlarından cep telefonlarıyla ahlaksız çekimler yapmasını çocukların yetişmesi geleceği ve ruhlarını bozduğunu bilmiyorlar mı, gençliği ve nesli sapık ve ahlaksız ortamalardan koruma görevi yokmu devletimizin.
Memlekette avradını satan,kızıyla ensest ilişki yaşayanlar, bacısını ...nereden geliyor sayın frikikçiler. Bunlar böyle ortamlardan etkilenerek tecavüzcü sapık oluyorlar. Vebali bu ortamları hazırlayanların boynunadır.Olayın sanatla manatla alakası yok. Ortamda kriz var ve fakir, fukara, yetim ve gureba kaynıyor. Şu soruyu sormazsam Yüce Allah bana sorar diye soruyorum: KENDİ ANNEMİZİN, BACIMIZIN,KARIMIZIN ORYA ÇIKMASINI O HAREKETLERİ YAPMASINI VE FİRİKİKLERİNİN Paçavralarda sergilenmesine razı olurmuyuz beyler? Düşünelim ve ahlakını bozduğumuz gençliğin günahına girdiğimiz için günahlarımıza ağlayalım ve kendimize gelelim. Bir daha günaha ve zinanın önünü açan davranışlara önderlik etmeyelim.
·Birde Vehb Bin Münebbih´in şu sözünü zikrederek yazıma geçeceğim.
"BİR PARANIN HARAMDAN MI HELALDEN Mİ GELDİĞİNİ BİLMEK İSTİYORSANIZ HARCANDIĞI YERE BAKIN"
·
·ne kadar doğru, herşeyi özetleyen veli söz Evet bir vilayette kötü örnek olmanın ve namuslu kapalı aileleri rencide eden bu etkinliklere para harcayanların birazda HAKİKAT PENCERESİNDEN olaya bakmaları şart. Yoksa hep beraber helak oluruz.
DR. HALUK NURBAKİ´DEN GERÇEKLEŞMİŞ BİR MUCİZE...BİZ SONUMUZA BAKALIM EFENDİM
“Ben kırk yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olayla karşılaştım ve bu olayları özel bir arşivde topladım.
1976 yılında yaşanmış ve çok etkilendiğim bir olayı size nakletmek istiyorum.
Kanser hastanesinde Başhekim iken, Serap adında genç bir hanım
hastam vardı. Bu hastam göğüs kanseriydi. Ona tedavi uyguladıktan sonra, kısa sürede, Allah’ın izniyle iyileştiğini gördüm. Ancak beş yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir iş kadını olduğu için seyahatten seyahate koşuyordu. Aradan dört yıl geçmişti. İzmir’e giderken bindiği otobüs kaza yapmış, altı saat kadar soğuk ve karlı havada mahsur kalmış, eski hastalığı olan kanser yeniden nüksetmiş, kemik ve akciğerlerine kadar yayılmıştı. Artık yürüyemiyor, konuşamıyor, oksijen cihazına bağlı olarak nefes almak zorunda kalıyordu.
Bir gün bana;
- Doktor bey, duyduğuma göre, siz dindarmışsınız, fakat bana Allah’ı, ölümü ve ahireti hiç anlatmıyorsunuz. Dedi. Ben onun, dinen zayıf biri olduğunu tahmin ettiğimden, böyle bir konuya girememiştim. Ama hastalar isterse, doktorlar onlara her konuda yardımcı olabilirler, dedim. Çok zor konuşan bu hastamla, bazen işaretle bazen de ke-lime kelime konuşarak anlaşıyorduk. Ona bu halde iken, ben imandan ve ebedi ha-yatın reçetelerinden, dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştım. Vefatına bir hafta kalana kadar bu dini sohbetlerimiz devam etti. Bir gün bana ;
-Doktor bey, ben ölürken ne söyleyeyim?
-Senin durumun çok özel, konuşmakta güçlük çektiğin için, Kelime-i şehadet uzun gelebilir. O anı fark edebilirsen, sadece “Muhammed” de yeter, dedim.
O, tebessümle başını salladı. Istırabı çok olduğu için, devamlı morfin yaparak uyutmaya çalışıyorduk. Bir iş seyahati sebebiyle, birkaç gün uğrayamamıştım. Dönüşümde annesi telefon ederek;
-Serap bir haftadır, morfin yaptırmıyor, çok acısı var, dedi.
Hemen hastamın yanına vardım. Niye iğne yaptırmadığını sordum. Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum.
-Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanıp, son nefeste
“Muhammed” diyemezsem? diyordu.
İşte Serap, hasta yatağında, böyle bir hanım olmuştu.
Yine bana;- Doktor bey... Azrail... bana... nasıl... görünecek? diye sordu.
- Kızım, dedim. O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir.
Salı günü, Serap’ın ağırlaştığı haberini alınca, hemen evine gittim. Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece yakın akrabalarından dindar bir hanım benimle ilgilenebildi. Ve şunları söyledi;
- Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize yaşandı. Serap ruhunu teslim etmeden bir saat önce oksijen cihazını çıkarıp attı. Yataktan kalkması imkansız denmesine rağmen, kalkarak abdest aldı ve iki rekat namaz kıldı. Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve Kelime-i şehadet getirerek, vefatından birkaç dakika önce de;
- Doktor beye söyleyin, Azrail onun söylediğinden de güzelmiş, dedi. Serap son yolculuğunu işte böyle tamamlamıştı. Bu hadiseyi, orada bulunan aile fertlerinin rızasıyla kaleme aldım.
İlâhî cennet evine girenlerden eyle bizi,
Cennet içre cemalini görenlerden eyle bizi.
Mahşerde halk ola hayran, çok yürekler ola püryan.
Arşın gölgesinde seyran, edenlerden eyle bizi.
Şu dünyanın cefası çok, kimi aç gezer kimi tok.
Ol mizanda sevabı çok, gelenlerden eyle bizi. (Yunus Emre)