ÖLMEK ÜZERE OLANLARINIZA "LA İLAHE İLLALLAH"KELİMESİNİ TELKİN EDİNİZ-zorlamadan söyletmeye çalışınız- HZ. MUHAMMED SAV
Şu anda ilimizde yaşayan pek çoğumuz yaşamıyor olabilirdik. Hamdolsun korktuğumuza uğramadık ALLAH’IN ACIMASI VE DUASI KABUL İNSANLAR HÜRMETİNE ikinci bir MARMARA DEPREMİ yaşamadık. Ne kadar şükretsek az. Malımız, canımız çoluk çocuğumuz telef olmadı rabbimin inayetiyle.Ölü musallada yatan değil, hayattayken yapması gereken insani ödevleri önemseyip düzenli insani ilişki kuramayan canlılardır, tarzı bir aforizma okumuştum.
Ölüsü olan, acılı insanlara, yakınları vefat eden ailelere taziyede bulunmak halen yaşayan çok güzel, halen bir kalp taşıdığımızı ve yaşdığımızın emaresi olan toplumsal dini geleneklerimizdendir. Önümüz mübarek Kurban Bayramı ve kabirleri ziyaret ve yıl içinde ölüsü olupta herhangi bir sebeple başsağlığı dileme imkanı bulamadığımız yakın akraba ve dostlarımıza taziyede bulunmak çifte sevap almamıza vesile olur diyor ve konuya giriş yapıyorum. Daha önceki bazı yazılarımda değindiğim şekilde bazı konuları yazmamı ve hatta fikirleri kıymetli okuyucularım tercih ediyor, onlar belirliyorlar.
VEFAT ACI AMA PİŞİRİR,HAYATIN GERÇEĞİNİ ÖĞRETİR
“Kim umar senden vefayı
Yalan dünya değil misin?
Muhammed’ül Mustafa’yı
Alan dünya değil misin?”
Müslüman için, toprak post, Allah dosttur. Azrail (as), Hz.Musa (as)’ın ruhunu almaya geldiği vakit, Hz. Musa, Azrail’e; “-Ben Allah’ın dostuyum, dost dostunun ölümünü ister mi? der. Azrail, Cenab-ı Hakk’a ; “-Ya Rabbi, beni gönderdiğin kulun, dostun olduğunu söyleyip, ruhunu teslim etmek istemedi” deyince Cenab-ı Hak, “-Git o kuluma söyle, “sen nasıl dostsun ki, dostuna kavuşmak istemiyorsun?” diye haber gönderir. Artık, Hz.Musa, hemen razı olup, teslim olmuştur. Mevlâna KS, ölüm gününe, “ŞEBİ ARUS-düğün gecesi” demekle, Allah’a kavuştuğu günü, sevgiliyle buluşma şeklinde yorumlamıştır. Sevgili Peygamberimizin son sözleri “İLA REFİKİL A’LA” (DOSTA,SEVGİLİYE) şeklinde olmuştur. Demek ki ölüm, buluşma, Allah’a kavuşma ve artık fanisiz yaşamın ilk adımı,ebedi ve hakiki olan bir başka hayatın girişidir.
Demek ki; gelen gidiyor...Herkes oraya taşınıyor... Ölümün gönül tellerimizde ince sızılar oluşturduğunu biliyoruz. Varsın gönüller sızılı olsun. Çünkü; acılar, hüzünler ve göz yaşları insanı pişirir, olgunlaştırır. Gaye, gönülleri pişirmek değil mi? Dost gider dostuna, bize hüzün ve hasret kalır. Hz. Peygamber vefat etmek üzereyken, Hz. Ebubekir, O’nun nurlu cemaline bakar ; “HAYATINDA DA GÜZELDİN, ÖLÜMÜNDE DE GÜZELSİN” diyor. Sanki o cennet güzelliğindeki sima, bütün ümmetin güzel insanlarına dağıtılıyor. Onlar da ölmek üzereyken, o nurlu simaya bürünerek, “Canı, canan dilemiş, vermemek olmaz ey dil” deyip, rıza kervanına katılarak, Rabb’lerine koşuyorlar.
TAZİYE(BAŞSAĞLIĞI DİLEMEK)İHMALE GELMEZ. İYİ KOMŞULUK VE DİN KARDEŞLİĞİNİ PERÇİNLER
Yakınını kaybeden ailenin ferdlerine taziyede bulunmak müstehabdır. Hz. Peygamber taziyede bulunmuş ve buna teşvik etmiştir.
Taziye, memleketimizde “başın sağ olsun, Allah geride kalanlara ömür versin, Allah sabır versin !” gibi sözlerle ifade edilmektedir. Hz. Cafer (ra) şehid olunca, Hz. Peygamberimiz, “CAFER’İN ra AİLESİNE YEMEK YAPIN, ÇÜNKÜ ONLARIN BAŞINA BÜYÜK FELAKET GELMİŞTİR” buyurmuştur. Ölünün ailesinin acısını dindirmek ve ona bu acılı gününde telaş vermemek için, çevresindekilerin ona ve misafirlerine yemek yaparak ikramda bulunmaları İslâmi güzelliklerimizden sayılmıştır. Bunun aksine cenaze evinden yemek çıkarılması uygun görülmemiştir.
Günümüzde türeyen bazı fukaha taslakları ölü adına yemek verilmesine karşı çıkmaktadır. Ölü sahibi fırına sipariş veriyor, parasını veriyor evin hazır geliyor elini bile vurmuyor şeklinde sav’lar ortaya atanlara bizzat şahit oldum. Artık fazla yorum yapmayacağım, ayet belli hadisi şerif net ve tevatür.
Ölünün ailesinin işinden gücünden kal-maması için, imkan varsa komşularının veya yakınlarının onların işlerine yardımcı olmaları bile uygundur. Eskiden bu tür uygulamalar mevcut idi. Ölü evinin harmanına, tarladaki mahsulüne, evindeki işlerine yardımcı olunurdu. Maalesef kentlileşen insanlarımızın, bu özellikleri yavaş yavaş kaybettiklerini
görmekteyiz. Halbuki şehirlerde oturanların bu yardımlaşmaya daha çok ihtiyaçları olmaktadır. Başlarına böyle bir olay geldiği zaman kendilerini yapayalnız, boşlukta hissettikleri vakidir. Sekiz santimlik bir tuğla ile araları ayrı-lan, komşuluk münasebetleri hiç olmayan, evin merdivenlerinde selâmlaşmayan, hastalıklarından haberdar olmayan, cenazelerine iştirak etmeyen, hatta ölüm haberlerini bile, birkaç gün sonra duyan nice komşuların şehirlerimizde sayıları az değildir. Sevinçli günlerimizde de, acılı günlerimizde de birbirimize koşmamız insanlık görevimizdir. Taziyeyi geciktirmeden, ilk üç gün içinde yapmak gerekir. Çünkü, acısı ne kadar büyük olsa da insan, zaman içinde ölüm hadisesine alışmakta ve hatta unutabilmektedir. Bu sebeple geciktirilmemektedir.Ölüm, insanoğlu için dayanılması en zor olan acılardan biridir. Ölümün bu acısını ancak, yakınlarından birini kaybedenler anlayabilir. Ölüm, başına gelenlere bu derece acı verdiğine göre, onların bu acısı, etrafındaki müslümanlar tarafından paylaşılmalı ve teselli edilmelidir. AZRAİL’E KIZILMAZ, ÖLÜM FERMANINI VEREN YÜCE MEVLADIR. Ölümün gelmesine isyan ederek, Azrail’i sövüp saymak, günahkar olmanın, cahilliğin, bilgisizliğin ve Allah’ın emrine itirazın sonucudur. Böyle anlar insanın, teselliye, maddi ve manevi yardımlara en çok muhtaç oldukları dönemlerdir. GERÇEK DOSTLAR BÖYLE ANLARDA BELLİ OLUR. Yani ölenin yakınlarını teselli etmek, acılarını paylaşmak gerekir. Teselli ve taziye, aynı zamanda Peygamber Efendimizin de daima uyguladığı ve ashabına tavsiye ettiği davranışlardandır.
Hoştur bana Sen’den gelen,
Ya gonca gül, yahut diken!
Ya hil’at ü yahut kefen,
Lütfun da hoş, kahrın da hoş !
|