Ülkemizin yumuşak karnını sürekli kaşıyarak, demografik ayrımları gün yüzüne çıkarıp körüklemekle kendini görevli addeden ‘Soros’un Açık Toplum Enstitüsü adına, Prof. Binnaz Toprak yönetiminde, gazeteci Tan Morgül, İrfan Bozan ve Nedim Şener tarafından hazırlanan “Türkiye’de Farklı Olmak- Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı araştırma Türkiye´deki sosyo-kültürel yapı üzerinde ayrılıkçı tohumları ekmek ve beslemek maksadıyla yeni bir gündem oluşturdu.
Kimlik farkılığı kapsamında kendilerince ‘azınlık’ olarak gördükleri değişik grupları illerindeki kendi mahfillerinde bulup güya birebir-yüzyüze görüşerek, ‘önyargılarını’ egemen kılma maksadıyla yapılan bu çalışma örneklemeleri arasında maalesef şehrimiz de baş rolde yerini almakta.
Görüşülen şahısların iddia ettikleri ve söyledikleri ‘mahalle baskısı’ndan daha çok ‘mahalle dedikodusu’ kapsamında ‘dediki-demişki’ kabilinden, hiçbir sosyolojik değeri olmayan maksatlı ve ‘vurun kahpeye sendromlu’ ifadeler.
Şimdi sıralayacağımız bu örneklemelerin iddialarını sakın espiri sanmayın, ne yazık ki soyolojik araştırmanın temel dayanakları…
Güya Kayseri’de bir genç, yolda karşılaştığı kişilerin kendisini durdurup ‘Ulan annene benzeyeceğine, babana benze’ dedikleri için saçını kestirip, küpelerini çıkarmış.
Kayseri’de Alevi bir esnaf, merkezi yerlerde çoğu Alevi’nin cuma namazı sırasında kepenk kapattıklarını belirtmiş. Kayseri Atatürkçü Düşünce Derneği üyesi bir kişi ticaret yapanların mutlaka cumaya gittiklerini belirtmiş, “Ama dürüstlük yoktur. Gitmeyen ortada dolaşmaz, camiye gittim numarası yapar” diyesiymiş..
Kayseri’de üniversiteli bir genç kız, ÖSS’ye hazırlandığı sırada kütüphanede ders çalışırken, ezan okunduğu için camiye gittiğini anlatmış. Dönüşte kitabında bir not bulmuştu. Notta ‘Camiye gittiğinin farkındayım, sana yardımcı olmak isterim’ yazıyormuş. Notu yazan yanındaki üniversite öğrencisiymiş. Birkaç kez kaldığı eve gitmiş. Ülkücü olduğunu ve sigara içtiğini söylediği halde dışlanmamış. Kız, ‘Derslerde yardımcı olup yavaş yavaş içlerine çekerler’ demiş.
Kayseri’de bir kız öğrenci kısa süre kaldığı ‘Işık evleri’nin kurallarını şöyle sıralamış: “Erkek arkadaşın olmayacak, saat 6’da eve geleceksin, 10’a kadar lise öğrencilerine ders vereceksin, 2.sınıfta hâlâ ‘çöm’sündür, 3. sınıfta abla olursun, 1. ve 2. sınıf öğrencilerine ders vermeye başlarsın, 4. sınıfa geçtiğinde yerini 3. sınıfa geçenler devralır.”
Kayserili bir iş adamı da “Bir çember oluşmuş, o çemberin içine kimseyi almıyorlar. Güya maç oynamaya çalışıyorlar, birbirlerine çok kısa paslarla. Bu çemberin adı ’Sen, ben, bizim oğlan çemberi.’ Bu çemberin dışında kalanlar iflas noktasındalar.” diyesiymiş.
Kayseri’de ’köprünün öbür tarafı’ Boğazköprü ve Kapadokya bölgeleri varmış. Pazar günleri Kayserili ailelerin kaçabilecekleri tek yer burasıymış. ’Köprüyü geçtikten sonra’ kadınlar başlarını açıyorlarmış, ailecek öbür taraftaki içkili lokantalarda yemek yiyorlarmış.”
Kayseri’de ADD üyesi, kentteki okullarda müdürlük yapan ve dernek üyesi olan bir arkadaşına ADD başkanı olması için teklif götürdüklerinde reddettiğini, ancak “müdürlükten alındıktan” sonra aday olabildiğini anlatmış.
Top sakallı, uzun saçlı ve küpeli gençlere, sokakta, otobüste, kampüste ‘top musun, tüfek misin?”gibisinden laf atılıyormuş.
Erkek öğrencilerin küpe takması “ülkücülerin” küfür ve hakaretlerine neden oluyormuş. Dinledikleri müziğe ya da okudukları kitap ve dergilere tepki gösteriliyormuş.
Öğrencilere “mesafeli” yaklaşılıyormuş ve ev sahibi ile daha görüşmenin başında “nerelisin?” sorusu soruluyormuş, bu da ev bulmakta karşılaştıkları en büyük engelmiş.
Kız ve erkek öğrencilerin birarada olmaları sırf hane içinde sorun olmuyor, sokakta ve mahallede de rahatsız edici olaylara malzeme teşkil ediyormuş. Bu tür bir ortamda, üniversite öğrencilerinin karşı cinsten arkadaşları ile sosyalleşmeleri, hele hele duygusal bir ilişki içine girmeleri neredeyse imkansızlaşıyormuş.
Evlerde bile eğlenebilmek mümkün gözükmüyormuş. Arada bir içki içebilmek ise iyice sorun oluyormuş. Öğrenciler, bira şişelerini çöpe atarken kapıcıdan ve komşulardan gizlemeye çalıştıklarını, görünmesin diye gazete kağıdına sardıklarını söylemişler.
Gençler, üzerinde baskı olmadan özgür giyinip özgür yaşadıkları, fikirlerini özgürce savunabildikleri, bulundukları ortamdan “bambaşka” ülkeler özlemini çekiyorlarmış.
Kayseri’de, unutup da Ramazan’da sokakta sigara içenler sert uyarılara maruz kalıp, dayak yiyorlarmış.
Erciyes Üniversitesi’ndeki bir öğretim üyesi, ramazan ayında kantinden çay alıp sigara içtiğini, yanına gelen bir ülkücünün ‘Profesör olmuşsun ama adam olamamışsın’ dediğini ve 150 kişinin kantini terk ettiğini söylemiş.
Kayseri’de de Ramazan’da çoğu lokanta kapanıyormuş. Oruç tutmayanlara neden tutmadıkları soruluyormuş. Bir öğretmen, üç-beş yıl öncesine kadar Ramazan’da açık lokanta olmadığını, açılan lokantaların taşlanıp kapattırıldığını, “şimdi lokantalar açık ama sokakta yiyemezsiniz, pis pis bakarlar” demiş.
Kayseri’de İslami kesimden birine ait fabrikada çalışan Alevi bir işçi Ramazan’da gizli yemek üzere cebine sakladığı ekmek, fabrika girişinde görevliler tarafından üstü aranıp elinden alınmış.
Kayseri’de Alevi başı açık bir kadın geçen Ramazan’da çocuğunu okula götürürken saldırıya uğramış, “Ramazan’da nasıl açık gezersin” diyerek kadını dövmüşler. Kayseri’de “Ramazan’da çay içerken, yemek yerken görülene iş vermezler” miş. Kayseri’de mahalle baskısından dolayı, insanlar oruç tutmadıkları halde, ‘tutuyor görünerek’ hileli yollara sapıyorlarmış.
Kayseri’de bir eczacı hanıma, eczaneye gelen yaşlı bir bey, “yavrum, siz gençsiniz, cahilsiniz, bilmezsiniz, ne olur şu başına bir tül atıversen” demiş. Kur’an kursuna giden üç hanım, memur olarak çalışan bir öğretmenin eşine, “emekli olunca herhalde sen de kapanırsın” demişler.
Kayseri’de mimar bir hanım, bir arkadaşının kendisine, “bir kadının kendisini gizlemesi gerektiğini düşündüğüm için kapanıyorum ama seni bazen böyle saçların açık gördüğümde saçlarım açık dolaşmayı istediğim oluyor, sürekli kafamı kapatmaktan saçlarım dökülmeye başladı, güzelliğimi kaybettiğimi düşünüyorum” demiş.
Kayseri’de bir kadın derneğinde aktif bir hanım, apartmanlarının girişinde komşusu beylerden biriyle karşılaşmış, asansör geldiğinde kendisine “buyrun” demiş, ancak komşusu diğer asansörle çıkacağını söylemiş.
Erciyes Üniversitesi mensubu bekar bir kadın öğretim üyesi, kentin en modern bir semtinde oturduğu halde balkonuna şortla çıkamadığından yakınmış. Apartmanlarına bir erkek girdiğinde, “sana mı geldi?” diye soruyorlarmış.
Kayseri’de bir kadın derneği üyesi, yeni taşındığı apartmanda komşu kadınlardan ‘pantolon giymenin kendisine hiç yakışmadığı’ tepkisini almış. Pek çok kez Kayseri’deki kapalı kadınların pantolon giyen kadınlara ‘hatlarınız belli oluyor, bizim erkeklerimiz tahrik oluyor’ dediklerini duymuş.
Kadınların istedikleri şekilde giyinmeleri, sokaklarda rahatça gezebilmeleri, geceleri sokağa çıkmaları, kadın arkadaşlarıyla bile olsa içkili herhangi bir yere adım atmaları, evlenmemiş iseler baba evi yerine kendi evlerinde yaşamaları, erkeklerle arkadaşlık edebilmeleri v.b. kent yaşamının doğal(!) ritüelleri, şehrimizde pek anormal karşılanıyormuş… (Devam edecek)