Öteki “alem”lerin karısı Kayacı’nın popüler kişiliğinden dolayı dikkat çekmiş olabilir –dağdaki çobanın reyiyle benimki bir sayılıyor diye çobanı,
Atatürk’ün bir köylü ile konuşmasını gösteren birkaç fotoğraf, fragman olarak kullanılarak “Köylülerin milletin efendisi”oldukları dalgası geçilir. Bu birkaç resim ve yapılan uygulamaları görünce, köylülerin resmi ideoloji ve hempaları tarafından planlı bir şekilde aşağılanmadığına beni ve hiçbir akıl fikir sahibini ikna edemez. “Köylü efendidir” denilerek de köylülerin efendi olmadığı, dalga geçildiği hatta kazııklandığı tecrübe edilmiştir.
Hemen aklımıza gelen en “kültleşmiş halk aşağılama cümlelerini hep birlikte göz atalım:
Halka rağmen halk için – CHP Halk plajları doldurdu, vatandaş denize giremedi – Cumhuriyet Gazetesi Hasolar – Memolar iktidara geliyor (DP’nin kazanacağı anlaşılınca) – CHP Karnını kaşıyan adam, bidon kafa – Bekir Coşkun Kısa boylu, kıllı, gövdeden bacaklı – Mine Kırıkkkanat
Şimdi bu aşağılama cümlelerinin şahı 17 yıl Ankara Valiliği yapmış Nevzat Tandoğan’dır.
Tek parti döneminin kudretli valisi Nevzat Tandoğan, siyasi faaliyetlerinden ötürü tutuklanarak yanına getirilen Osman Yüksel Serdengeçti´ye hiddetlenir ve şöyle der:
"Ulan öküz Anadolulu; sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz.
Sizin iki vazifeniz var:
Birincisi çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek.
İkincisi askere çağırdığımızda askere gelmek"
Akabinde görevlilere emir verir:
"Alın bu iti götürün"
Bu olay bundan 67 yıl önce gerçekleşmiş. Halkı aşağılamayı refleks haline getirmiş olanlar hala aynı noktadalar. Ancak ‘halk’ 67 yıl önceki halk değil. Köprünün altından çok sular aktı.
AŞAĞILAMA VE BASKI OLAN HER YER “KERBELA” HERYER “GAZZE”DEĞİL MİDİR?
Yukarıda işaret ettiğimiz aşağılamanın simülasyonu olan başka bir aşağılamayı sunuyorum. Olayın yazarı Fakir Baykurt Anadolu insanında daha ne efendilikler varmış! Kararı ve puanı siz vereceksiniz. Hikaye “HAM MEYVEYİ KOPARDILAR DALINDAN” isimli eserinden alınmıştır, kısaltarak özetin özeti olarak sunuyorum:
Evlendirilen Keziban’ın anası konuşturuluyor hikayede“Mehmetçelerle biz avlu komşusuyuz. Biribirimiizin her şeyini biliriz.Mehmetçe harmanları kaldırdıktan sonra yanıma geldi”Şerfe!”dedi.”Bak şunun şurasında kapı bir komşuyuz. Beni ellere yorma. İbiramı everecem. Vakti geldi. Hemi iki dönümlük toprağımız un ufak olmasın.. Eğer keziban’ı İbiram’a alırsak bunların bir kısmını birleştirmiş oluruz. Dök düşün, cuvap ver bana.” Döktüm düşündüm:”Benim çocuğum dah bek küçücük ağa!”dedim. Dedim emme dinletemedim. “Küçük değil, küçük değil! Kız kısmı, on ikiye bastı mı ya evde ya erde. Hz. Peygamberimizden örnek alalım: Üçüncü karısı on ikisinde değimliydi Efendimize geldiğinde?” üstüme adam koya koya gönlümü yaptı. Allah’ın emri, dedik, verdik.”
“Neyse uzatmayalım. İmam nikah kıydı, kattılar güveyiyi kızımın yanına ..Beş on dakika geçti geçmedi. Keziban’ım yarı üryan fırladı geldi yanıma. “Korkuyorum anacığım, korkuyorum!”dedi….Kolundan tutup zorla götürdüler. Yeniden kattılar içeri. Oğlanla kız içerde, Memetçeyle karısı kapının dibinde, boyna sıkıştırıyorlardı içerdekileri:”İbiram,Keziban!...Davranın çabuk! Haydi İbiram oğlum, göster kendini…”
İçerden insana serinlik verecek hayırlı havadis gelmiyordu. Hayırlı havadisi geciktikçe Memetçe kuduruyordu.:Ulan eşşekoğlu eşek! Ulan eşek sıpası! Bir kızın hakkından gelemiyor musun ulan hayvan? Aç kapıyı da anan gelsin bari yardımına! Bunu duyar duymaz bayılmışım. Oraya yığılmışım. Sabahın seher vaktinde.. yavrum gelip”Ana, Ana!”diye kapıyı döğmeye başladı. Koşup içeri aldım. Urbasının yırtılmadık yeri kalmamış. Eli yüzü kan içinde. Her tarafı tırnak yarası… Dayak beresi. Memetçeyle karısı sökün ettiler sabah olur olmaz:”Ee, bu kadar masraf ettik. Dostumuz düşmanımız var. İnsan yüzüne çıkmayalım mı heç? Hem bak, bu işte oğlumuzun bir kusuru yok. Kusur kızında..”
“Eşeği çamura çökertince yol gösteren çok olurmuş. Bilen bilmeyen akıl öğretmeye başladı. Denenlerin çoğunu yaptık, emme faydası olmadı. En sonunda biri, kendi köyümüzde Osman Ağa ocağı olduğu halde, Haydarlı köyündeki Kara Hafız, muskayla, cinle, üfürükle kızın gönlünü oğlana çevirebilirmiş. Dün sabah kalkıp gittim. Meseleyi anlattım. “Olur emme birez masraflı olur”dedi.”Ne masrafsa sal üstüme, her türlüsüne razıyım,kızımın adı temizlensin…”dedim. “Kabul”dedim. Okudu üfürdü,kitap karıştırdı, muşamba kesti, verdi elime bir şeyler… Allah’tan hayılısı..Hani yok mu, şu işi bir temize çıkarsam, Kara hafıza yaptığım borçlar filan gözüme görükmeyecek”VS İLA AHİRİ devam ediyor……
70-80 YIL EVVELİNİ OKUYUP GAZZE OLAYLARINA BAKINCA
Zorla evlendirilmeyi cehaleti anlayabiliriz ama yapılan pisliklerin ve keyfi puştlukların yüce”din”imize ve informel-okulsuz- arazide kendi kendine otlakiyede yetişmiş ırz düşmanı muskacı dinsizleri alet ederek vahyi ilahiyi yaşayan, inanan ondan hiçbir menfaat temin etmeyen müminlere hakaretin adı bir zamanlar sanat ve edebiyattı “ulan öküz Anadolulu”denebildiği zamanda. Artık o Anadolu o değil, halkı da her yapılan hayasızlığa boyun eğecek gariban değildir. Sıkıntıların ve dinsizliklerin aşılmasına direnen, emek verenlere rahmet,sevgi ve ihtiram efendim. Ne buyurdu kuran!ımız”Hak geldi mi batıl yok olmaya mahkumdur.”Düşünce,fikir demokrasi geliştikçe herkes insan olmayı fikirlere ve insanlara saygı göstermek zorunda kalacaktır. O zaman yaşanan dine ve dindara baskı Gazze’deki vahşetin psikolojik versiyonuydu. O da beynelmilel planlı Gazze’de tesadüfi değil, organizedir. Ama zulum geçici mevziler kazansa da yok olmaya mahkumdur.
Bu guruhun gelmiş ve geçmişi cümlesi beraber olup radyo ve tv lerden halkından özür dilemeleridir yaptıkları insani tarihi alçaklıklar için yapmaları gereken ilk şey. İnsanı ve toplumu yaşatan ayakta tutan her şeyi yıkmaya çalışmak kadar büyük cinayet olur mu?VAHŞET VAHŞETTİR İNSANLIK SUÇUDUR NERDE YAPILIRSA YAPILSIN!