Tarihte çok önemli kırılma noktaları vardır ki bu dönemeçlerden birine 29 Ocak 2009, Perşembe akşamı saat:21.00’de tanık olduk.
Birçok ülkenin, en üst düzeyde liderlerinin katılmış oldukları Davos Zirvesi’nde, Başbakan Erdoğan, katılmış oldukları bir panelde, zalim işgalci Siyonist İsrail rejim Cumhurbaşkanı Peres’e, dillere destan olacak öyle bir laflar etti, öyle bir tepki koydu ki, bu sözler, gelecekte dünyayı ve insanlık tarihini şekillendirecek sözler.
Tüm dünya milletlerinin gözü önünde, Amerika ve Avrupa beslemesi işgalci katil İsrail’in yeryüzünde var olduğu sürece, bölgede ve dünyada barış’ın var olamıyacağını akıllardan çıkmayacak şekilde vurguladı.
Milyarların ‘insani refleksinin’ adeta sözcülüğünü yapan Başbakan Erdoğan, yüzyıldan fazla bir zamandır özlenen ‘Osmanlı tokadını’ öyle bir indirdi ki zalimin suratına, olayın üzerinden daha bir saat bile geçmeden, ‘özür’ telefonu açmak zorunda kaldı, korkak Peres. Siyonist tarihte hiçbir zaman tanık olamadığımız şekilde, özür dileyen bir İsrail Cumhurbaşkanı olma ünvanını alan Peres’in ne kadar korktuğunu ve paniklediğini tahmin etmek güç değil.
Yine tüm dünya halklarına, insani ve imani bir refleks ile, kim olursa olsun mazlumdan yana olmak gerektiğinin ve zalim de hangi sıfatta kim olursa olsun, zulmünü yüzüne haykırmak gerektiğinin ibretlik örnekliğini gösterdi, Erdoğan.
İlk insan yaratıldıktan bu güne kadar, ‘insani ve imani’ refleks ile ‘zalimin zulmünü yüzüne haykırma’ geleneğinin takipçileri arasında önemli bir mihenk taşı oldu, Başbakan Erdoğan.
Özellikle yüz yılı aşkın süredir, ‘güneşi ceketinin astarı içinde kaybetmiş olan’ İslam Alemine, ilk kez, ‘işte bu!’ diyerek güneşe dokunma ve güneşi idrak etme duygusunu yaşattı, başbakanımız.
Mazlumun yanındaki dost eli, zalimin karşısındaki sıkılan yumruk olma özelliğinin en önemli insani özellik olduğunu gösterdi, tüm dünyaya.
Ortaya koyduğu bu net ‘insani ve imani’ çizgi ile zulümattan/karanlıktan yana olanlarla, aydınlıktan yana olanların gerçek çehrelerinin de ortaya çıkmasına; İkiyüzlü sünepe yerli ve işbirlikçi kuklaların maskelerinin tek tek düşmesine de vesile oldu.
Neredeyse unuttuğumuz, ‘dik ve onurlu’ duruşun temsilcisi olarak, İslam Alemine kendine gelme ve kendine güvenme duygusunu aşıladı.
Bu bereketli duruş ve tavırla, dünya Müslümanları ve onurlu insanlık alemi için, taşları, toprakları, kaleleri fethetmekten çok daha zor olan gönülleri fethederek, ‘gönüllerin fatihi’ oldu Recep Tayip Erdoğan.
***
Şunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayalım ki, şu anda yaşayan ve bu olaylara tanıklık eden, dünya üzerindeki her bir Müslüman ferd, israil’in Gazze saldırısının daha ilk gününde yerle bir ettiği Gazze İslam Üniversitesi’nin, diplomasız birer mezunu.
Gazze imanın, Gazze tevekkülün, Gazze direnmenin, Gazze dayanışmanın, Gazze paylaşmanın, Gazze saldırılara elbirlik göğüs germenin, Gazze onurlu ve dik duruşun, Gazze zalime zulmünü haykırmanın, Gazze başkaldırının, Gazze yüzyılı aşan uykudan uyanmanın, Gazze adanmanın, Gazze şehadetin, Gazze dünya milletlerine yeniden ‘artık biz varız’ demenin, Gazze dostu ve düşmanı öğrenmenin, öğretmenin, üniversitesi oldu yediden yetmişe tüm Müslüman halklar için.
Rezzak olan Allah tarafından rızıklandırılan 1300 Gazzeli Şehidin mübarek, pak ve latif kanının, kuru toprağa can verircesine yeryüzünü, nasıl yeşerttiğinin, nasıl bereketlendirdiğinin, nasıl bilinçlendirip, nasıl dirilttiğinin, tanıklığını ve ön lisansını yaptık Gazze İslam Üniversitesinde.
Aynı zamanda Gazze ve Mazlumların yanında, zalime karşı dik durma tavrı, tüm insanlık alemi için bir turnusol kağıdı vazifesini görerek, onursuzluğun ve onurlu olmanın hatlarını belirgin hale getirdi.
Bu üniversiteden mezun olanlar için artık, dost kim, düşman kim; zalim kim, mazlum kim; mümin kim, kafir ve münafık kim? Hepsi belli oldu, güneş gibi aşikar.