ALKIŞ
*Lübnan’da Türkiye lehine yürüyüş düzenleyip Türkiye pankartları açan öğrencilere,
DUYDUNUZ MU?
*Türkiye genelinde yerel seçimin daha ziyade İstanbul ayağının öne çıkarıldığını,
*Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürü görevini yürüttüğü sırada yapılan ihalelerde büyük yolsuzlukların olduğu iddialarının ortaya atıldığını,
*Türkiye ile Rusya’nın stratejik ittifaka doğru yol aldığını,
*Global krizin daha da derinleşerek sürdüğünü, Amerika’da trilyon dolarlık paketlerin de işe yaramadığını,
*Krizin Türkiye’yi de derinden etkilemeye başladığını, özellikle işsizlik oranlarında büyük artışlar olduğunu,
*İktidarın seçimlerden sonra yeni anayasa yapmak konusunda ısrarcı olacağını,
*Uzun bir aradan sonra kar yağışının görülmesinin kuraklık korkusu yaşayanları sevindirdiğini,
*ÖSS başvurularının başladığını,
*Başbakan’ın her gittiği yerde medya ve CHP’ye çattığını,
*Başbakan’ın görevliye çok kızdığını ve “bana küfür ettireceksiniz” dediğini,
*Yener Yermez’in iddialarının özellikle tapınakta ayin ile öldürüldü iddialarının tıpkı kurtlar vadisinde baronun tapınakta öldürülüşünü akla getirdiğini,
BAŞBAKAN’IN LİTERATÜRÜ
Başbakan Erdoğan kendine has üslubu ve zaman zaman sinirlendiği an kullandığı kelimeler adeta tarihe geçti. Şimdiye kadar hiçbir Başbakan’da rastlanmayan bu halk ağzı konuşma ve literatür milletin de dilinden düşmez oldu. İşte bunlardan birkaçı: Ananı da al git. Bu sözler çok uzun süre tartışıldı, eleştirildi, savunuldu. Hamdolsun. Bu kelime tamamiyle Başbakan Erdoğan’a has bir kelime olarak akıllarda kaldı. Haftalarca her espride Hamdolsun demilmeye başlandı. Ümüğünü sıkmak. Bu da Başbakan’ın çok kullandığı kelimeler arasında yeraldı. One minute. Davosa damgasını vuran bu çıkış sadece Türkiye’nin değil dünyanın dilinden düşmedi. Tüm dünyada ve ülkemizde one minute espirileri yapılmaya devam ediyor. Başbakan’ın kendine has üslubundan biri de budur. Bana küfür ettireceksiniz. Başbakan’ın en son söylediği bir öfke hali. Samsun’da teknik görevliye bana küfür ettireceksiniz şimdi diye çıkışıyor. İşte Başbakan’ın bu hali ve halleri göz önünde tutulduğunda farklılığı ortaya çıkıyor. Aslında Türk halkı ile aynı dili konuştuğu, gündelik sokak dilinden farklı olmadığı ancak şimdiye kadar devlet erkanında rastlamadığımız bir üslup. Fakat şunu da belirtelim ki Başbakan’ın bu üslubu öfkeli de olsa sinirli de olsa zaman zaman galiz laflar da çıksa halk tarafından seviliyor ve samimiyetin bir sembolü olarak görülüyor.
İŞSİZLİK HAD SAFHADA
Türkiye’de küresel kriz en çok işsizliği patlattı. Yapılan son açıklamalara göre ülkemizde işsizlik oranı % 12.5 civarına çıktı. Yani rakamsal olarak bakıldığında % 2’lik bir artış son aylarda gerçekleşti. Bunun adı da geçen yıl içinde birbuçuk milyon insanın işsiz kaldığı gerçeğidir. Birbuçuk milyon insan demek birbuçuk milyon aile demektir. O da 5 milyon insana tekabül eder. Beş milyon kişinin sıkıntı içinde olduğu durumu ortaya çıkar. Sadece işsizlik boyutundan bakıldığında böyle. Bir de bu işçilerin çıkarıldığı fabrikalardaki ve işyerlerindeki ekonomik durumun nasıl kötüye gittiği ve işçileri çıkarmak durumunda kaldığı düşünülürse krizin boyutlarının gerçekten çok büyük olduğu gözlenebilir.
KRİZE RAĞMEN NEDEN TÜRKİYE BATMIYOR
Peki krize rağmen Türkiye’de neden çok büyük bir panik yaşanmıyor? Neden faizler binlere çıkmıyor, neden enflasyon anormal derecede artmıyor? Bunun nedeni Türkiye ekonomisine güvenden geçiyor. İnsanlar artık Türkiye ekonomisinin çok sağlam temellere oturduğunu, sarsıntılarla yıkılmayacağına inanıyor. Piyasalar bu yüzden güven içinde. Elbette iktidara olan güven de bunun bir taşı. Hatırlayın 2001 krizinde bir anda ülke nasıl bir panik havasına girmişti. Şimdi soğukkanlılık hakim. İktidar da zaten teğet geçecek falan diye soğukluk verdi, psikiolojik müdahale yaptı. Ancak yine de özellikle işsizlik konusunda bir şeylerin yapılması gerekiyor.
FANATİK PARTİCİLİK VE YEREL SEÇİMLER
Eskiden Türkiye genelinde particilik tıpkı takım tutar gibiydi. Babam Halk Partiliydi ben de o yüzden halk partiliyim, dedem halk partiliymiş babam da ondan sonra bunu devam ettirmiş ben de devam ettiriyorum mantığı geçerliydi. Bilmiyorlardı ki zaten eskiden tek parti vardı ve o da halk partisiydi. Herkes halk partiye oy vermek zorundaydı. Daha sonra çok partili sisteme geçildikten sonra bir toplum ikiye ayrıldı sağcılar solcular. Sağcılar Demokrat partili oldu solcular yine halk partili. 70’lerden sonra ise biraz daha branşlaşmaya başladı siyaset. Sağda milliyetçi, İslamcı olmak üzere iki kol daha belirdi. Solda da biraz aşırı uçlar çıkmaya başladı. 12 Eylül’den önce ise dış mihrakların oyunu ile ülkemizde kardeş kardeşi vuracak derecede paranoid şizofren bir fanatik fraksiyonculuk türedi. Sağcı solcu iki kardeş birbirini öldürdüler. Sen sağcısın ben solcuyum diye. Ardından 12 eylül sonrası millet yavaş yavaş kendine gelmeye başladı. Bu kez İslamcılık ağırlık kazanıyordu. Ama bu kez de gizli eller müdahale etti, balans ayarı ile toplumun bu yönelimini bertaraf ettiler. Aslında ettik zannettiler ama dengeler tümüyle değişmeye başladı. Tüm bu süreçlere tepkisel olarak millet bir partiye yürü dedi. İşte o günden bugüne kadar tek parti iktidarı 6-7 yıldır devam ediyor. Fanatik particilik geçti bitti mi? Hayır. Sadece oranı azaldı. Eskiden milletin büyük bölümü fanatik particilik yapardı şimdi ise bu durum % 20’lere kadar düştü. Bu yüzden fanatik partiler fazlaca bir oy alamıyor. Ama halen her türlü iyi çalışmaya karşı çıkan ama sadece kendi partisi yapmadığı için karşı çıkan guruplar yok değil. Bunlara ağızlarınla kuş tutsan yaranamazsın. Altından musluklar taksan yine de yaranamazsın. Eskiden şehir neydi, yollar caddeler neydi şimdi baksana desen bin dereden bin su getirir ve karşı çıkar. Bunun adı takım tutar gibi parti tutmaktır. Dünya ilerledikçe memleket de ilerledikçe bunların sayısı da her geçen gün azalıyor ancak tümüyle de bitecek değiller. Şimdi yerel seçimler geldi. Bir parti diğer partinin işlerini kötülüyor, diğer parti ise öteki partinin. Daha doğrusu iktidardaki partiyi muhalefettekiler kötülüyor yaptıkları her şeye tu kaka diyor, iktidardakiler de onlar gelirse tu kaka olur diyor. Bakın bir örnek vereyim. Büyükşehir Belediyesi’nin yaptırdığı 7 bin kişilik kongre merkezi gerçekten muhteşem bir olay. Kayseri’nin açığını kapattı. Partiler şimdi buraya onbine yakın insanını toplayıp kış günü aday tanıtım toplantıları yapabiliyor.Eğer bu yapılmasaydı 1800 kişilik o eski kapalı spor salonunda hijyenik olmayan bir ortamda salona sımadan bu toplantılar yapılabilecekti. Partiler modern kongre merkezinde adaylarını tanıtıyorlar ve hatta burayı yaptıran belediye başkanına teşekkür değil karalama kampanyası yürütüyorlar. Enteresan değil mi? Yarın raylı sisteme de binip propoganda yapacaklar ama onu da kötüleyerek. Meydanda miting yapacaklar meydan düzenlemesini görmezden gelecekler. Bizim memleketimizde siyaset ne yazık ki negatif yönüyle kullanılıyor. Yapılan iyi şeyleri takdir etmek yok. Hep tu kaka. Biz gelirsek bunların kökünü kazıyacağız mantığı, hesap soracağız sloganları. Oysa bir parti adayı çıksa kardeşim belediye başkanının yaptığı şu şu şu yatırımlar ve hizmetler çok güzel bundan dolayı takdir ediyorum ama şunlar da kötü dese çok daha inandırıcı ve olumlu olmaz mı? Ama yok muhalefet eleştirmek zorunda iktidar savunma mekanizmasına geçmek zorunda. Her ne kadar fanatizm siyasette az da olsa kendini hissettiriyor ise de vatandaş değişiyor. Artık iyiyi kötüyü ayırt edebiliyor, hizmet edeni de eleştireni de eleştirilerin haklılığını ya da haksızlığını da çok güzel ayırt edebiliyor. Millet biliyor ki yerel yönetimlerde önemli olan halkın parasını çarçur etmeden sokağa atmadan faydalı ve hesaplı hizmetler, yatırımlar yapmaktır. Hayatı kolaylaştırmak için en hesaplı, en az riskli adımları atmaktır. Böyle yapanlar sempatiyi de üzerlerine çekebiliyorlar.
APOCULAR ZIVANADAN ÇIKTI
Seçimler yaklaşırken Apocular yani teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın taraftarları bazı şehirleri savaş alanına çevirmeye başladılar. İstanbul’da Batman’da Mersin’de ve birçok bölgede sanki bir yerden düğmeye basılmış gibi gösterilere kendilerini attılar. Dertleri ülkeyi karıştırmak. İçlerindeki kin ve düşmanlığı ortaya çıkarmak. Ama ne yapsalar da artık geçti. Onların Apo’sunun da işi bitti kendilerinin de. Seçim öncesi gerginlikten medet umarak ellerindeki illeri de kaybetme korkusuna kapıldılar.
ÜZEYİR GARİH VE KURTLAR VADİSİ
Kayserili Yener Yermez Üzeyir Garih Cinayetinden hükümlü. Ama son itirafları acaip ve hem de garaip. Diyor ki Garih’i tapınakta öldürdüler. Sonra videoya kaydettiler. Bana izlettiler. Cesedi sonra mezarlığa götürüp bıraktılar bana üstlenmemi emrettiler. Bu filmi bir yerden hatırlıyoruz. Kurtlar Vadisinde hatırlanacağı üzere Baron olarak bilinen filmdeki ismi Mehmet Karahan olan zatı bir mezarlığın yanındaki Mason tapınağına çağırmışlar ve orada ayin yaparak öldürmüşlerdi sonra da cesedini mezarlık yanına bırakmışlardı. Yıllar öncesinde Kurtlar Vadisi bu senaryoyu işledi. Orada da Üzeyir Garih’in öldürülüşü kastedilmişti. Şimdi dönüp baktığımızda Yermez aynı şeyleri söylüyor. Peki şimdi sormak lazım acaba Yermez filimden esinlenerek uyduruyor mu? Suçu üzerinden atmaya mı çalışıyor yoksa gerçek mi? Ya da Kurtlar Vadisi senaristleri yıllar öncesinden böyle bir senaryo ile neyi ima etmeye ne mesaj vermeye çalıştı. Böyle bir senaryo kimlerden alınan tüyolarla yapıldı? Kafa karıştıran sorular.
MIŞ
*Cemre düştükten sonra kar yağmaya başlamış. Mevsimler de değişmiş insanlar da…
DAMLA
Tarih ancak cesurlarla yazılır.