“BİZLER SİZLERİ, BİRBİRİNİZLE SÜKÜNET BULASINIZ(HUZUR BULASINIZ)DİYE EŞLER HALİNDE YARATTIK. ‘K. Kerim’
Kolay ram olan teslim bayrağını hemen çeken bir cemiyet olduğumuz test edildi. Bir tiyatro grubu İstanbulda deney yapmak istiyor toplumsal direnç alanında. Grup iskele varıyor sıradaki insanlara megafonla bağırıyor “Eller havaya”Eller derhal havaya kalkar. Yahu siz kimsiniz? Biz ne yaptık, suçumuz ne diyen ferdi vahit çıkmaz. Ardınan belediye otobüsüne binerler ve megafonlar “Herkes ayağa kalksın”denir. Aynen cemaat ayağa kalkar arkadaş amacınız ne, hangi yetkiyle bizlere emr ediyorsunuz diyen yok. En son büyük ve lüks bir lokantaya girer deneyci grup”Çatal kaşık bırakın”diye anons yapar ses cihazıyla ve aynen zangır zangır çatal bıçaklar masalara bırakılır.
Toplumsalımızın/cemiyetimizin bu zaaflarını iyi bilen iç ve dış kültürel/ siyasi güçler manevi, sosyal, ahlaki kodlarımızı bozma çabası içerisine giriyorlar. Bu hainliği düşünenler amaçlarına ulaşmak için radyo, tv, gazete, dergi ve özellikle toplumsal görünürlüğü fazla olan konu mankeni denen toplum dışı ahlak ve namus kaygısı gitmiş tiplerle fesat mesajlarını bulaştırma yolunu seçiyorlar. Genç ve canlı kesime onlar ünlü sanatçılar olarak yutturuluyor, benimsetiliyor devasa reklamlarla ardından inanç ve ahlak dışı sohbetlerle yoldan çıkarılmaya, yaşadıkları aileler dar görüşlü, kısa fikirli, çağ dışı gösterilerek aile içi saygı ve sevgi değilde her şeylerini kaybetmiş ortalık malı denen o tiplere özendirilerek evlerdeki huzur ve geleneksel manevi hava katledilmeye çalışılıyor.
Hayatı cinsel/ hedonizminden ibaret gören halkımın namusunu bilmeyenler tesmiye ettiği yüzde ikilik bu getto bayram edebilir, aile mefhumu çatırdıyor. Onun bunun vucut hatlarını yazmayı gazetecilik, nikahsız girip çıktığı erkekleri çarşaf çarşaf teşhir edenlarin sayesinde nikaha, namusa ve huzur içinde yaşamaya olan ihtiyacı ve azmi kırdılar. Artık kanı kaynayan gençliğin bir aile kurma ve kurduğu aileyi her türlü dalgaya, zorluğa rağmen koruma idame ettirmeyi ideal olarak benimseyenlerin sayısı azalıyor. Kaba batı taklitçiliğinden başka bir mantığı olmayan, bedensel hazlar üzerine bina edilen hayatlar manevi, görünmez, güçlü halatların korumasından yoksun olması hasebiyle en acıklı manzaraları resmederek buruşuyor ve atılıyor. Nikah namus kaydından azade ilişkiler kalıcı ve huzurlu olmuyor. O zamanda bir birinden kurtulma, terki diyar kavgası başlıyor. O andan itibaren bölünen aileler ve çaresiz çocuklar filmi vizyona giriyor. Senin benim çocuğuma kim bakar sefil oluyor. Bu acıklı olayları hergün yaşayan şahit olan ve bu ahlaksızlığa dur diyen bir bayan hocamıza ve yazdıklarını okuyunca insanda gerçekten direnme ve evrensel çapta yaygın olan bu devasa yaraya karşı çıkma isteği doğuyor huzura ve mutluluğa samimiyetle inanan insanda. Okuyalım.
EĞİTİM BİTTİĞİ YERDE DAYAK VARDIR!
Araştırmalar, insanlığın problemi olarak uyuşturucu, şiddet ve aile değerlerindeki aşınmaya dikkat çekiyor. Her alanı kapsayacak kadar yayılan şiddet,öncelikle aileyi vurmakta, boşanmalara sebep olmaktadır. “Fiziki güç kullanarak, kişiyi istemediği bir şeyi yapmaya zorlamak” şeklinde tarif edilen şiddet, eşler arasında farklı şekillerde dir. Dövmek, yaralamak, öldürmek şeklinde gerçekleşen kabalığın yanında aşağılamak, küfür, tehdit, alay, sürekli eleştirmek gibi insan onuruna aykırı düşen versiyonlarıyla devam edip gider. Boşanmaların %38 i sözlü, %76 sı ise i fizki şiddetten kaynaklanıyor. . Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu´nun yaptığı bir araştıma sonucuna göre, ülkemizde ailelerin %34 ünde fiziksel şiddet, %53 ünde ise sözlü şiddet uygulanmaktadır. İlgili Aile Bürolarına gelen şikayetler bunu teyid etmektedir. Pekçok vefakâr kadınımız, yuvasını dağıtmamak, çocuklarını perişan etmemek adına, ne hukuken, ne dinen, ne de ahlaken onaylanması mümkün olmayan kötü davranışlara maruz kalabilmektedir. En acı olan yanlış ve utanç verici eylemlere dini dayanaklar bulunarak şiddetin meşrulaştırılmaya çalışılılmaktadır.
Şiddet ve diğer negatif duygular insanın doğasında vardır.Fakat Yüce yaradan kişiye bunları ıslah edecek yetenekleri de vermiştir.İnsanız, elbette öfkeleneceğiz fakat öfkeyi yenmenin yolu kadını, çocuğu veya başka herhangi bir varlığı dövmek, canını acıtmak aşağılamak değildir. Bugün psikiyatristler insanın duygularını eğitebileceğinden, öfke kontrolünden bahsetmektedirler. Bu bizim kültürümüzde “nefis terbiyesi” adı altında varolan şeydir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır. “Gerçek pehlivan güreşte başkasını yenen değil, öfkelendiği zaman nefsine hakim olandır ” Bir başka hadis-i şeriflerinde ise “Sizden biriniz öfkelendiği zaman ayaktaysa otursun, oturuyorsa uzansın” buyurmaktadır. Eğer kişi bütün bunlara rağmen öfkesine hakim olamıyor, sonradan vicdanını rahatsız eden şeyler yapıyorsa bu psikolojik bir rahatsızlıktır ve tedavisi mümkündür. Yüce Allah´ın yarattığı bir varlığın canını yakmanın meşru hiçbir mazereti olamaz. Çünkü insan yeryüzünde Allah´ın halifesidir ve elinin altındaki her varlık ona emanettir. Üstelik Yaradan´ın emanetidir. Emanete ihanet ise gerçekten büyük bir günahtır
Bizim Peygamberimiz SAV hayatında hiçbir kadına veya çocuğa tek fiske vurmamış, savaşa giden sahabilere Müslüman olmayan, savaştıkları insanların kadınlarıyla çocuklarına ilişilmemesini emretmiştir. Biz inananların her konuda olduğu gibi aile konusunda da onun gösterdiği, emir buyurdukları umdelere riayet edersek huzurlu bir hayat yaşarız. Yegane örneklik “O”dur.