Şubat ayı haberlerinde, “Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu (DDK), şans oyunlarını masaya yatırdı” denilmekteydi. İşin aslını anlamak için raporun aslına kulak astık.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül´ün özellikle istediği rapor, Ağustos ayında tamamlanmış. Bu amaçla özel bir kamuoyu araştırması da yaptıran DDK, çarpıcı sonuçlara ulaşmış. Ankete katılanlar 1.536 kişi içinde, açlık sınırında olduğu halde, umudunu şans oyunlarına bağlayanlar dikkati çekmiş.
Nasıl umut bağlamaz ki?!. Milli Piyango Dairesi yılbaşında yeni yıla milli kumarla başlıyor. Loto, çıldırıyor; çıldırtıyor. Toto, milyarlara koşuyor. İddaa verdiğini geri iade ediyor. Devlet, vergi devşiriyor.
Herkes umutlu; ama mutlu mu?
26 ilde yapılan araştırmada, Türk halkının yüzde 9´u, şans oyunlarına ayda 150 lira ve üzerinde para harcamış. Bu grubun % 35. 6´sının geliri, “açlık sınırında” deniyor. Açlık sınırı deyince asgarî ücret sanmayın. 2008 yılındaki açlık sınırı 730 lira. Açlık sınırı denilen rakam devletin rakamı değil; devletin şahsında hükümetin asgarî ücreti 580 liradır. Türkiye genelinde şans oyunları oynayanların tamamında, açlık sınırındaki kitle, ayda 100 lirasını şans oyunlarına yatırmaktaymış.
Rapora göre, “Yasal 18 yaş sınırının altında kalan kişilerin yarısından fazlası şans oyunları oynuyormuş.” Öteki adıyla kumar. Hemen hiçbir konuda yasal ehliyet tanınmayan bu gençliğe, “iddaa oynama hakkı” nasıl tanınmaktadır? Hatta gençlerin en çok istediği sürücü ehliyetini bu yaşı doldurmadan vermemektedir. Resmî idaaa yasağının kağıt üzerinde kaldığı; bu gençlerin yarısının iddaa hakkını (!) kullandığı DDK raporuyla isbatlanmaktadır.
Beden sporu olan futbol, basketbol ve at yarışları kumar oyunlarına kaynak teşkil ediyor. Atalar “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” demişler. Sağlam vücudu anladık da “kumarcı kafa” nasıl sağlam kafa oluyor? Onu anlamadık. Anlayan/anlatan varsa, buyursun.
İddiaya varım ama iddaa’ya yokum.
İddaa’nın tam olarak ne olduğunu, nasıl oynandığını bilmediğim için internet sitesine girdim. Nasıl oynandığını göstermek için bir film hazırlanmış; atılacak bütün adımlar, müşteriye kaybetme korkusu ortadan kaldırılarak gösteriliyor. Önce bayiden beleş bir program alarak işe başlıyorsun. İştahın kabardıkça misli’ni oynuyorsun. “Bu yolu izleseniz, oynayasınız gelir” diyorum; iddaa’ya yokum ama iddiaya varım.
Sütün kaymağını yemeyecek olanlar niye “pazarlama” yapsınlar ki! Özel sektöre yasak olan kumar, devlet kuruluşu eliyle yapılınca serbest oluyor. Adı da “millî” konuyor. Millî Piyango Dairesi. “Millî Kumar Dairesi” diye algılasak bile, kumarın millî’si nasıl oluyor?!.
Bunun millî olmadığına iddiaya varım ama iddaa’ya yokum.
“İçki-kumar-zina” şeytan üçgenidir; şeytan kavramına inanmayanlar “Bermuda üçgeni” diyebilirler. Devletin “İyi işlere motor; kötü işlere fren” görevi yapması gerekirken tersini yaptığı görülmektedir.
Köpek gibi yavrulayan şans oyunlarının son ürünü İdaa’nın faydaları arasında, arkadaşlık edinmeye en fazla iddaa oyununun aracılık ettiği görüldü” denilmektedir. Bu, iki kere doğrudur:
1- Kanunların olgunlaşmamış saydığı 18 yaş altında arkadaşlık edinmek daha kolaydır; çünkü delikanlı olan; menfaat beklentisi ve çıkar çatışmasıyla tilkileşmemiş beyinler işin içindedir.
2- Bu arkadaşlık ise “kumar arkadaşlığı’dır.
Raporda “oyun bağımlılığı” ifadesinin kullanılması ve bunu tedavi edecek merkezlerin kurulmasının önerilmesi çok olumlu bir gelişmedir.
Erciyes’in güney eteğindeki köylerin birinde, yaşlı bir teyzeye “Oğlun kumar oynuyor!” derler. Yaşlı teyze, köseğiyi kaptığı gibi kumar oynanan eve baskına gider; kapıyı teper. Ötekileri önemsemeden oğluna “Demek kumar oynuyorsun haaaa!!!.” diyerek köseğiyi indirmek ister ama kurt gibi gençler, sopayı havada tutarlar. Oğlan “Ne kumarı ana! Bak, kâğıt oynuyorum” diyerek iskambil kâğıtlarını önüne atar. Şaşıran kadın “Öyle mi?! Bana da kumar oynuyor demişlerdi. Kâğıt mıydı? Oynayın; oynayın öyleyse…” diyerek köseğisiyle kös kös evine döner.
Bunlar kumar oynamıyor; şans oyunları oynuyorlar! Sağlam vücutta olduğu iddia edilen tilki kurnazlığındaki “kumarcı kafa” öyle diyor. Devlet onun adını “Millî Piyango” koymuş; sen millî kumar desen ne çıkar. Sonra çeşitlendirmiş; toto, loto gibi. Hikâyedeki teyzenin rolünü üstlenen millet, “Kâğıt mı oynuyordunuz? Oynayın öyleyse…” demeye devam ediyor.
Halkın “Din-ayet” dediği; milletin dini temsilci Diyanet ise “içki-kumar-zina” konusunda suskunluğunu sürdürmeye devam ediyor. Ne yapsın? “Devlet Baba’ya karşı gelinmezki.
Bunun aynen böyle olduğuna dair, İddaa’ya yoğum ama iddiaya varım.
Siz de iddiaya var mısınız?