Devlet Tiyatrosunda hafızlar derneğince tertiplenen Kutlu Doğum tasavvuf konseri ve konferansın konuşmacısı olan Dr. Şaban Karasakal hocayı dinleyince kendimi biraz gavur-haşa-gibi hissettim. Hoca olmayı doğal bir seçkinlik sananlara göre aykırı bir laf etmiş olabilirim ama ben sevgili Peygamberimi bilirim ve kendimi onun ilke ve getirdiği insanlık inkılabının neresine göre durduğuma göre değerlendiririm. Seyit Kutup –şehid-da “Kuranın Gölgesinde-fi zilalil kuran—da kendini Müslüman sananlar diye bir tipolojiden bahseder. Benim korkum da nefsimin o zümreye dahil olma endişesidir.
Pakistanın bilgesi Muhammed İkbal, benzer bir simülasyonla olaya değiniyor. Suriyeli alim Cevdet Said’in “İslami Mücadelede ŞİDDET SORUNU” adlı eserinde naklettiği fikirleri kendini “Kadıyı Kudat-ermiş, erişmiş, kadıların kadısı”görmeyen nefsinin ve şeytanın zebunu garibanların okuyup azıcık nefislerine çeki düzen vermeleri için paylaşmayı gerekli gördüm. Başta ben fakiri hakire fayda verir inşaallah.
PEYGAMBERİNİN GETİRDİĞİNİ ÖĞRETİYİ ANLAYAMAYAN MÜSLÜMAN AKLINI VE KALBİNİ SAYISIZ PUTLA DOLDURUR
Tüm dileğim odur ki, Müslümanlar, sahabenin gönlünde var olan islamla bugün kendi gönüllerinde var olan islamı birbirinden ayırt etsin ve ikisini birbirine karıştırmasın. Muhammed İkbal’i “Allah CC tarafından gönderilmeyen İslama”karşı cephe almaya sevkeden husus buydu zaten. İkbal, İslam düşmanlarının uydurup İslamın kendisi diye insanlara lanse etmeye çalıştıkları dine karşı seferberlik ilan etmiştir. İslam düşmanları, Müslümanların kılıcı karşısında uğradıkları hezimetlerinin intikamını almak için böyle bir tuzak kurma ihtiyacını hissetmişlerdi
Zira onlar bu mücahid ümmetin sahip olduğu güç ve heybetin sırrının, gönüllere hayat veren Kur’an öğretileri olduğunu iyi biliyorlardı. Onun için bu ümmeti Kur’an’dan uzaklaştırmak ve onu Kur’an’dan uzak bir islamla baş başa bırakmak ihtiyacı hissetmişler ve bu uğurda her türlü fedakarlığı sergilemekten geri kalmamışlardır. O kadar ki, kurdukları hile ve desiselere basit Müslüman tipler aldanmış ve serabı –çölde uzaktan görülen ve su sanılan yanına yaklaşılınca boş çıkan aldatıcı hasünilasyon, göz yanılması—su zannetmişlerdir. İşte hayat ve heyecan dolu ümmeti bu şekilde pasif ve etkisiz hale getirmiş ve derunlarına zillet ve ümitsizlik tohumlarını ekerek onları “Bir yığın kül”e çevirmişlerdir.
İşte İkbal, tüm hayatı boyunca, Kur’an’dan uzak İslam’ın devre dışı bırakılıp Kur’an’a dayalı İslam’ın yeniden hakim olması gerektiğinin mücadelesini veriyordu. Müslümanın akıl ve kalbinin İslamı anlamaktan aciz bir duruma geldiğini ifade eden bir beytinde bu gerçeği şöyle vurguluyordu:
“MÜSLÜMAN PEYGAMBERİNİN GETİRDİĞİ ÖĞRETİLERİ ANLAMAKTAN ACİZ KALDI
AKIL VE KALBİNİ SAYISIZ PUTLARLA DOLDURDU”
İBNÜL CEVZİ’DEN “LATİFELER”
**Şuayb b. Harb bir kadınla evlenmek istedi. Ona: Ben kötü ahlaklıyım dedi. Kadın: Senden de kötüsü, seni kötü ahlaklı olmak zorunda bırakan kimsedir, dedi.
**Ebul Kasım Ubeydullah b. Umer el Bakkal anlatıyor: Hocamız el Muharrem evlendi ve bana şöyle anlattı: Kadını evime getirdikten sonra her zamanki gibi bazı günler yazmaya başladım. Bir gün annesi geldi. Önümdeki mürekkebi aldı ve yere atıp kırdı. Ona: Ne yapıyorsun sen? Dedim. “Bu kızım için üç yüz kumadan daha büyük bir beladır”dedi.