Sevgi seline dönüşen coşkun kalabalıklarla, muhterem Muhsin Yazıcıoğlu’nu Hakk’a uğurladık, mukadderat. Allah rahmet eylesin, mekanı Cennet olsun.
Helikopter kazası haberi, dua ve umut dolu arama çalışmaları ve trajik vefat haberi, yediden yetmişe herkesi derin üzüntüye boğdu.
Vefatının arkasından, memleketimizde ne kadar yazar, çizer, fikir beyan etme makamında insan varsa, aşağı yukarı hepsi, ‘yeri doldurulamayacak bir insan’ı kaybetmiş olmanın hüznü ile duygularını ifade ettiler.
Halkın kendisine bu kadar yakın bulduğu, Şarkışlalı çiftçi bir ailenin oğlu olan Muhsin Yazıcıoğlu için, ‘cihana gelmedi böyle bir siyasetçi’ kabilinden söylenen sözler, maalesef ve ne yazık ki, henüz hayattayken destek ve oy olarak hiçbir zaman sandığa yansımadı.
Dillere destan, dik ve onurlu duruşu ve yine maalesef ve ne yazık ki, kitleleri arkasından sürükleyemedi.
Dış güçlerin ve siyonizmin ülkemiz üzerindeki planlarını faş eden beyanatları, o kadar acı ve bir o kadar üzüntü vericidir ki hiçbir zaman dokuz sütuna manşet olmadı.
Geldiği şehirlerde, çoğu zaman gelişi ve beyanatları birinci haber bile olmadı.
Şimdilerde ‘güzel insan’ namı ile neredeyse gazetelerin ilk sayfalarını dolduran bu güzel insanın güzelliklerinden daha önce hiç bahsedilmedi, ne yazık ki.
Popüler parti liderlerinin, oturması kalkması, birinci sayfa manşeti olurken, kendisine hep aradaki iç politika sayfalarının alt kutucuk haberleri nasip oldu.
Kurmuş olduğu partisini teşkilatlandırmak için, şehir şehir, ilçe ilçe kıt kanaat imkanlarla gezerken, popüler siyasetin başında olan, kırk yıllık dostu olduklarını iddia edenler, üzerimize düşen bir şey var mı diye hiç sormadılar, hatta şehirlerini ziyarete geldiğinde çoğu kez tanımamazlıktan geldiler.
Şimdilerde arkasından ağıt yakıp gözyaşı döken bir kısım dava arkadaşları, bir zamanlar kendisini suçlamaların en ağırı olan ‘ihanet’le suçlamamışlar mıydı?
Gazetelerde, sayfa sayfa, köşe köşe, göz yaşı döküp ağıt yakan neredeyse hiçbir yazar ve çizer, daha önceden, bu onurlu, samimi, ihlaslı ve dik duruşlu güzel şahsı şehadet parmağı ile işaret edecek bir satır dahi kaleme almadı.
Varlığında bu şekilde parmağını oynatmayanlar, ardından ağıtlar yakmak yerine, bu güzel insana sahip çıkıp kol kanat açmadıkları için, popüler siyasetin peşine takılıp bu onurlu duruşu görmezlikten geldikleri için, nedametlerindendir aslında hüzünleri ve gözyaşları…
Kendi liderleri sıfır uçak ve helikopterlerle fink atarken, bir taşra teşkilatının aralarında para toplayarak, kıt kanaat imkanlarla, üç bin dolar düşürtebilmek için kırk pazarlıktan sonra kiraladıkları, düşük modelli, kıçı kırık helikoptere mahkum ederken, hiç sordular mı bu güzel insana, ne yiyip ne içtiğini, şimdilerde göz yaşı döken kırk yıllık dostları, ahbapları, arkadaşları?
Dostluk bu mu, vefa bu mu, gönüldaşlık bu mu, arkadaşlık, reis’ine sahip çıkmak bu mu?
İçi doldurulmadan, hoyratça tüketilen, naylonlaştırılmış bu kavramların değerini tam idrak edemediğimizde, son yılların en trajik filmi olan ‘Babam ve Oğlum’ filmindeki, yaşarken oğlundan bir tebessümü, bir hoş bakışı dahi esirgeyen ‘Hüseyin Efendi’den daha traji-komik duruma düşüyoruz aslında…
Ne diyordu Hüseyin Efendi, yaşarken kıymet vermediği, yüzüne bakmadığı oğlunun ardından, dinleyin. O unutulmaz sahneyi zihninizde canlandırarak…
‘Tam burda şöyle. Tam kollerimi açeydim iki yana. Tuteydim onu ben. Gitme diyeydim. Onbeş sene evelsi dureydim boyle. Tuteydim sadık diyeydim. Sarıleydim evladıma. Getme diyeydim. Ağzım dilim dal oleydi, get diyen dilip kopeydi. Benim yüzümdeeeeeen!’ diye bağırıp, kafayı sıyıran Hüseyin Efendi’den ne farkı var Allah aşkına, ‘güzel insan’ edebiyatı yapan yazarlarımızın, düşünürlerimizin, politikacılarımızın ve dahi büyük insanlarımızın…
Hak ve hakikatin; iyinin, doğrunun ve güzelin yanında durup destek olmadığımız, parmağımızı oynatmadığımız sürece, iş işten geçtikten sonra gidenin ardından methiyeler düzüp ağlamak, zıklamak fayda etmiyor ne yazık ki.
Bu tür yazıları okudukça, methiyeler içeren beyanatları dinledikçe, Muhsin abi’nin bir taraftan çıkıp, onurlu dik duruşu ve memleket kokan o ses tonuyla ‘dostumsan benimle ol, değilsen nerede olursan ol’ demesini o kadar çok isterdim ki…