“İLİM VE AHLAK SAHİBİ İÇİN GURBET, CAHİL İÇİNSE VATAN YOKTUR” Münebbihat’tan
Gelmiş geçmiş zamanların-ezman- deryası içerisinde 2000’li yıllar, ya insanlığı uzlaştıracak, evrensel barışı, manevi huzuru tesis edecek, ya da küresel hayatları ebediyen söndürecek evrensel bir maddi/ manevi tufanın bidayet noktası olacak gibi görünüyor. Geçmişin düşünceleri, savaşları, dayatma ve karmaşaları insanlığa esenlik sunamamıştır. İnsanın uygarlık ve antropolojik seyrü sülükü 21. yüzyılda da sürmektedir.
Antropolojinin ve uygarlık tarihinin testleriyle yüklü ve şu anki –sözde-ultra uygarlığın beklenmedik kriz/bunalımıyla epey kabarmış olan tarih ırmağı, girdiğimiz ve yaşadığımız yüzyılda, olağanüstü bir tercih yaparak, bir şık seçerek hamilesi olduğu sularını daha fazla tahammül edemeyerek bir ummana boşaltacak gibi.
Şıkların hangisinin ortaya çıkacağı konusunda kahin olmak yahut kehanette bulunmak lazım değil. Önemli olan inananlar olarak, yani elhamdülillah müslümanım diyen bizler tarihin ve insanlığın gidişatını hayırlı ve insanlığın yararına hayırlı bir sonuca doğru yönlendirilmesi için ifa etmemiz gereken rölü isabetle belirleyelim. Meselenin bam teli burada.
Zaman ve mekanın önemi yoktur. Müslümanın oynayacağı röl, ve ifa edeceği vazife örneklik, önderlik, fedakarlık ve numune i imtisal olmak insanlığa Kur’an tabiriyle “Şahitlik-rol model- olmaktır. Bu rol öyle sıradan bir röl değil;Malik Bin Nebi’nin deyimiyle insanlığın baş rölüne oynamaktır. Malik Bin Nebi söylediğini yapan Cezayirli bir yiğittir. O Fransa’da doğar büyüyüp üniversiteyi okuduktan sonra; Fransa’da mühendislik yaparak emperyalizme kölelik yapacağıma gider kendi ülkemde hamallık yaparım ondan iyi diyerek Cezayire dönerek ülkesinin özgürlük savaşına katılmış ve Fransız işgalinin defedilmesinde üstün katkıları olan bir düşünürdür.
Bakara 143. ayetindeki sizi “Hayırlı bir ümmet olarak insanların içinden çıkardık”derken bizim rölümüz peşinen belirlenmiştir. Şahitlik dediği ilahi irade tarafından biçilen bu rölü doğru şekilde ifa ederek insanlığa insan onuruna haysiyetine yakışır bir hayatı yaşamasını sağlama çabasına delalet etme fiilidir.
Böylesi ulvi bir başrölün, gerekli bütün ahlaki erdemleri kuşanmamızı talep edeceği malum. Bizler Allah’ın CC bizi yükümlü kıldığı şahitliğin yanında diğer insanların-sadece Müslümanların değil- kardeşi rölümüzü de üstlenmeliyiz. Bu kardeşlik rölümüzü üstlenmeliyiz, çünkü ortak alın yazımızı onlarla birlikte kurtarmamız gerekiyor.
Birinci rölümüz olan şahitliğimiz nitelik olarak ahlakidir. İkincisi olan kardeşlik rölümüz ise hem ahlaki hem de sosyal/sosyolojik yapı taşır.
FİKRİN SAHİHLİĞİ YETMEZ ETKİLİLİĞİ ÖNEMLİ
Ben sözü burada Malik Bin Nebiye bırakıyorum. O etkililiğin gerekliliğini şöyle izah ediyor:” Bizim bütün dikkatimizi üzerinde toplamamız gereken bu meseledir, yani etkililik meselesi birinci meselemiz olmalı. Çünkü etkililik sahihliği/ doğruluğu onaylamakta ve hemen tesirli kılarak güncellemektedir.
Gerçekten de, kendi kendimize”Nasıl sahih ve etkili olmalı? Sorusunu soracak olursak, bu iki terimin iki farklı anlam taşımasına rağmen , bizim cevabımız tek olacaktır. Ortaya konan meselenin her iki şartına da bizler ancak ve ancak İslam hakikatiyle cevap verebiliriz.
Fakat bizler, her birimiz tarafından düşünülen ve yaşanılan İslam’a bir “İşleyen hakikat”boyutunu da mutlaka kazandırmamız gerekiyor. Demek istiyoruz ki bu hakikat yani İslam hakikati, bütün insanların kardeşçe yaşayabilecekleri bir geleceği vaad edebilmelidir.
Onca kıyamet alametlerinin üst üste toplandığı bu çağ, ancak işte bu bedelle bir Hazreti İbrahim kardeşliği ve daha da ileri giderek Hazreti Adem kardeşliği çağına dönüşebilecektir.