“FİKİR ÖZÜRLÜ TOPUMLARDA YÜK KELİMELERE YÜKLENİR” Malik Bin Nebi
Nobel marka yazarımız Orhan Pamuk’un İstanbul’unu ve unuttuğum bazı eserlerini okudum. Genellikle yaş ve yaşlık üzerine döktürdüğü kitaplarından Masumiyet Müzesini okuduğum şu günlerde adamın öyle masum aşk ve sevişme serüvenleri peşinde olmadığı kanaatiyle irkildim. Ne zaman irkildiğimi söyleyim.
Kendiliğinden soyunan ve çekinmeden sonuna kadar gidebilen eski Türk kızları gibi –kendi deyimi-nişan nikaha gerek duymayan çağdaş ya da sürçağdaş-sürrealisttin sürtüşmesiyle uyduruldu-kız Fusunla kurban bayramı günü babasına likör almak için meyhaneci Çetin’e dükkan açtırmaya giderlerken, İstanbul’un kokuşmuş ve geri kalmış semtindeki kurban kesenlerin kabalıkları bağlamında ZAVALLI KURBANLIK ların kesilirken çırpınışlarını betimleyişi adamda bırak kurban kesmeyi İslam dininden çık ve hangi dine girersen gir hatta ateist ol fikri uyandıracak ustalıkla araya serpiştiriliyor.
Hele Kur’an’ı Kerimdeki İbrahim- İsmail AS kıssasını anlatışı ve o çok cesur kızın yanıtları şüphe ve inkarı kafaya kazıyan mesajları beni bu kıssalar konusunda aşırı çuvallatmıştı. Yani aziz İslam kıssayla vuruluyordu Nobel marka mürekkep işemişin kitabında. Amacı, sevişme, roman sanatı falan sandırmak içinde araya şu tür gevşetici haplar-pardon kelimeler—serpiştiriyor;”Annem ve babam; dine saygısız değil ilgisizdiler vs. Dini bayram günü likör aldırıyor, ziyaretçilerine ikram edecekler. Hangi dinden akrabalarsa bilen anlayan beri gelsin meseli!!!
Yol boyu diyaloglarında sık sık;”İri kasap bıçakları, kocaman bıçaklar”repliği özenle vurgulanıyor. İncil dağıtanların Neden Kurban? İsimli bir kitapları var. Yazarı Kamil Musa. İslami usuldeki kurbanın gereksizliği ve kabalığına “İNCE AYAR” vurgu yapılıyor. Piyasada kitap mebzulmüş çoğu cahil onu inanın İslami kitap sanarak okur. Uslubu ve kamuflajı o kadar mükemmel dizayn edildi.
Bir de sahnede yabancı erkek sanatçıya parmak atarak yani sarkıntılık ederek adını dünyaya duyuran Hülya Avşar’ın sözleri beynimin en küflü köşelerinden sökülüp gelince;”İbadeti, canlı hayvan kesmek olan bir dini içime sindiremiyorum”lafını pazılın boş kalan yerine koyunca ortada sanat manat değil de bir orospuluk olduğu-- rahmetli babamın hergün istimal ettiği şekilde—herşey ayan beyan ortaya çıkıyor. Bu gizli kilise muhiplerini vurguladıktan sonra bir vesileyle biz hakiri pür fakiri huzuruna kabul eden Celal Kırca hocama bu kıssalar konusunu sordum.
KUR’AN’I KERİMİN ÜÇTE BİRİNDE AYETLER KISSALARLA AÇIKLANIYOR
Bir anlatım yöntemi olarak kıssa gerekli mi, yahut kıssalı konuşmalar dini açıdan uygun mu? Diye sordum sayın Kırca’ya. O da hemen, kısaca elbette dedi. Kur’an’ı kerimin üçte bir yani 2000’den fazla ayeti kerimesinde kıssalara yer veriliyor. Gerekli değil, muhatabın konumuna bilgi, görgü ve algılama derecesine göre zorunluluk dahi arzeder diyerek kendisine komünimle sosyalizm arasındaki farkı sorana –yıllar evvel- verdiği yanıtı nakletti. Tabii kendimizi tutamayarak aşırı güldük.
“Köyün birinde doğan çocuğa, köylü meydana toplanır ve ad verirlermiş. Günün birinde yeni bir doğum olmuş ve doğan çocuğa eşek adı verilmiş. Zamanla çocuk büyümüş ve evlenmiş. Evlendiği kadın demiş günün birinde; senin bu adından utanıyorum değiştir adını. Adam köy ihtiyar heyetine gitmiş istekte bulunmuş ve köylü toplanarak yeni ad vermişler. Yeni adı sıpa olmuş. Adam eve gelmiş sevinçle tamam karıcığım adımı değiştirdim demiş. Ne yaptılar diye sormuş kadın. Sıpa demiş adamcağız. Yarın sıpa büyüyünce yine eşek olacak demiş kadın. Yani sosyalizmin bir aşamasıdır kömünizm,”diyince adam hah, tamam şimdi anladım demiş.
Bir de kıssalarda değerlendiriş yorumlanışı ve doğru anlaşılması farkı dedi Hoca. Onu da bir temel fıkrasıyla kendisi kadar mükemmel nakledemesek de gerekli ve yararlı olduğuna kani olduğumuzdan anlatıyorum.
“Temelle dursun ormana gitmişler. Yolda aksilikler birbirini kovalamış azıkları ve suları çok çok azalmış. Ormanda Temel,yiyecek meyve koparmak için ağaca tırmanmış ve azıkla suyu bitirecek diye endişe ettiği Dursuna bağırıyormuş daldan. Ekmeği yiyorsun suyu da bitiriyorsun ayıp yapma etme diyormuş ikide bir. Dursun da hayır vallahi yemiyorum diye yemin ediyormuş yediysem in bak diyormuş. Neyse koparacağını koparmış inmiş Temel bakmışki hiç yenmemiş ve su da içilmemiş. Dursun dala tırmanmış bu sefer. Dursun aşağı bakıyor, Temel aldı yiyor sudan da azar azar içiyor. Bağırmış azığı bitirme suyu içmeeeee.. Hani ben dala çıktığımda yiyorsun görüyordum ya. Sende şimdi beni yiyorum sanıyorsun deyince, daldaki Dursun da “Hakkatan buradan yiyorsun gibi görünüyor”demiş. Dediğin doğruymuş diyor.
Evet sevgili okuyucularım. Bakış açısı bilgi seviyesi ve düşünce disiplini hayatın çok çok önemli kısmını teşkil ediyor. Hocamızdan kifayetsizliğimizi affetmesi dileğiyle……