MÜFTÜLER VE İMAMLAR, İKTİDAR VE HUHALİFİYLE SİYASİLER SİZ TATLI TATLI KONUŞUYORSUNUZ AMA BENİM İNSANIM AÇ!
“MÜSLÜMANLIK SANA YAPILMASINI İSTEMEDİĞİN ŞEYİ BAŞKASINA YAPMAMAKTIR” Hz. Muhammed S.A.V.
Adam bitkin vaziyette gazeteye girdi. Arkadaşlar burada yetkili kim derdimizi kime anlatacağız. Kılık kıyafet dağınık ve potansiyel tehlike arzeden bir fonetip. Abi oturun bir çay için hele dedim.
Devamlı dairede duran arkadaşlar yadırgamadı. Sonradan hocam günde kaç tanesi geliyor, bu ney ki dediler sonradan.
Ben inşaat ustasıyım 2 yıldır işsizim arkadaşlar ben dilenci değilim utanıyorum ama açım dedi ağlamaya başladı. Hangi valilik kaymakamlığa, kaymakamlık sosyal hizmetelere havale ediyor. Çocuğum kalp hastası vs. İçler acısı durum. Lüx arabalara binenler ve hava atanlar iyi okusunlar. Krizi fırsat bilip vurgun vuranların okumasına gerek yok onların kalp mahalli boştur.Bizim yazmaktaki amacımız insanı ve milleti düşünebilecek kriterleri yitirmemiş olanlar.
Pazar günü organizede işçiler rehine alındı, adam kalaşinkofla intihar etti haberleri gelince artık düşünemez, akıl fikir yürütemez olduk. Hele krize rağmen camilerden şurya şurya yardım anonsları yapılması insanı deli ediyor. Rasulullah SAV çok pahalı camilerin içinde namaz kılmadı ve kıldırmadı. Sayın müftülerim haddim değil ama vazifemdir, azıcıkda risk alın ve zenginlere vaaz nasihat ederek etmezse demokratik protesto eylemleri düzenleryerek zenginleri yola getirin bütün halk sizin yanınızda olacak ve Allah CC sizlerden razı olacaktır. Artık dairenizden çıkın ve çığlığı duyarak orta sahaya insanlığın merkezine inin sayın imam kardeşlerim ve müftülerim. “Fukaralık kafirliğe denktir.” Buyurmadımı efendiler efendisi peygamberimiz SAV .
Fukaralık canlarına tak dedi. Kafirliği bıraktı intihar ediyor ve hepimiz mesuluz. Öyle kürsüden söylemler kesmiyor. Bir yanda vicdansız merhametsizler bu tarafta çaresizler.
SİYASETÇİLERİN VE KEYFİ İŞÇİ ÇIKARAN ZENGİNLERİN ALAYI, UTANIN!
Yazımın bundan sonraki kısmını değerli eğitimci ve 30 yıldır tanıdığım kıymetli ağabeyimiz kendileri şu anda bir öğrenci yurdunda müdürdür Mustafa Temizerin bana yolladığı yazıya bırakıyorum.
Toplumsal problemlerin çözülebilmesi için bazı alışkanlık ve yanlış duruşlardan kurtulmamız lazım. Başta kendilerini doğru ve kusursuz göstererek kendilerini hasta eden, milletin de hastalanmasına neden olan “Toplum önderleri” kusursuzluk iddialarını bırakıp laf oyununu orta oyunu tiyatrolardan vazgeçmeli. BEN YAPTIYSAM DOĞRUDUR, BENİM LİDERİM, BENİM PARTİM YAPTIYSA DOĞRUDUR diyerek problemleri görmezlikten gelme hastalığından kurtulmalıyız.
Problemlerimizi çözmek için öncelikle” FERT OLARAK” üzerimize düşen görev ve sorumluluklarımızın neler olduğunu, bunları yerine getirip getirmediğimizi düşünerek kendimizi sorgulamalıyız.
İŞSİZLİK ÇÖZÜLEMEYECEK BİR SORUN MU?
İnsan, yaratılış gayesine uygun olarak aklını iyi kullandığı sürece çözemeyeceği hiçbir problem, aşamayacağı engel yoktur. İnsan, karşılaştığı problemleri çözmekle yükümlüdür. Problemler karşısında ezilmek, çaresiz kalmak acizliktir. Allah bize karşılaştığımız problemleri çözebilecek, engelleri aşabilecek yetenekleri vermiştir. Yüce Mevla ‘’ Allah bir kimseye ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. ‘’ Bakara 286 ‘’ dediğine göre insanın çözemeyeceği problem, aşamayacağı engel yoktur. Yeter ki sorumluluklarımızın bilincinde olalım, görevlerimizi hakkıyla yerine getirelim.
Allah, insanlara kaldıramayacağı bir yükü yüklemeyeceğini vaat ettiğine göre herkes, sorunlarını çözebilecek, sorumlu olduğu insanların yükünü taşıyabilecek özelliklere sahip demektir. Eğer insan, kul ve makam sahibi olarak görev ve sorumluluklarını yerine getirmiyorsa bu, o insanın yetersizliğinden ziyade dünya imtihanındaki geçirdiği zafiyetlerden ve başarısızlıktan kaynaklanmaktadır.. Zaten insan, sorumluluğunun bilincinde olarak sorumluluğun kendisi için bir sınav olduğunu düşüncesiyle hareket ederse; eksik olsa bile öncelikle sorumluluk almayı düşündüğü veya aldığı alan için kendini yeterli hale getirir ve sorumluluğunun gereğini yapar.
Yeterli olmadığımız bir göreve talip olmak, yeterli olduğumuz halde sorumluluklarımızı yerine getirmemek büyük bir vebaldir. Her iki durumda da hem topluma hem de Allah’a hesap vermek zorundayız. Bilmek, öğrenmek bir sorumluluktur. Bildiklerini anlatmak, bildikleriyle amel etmek, hayatını bildiklerine göre tanzim etmek sorumluluktur. Bilen insanların, sorumluluklarını yerine getirmedikleri zamanki durumları “KİTAP YÜKLÜ MERKEPLERE” benzetilmektedir.
Ferdi problemlerin çözümünde fert olarak yükümlülüklerimizi yerine getirip getirmediğimizden sorumlu olduğumuz gibi; bir de Allah’ın bir takım insanların sorumluluklarını kendine verdiği fertler ve kurumlar, kurumların başındaki insanlar var. Bu insanların sorumlulukları daha da fazla. Hepimiz mesuliyetimiz altında bulunanlardan sorumluyuz. Anne-baba çocuklarından, okulda müdür öğrencilerinden,, belediye başkanı beldesinden, vali ilinden… başbakan da ülkesinden sorumlu.
Hz. Ömer’in ‘’ Dicle kenarında otlayan bir kuzuyu kurt kapsa ilahi adalet onu Ömer’den sorar. ‘’ diyerek dile getirdiği devlet sorumluluğunu, vicdani sorumluluğu her devlet başkanının duyması gerekir. Vatandaş böyle bildiği için çözümü siyasetten istiyor.
VATANDAŞ BİR ŞEY DAHA İSTİYOR
‘’İflas eden tüccar servetini kaybeder, umudunu yitiren her şeyini kaybeder.’’ İşte vatandaş her şeyini kaybetmemek için bir umut ışığı istiyor. Laf değil iş istiyor, yürütmenin vaat ettiği şeylerin icraatını görmek istiyor.
Nerde görmek istiyor ? Ziya paşa’nın dediği yerde -
‘’ Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz
Görünür rütbe-i aklı esrinde. ‘’ – eserlerinde görmek istiyor.