İLK OTOMOBİL :Ulaşımın neredeyse tamamının kağnı ve atlı arabalarla gerçekleştirildiği 1910’lu yıllarda, Kayserili iki müteşebbis, ulaşımı rahatlatacağı ve kar getireceği ümidi ile İtalya’dan satın aldıkları üç adet binek otomobili Kayseri – Ereğli arasında işletmek üzere karar verirler. O yıllarda şehri Ankara ve Ereğli’ye bağlayan çok da düzgün olmayan iki şose yol ancak vardır. Vapurla İstanbul’a, oradan trenle Ereğli’ye gelen otomobillerin Kayseri’ye ulaşacağı günü, telgrafla bildirirler. Halk büyük bir umut ve heyecanla Kayseri girişinden başlamak üzere, kilometrelerce uzaklara kadar yol boyunca beklemeye koyulurlar. Bildirilen günün akşamının geç saatlerine kadar bekleyen kalabalıkların ümidi tükenir. Ertesi gün de beklenir yeni vesayitler, ama nafile. Bir sonraki gün nihayet üç otomobilden ikisi, bozuk şose yolları, çamur ve bataklıkları aşarak Kayseri’ye ulaşır. İnsanların taaccüplü bakışları arasında Kayseri – Talas arasında birkaç sefer yapar ama, teknik sorunları ve sık arızalanmaları dolayısıyla pek randıman vermez bu iş, müteşebbislerine. İstanbul’a gerisin geriye satarak elden çıkarıp kurtulurlar fakat bu acı tecrübe gelecekte Kayserili müteşebbislerin önünde, yenilikçilik ruhunu engelleyici bir etken olarak hatırlanacaktır.
İLK TREN : Yine aynı tarihlerde, Bağdat – Hicaz ve Anadolu demiryollarının yapımına hız verildiği bir dönemde, Meclis-i Mebusan’da Kayseri Mebusu Hacı Kasım Efendi, güzergaha Kayseri’nin de bağlanması ile ilgili bir konuşma yapar. Vali Muammer Bey öncülüğünde, Sultan’dan, Dahiliye Nazırı’na kadar tüm, idari ve mülki erkana, 250 bin Kayserili adına, Ereğli şimendiferinin Kayseri’den geçmesinin gerekliliği ile ilgili telgraflar çekilir. Aynı zamanda kamuoyu desteğini sağlamak için, İstanbul basını devreye sokularak, kulis çalışmaları yürütülür. Şimendifer, ulaşır Hicaz’a ulaşmasına ama, savaş ve karışıklık yıllarının da gelmesiyle, Kayseri’yi güzergaha bağlama çalışmaları sonuç vermez. Bu talepler, Cumhuriyet Döneminde de devam eder ve nihayet 1927 yılında, on yedi yıllık beklenti gerçekleşir ve Kayserililer, büyük kalabalıklar halinde kara trenin Kayseri’ye gelişini sevinçle kutlarlar.
İLK UÇAK : Ülkemizde ilk uçak fabrikası, çoğunluğu Türk sermayeli olmak üzere Türk-Alman ortaklığı şeklinde kurulan ‘´´Tayyare, Otomobil ve Motor Türk Anonim Şirketi´´ (TOMTAŞ) adıyla 6 Ekim 1926´da Kayseri’de törenle açıldı. Almanya´dan gelen beş mühendis, 120 Alman ve 240 Türk işçiyle çalışmalarına başlayan fabrikada, ne yazık ki Alman ortakla çıkan anlaşmazlık sonucu, ortaklığa 1928 yılında son verilmiş ve 1930 yılında Tayyare Cemiyeti, şirketi hesabına tasfiye edilerek, fabrika Milli Müdafaa Vekaleti´ne devredilmiş ve yıl sonuna doğru tekrar uçakların bakım ve onarımına başlanmıştır. Mevcut tesisler 1932 yılında “Tayyare Fabrikası” adını almıştır. 1932 yılında Milli Müdafaa Vekaleti ile Amerikan firması arasında yapılan anlaşma sonucu, yeniden üretime başlayarak, Kayseri mamülü ilk uçak 1933 yılında Kayseri semalarında uçmaya başlamış ve yaklaşık 10 yıl içerisinde 5 farklı tipte toplam 134 uçak üretilmiştir. 2. Dünya Savaşı öncesindeki ticari ortaklık, savaş sonrasında Amerika’nın hibe yardımlarına dönüşüp, üretim maliyetinin çok altında ülkemiz Amerika’dan uçak tedarikine başlayınca, üretime son verilen fabrika 1950 yılından itibaren ‘Hava İkmal Bakım Merkezi’ adı ile ‘tamirhaneye’ dönüştürüldü.
İLK TRAMVAY : Ulaşımda tramvaya geçiş sevdamız ilk, Mart 1994 yerel seçim arifesinde, Niyazi Bahçecioğlu’nun stadyum yanına birkaç tır demir ray yıktırıp, yoldan bir bölüm kazarak, sözde şantiye alanına ‘Yarım Bırakmayın’ bez pankartlı vasiyeti ile başladı. Kendisi seçilemese de daha sonraki başkanlar bu emanete sıkı sıkıya bağlanıp devam ettirdiklerini, üç başkan ve arkalarında tramvay resmi ile ‘raylı sistem Kayseri’de’ billboard ilanıyla kamuoyuna duyurdular. Sonrasında, gel zaman – git zaman, nufüs fizibilite çalışmaları ile güzergah belirlenmesi, yerin altından mı gitsin, havadan mı, araştırmalarıyla beraber, ortadan yani yer üstünden, yolun tam ortasından hem de ortanın ortasından gitmesine karar verildi. Birçok kez yapılan raylı sistem ihaleleri, güzergah ve kavşak çalışmaları, alt geçit - üst geçit yapımı, Sivas Caddesi, Meydan düzenlenmesi derken, 2005 yılında başlayan çalışma nihayet sona yaklaştı. Deneme sürüşleri yapılmaya devam ediyor. Nerdeyse, raylar üzerindeki trenler nihai start bekliyor. Yüzyılı aşkın süredir, bu tramvaylar, enerjisini tepesinden çift bağlantılı geçen tellerden alıyor. İstanbul görmüş eski büyüklerin anlatırken, ismini getiremeyip ‘buynuzlu’ diye tabir ettikleri cinsten.
Ankara’nın demiryolundan, Kara trenin gelmesi gecikse de, tramvayın gelişi o kadar gecikmedi. Ama bu araç elektrikle çalıştığı için, ne uçak, ne tren ne de otomobil gibi ses çıkarıyor gelirken. Biraz çaktırmadan, yılan gibi sinsi, sessiz ve derinden geliyor. Allah muhafaza, yayalarla ve otomobillerle aynı yol güzergahını kullandığı yerlerde, bu araçlara çok dikkat etmek gerekiyor.