ALKIŞ
*Muhteşem bir gece düzenleyen ülkü ocaklarına,
DUYDUNUZ MU?
*Abdüllatif Şener’in bugün kuracağı partiye start vereceğini,
*Daha parti kurulmadan iki ismin ayrıldığını ve Şener’e kötü sürpriz olduğunu,
*Demokrat Parti’nin başına Cindoruk’un geçmesiyle partinin İstanbul teşkilatlarının topluca istifa ettiklerini,
*Taraf gazetesinin parasızlıktan dolayı kapanacağı haberlerinin duyulmaya başlandığını,
*Suriye Sınırındaki mayınların temizlenmesi olayının yıllardır büyük tartışmaları da beraberinde getirdiğini,
*7 Haziran’da Kayseri’ye Başbakan Erdoğan’ın geleceğini,
*Saylan’ın öldükten sonra sırma saçlı olarak gösterilmeye devam ettiğini,
*32. Günde Vakit Gazetesi Yazarı Arseven’e Cumhuriyet gazetesi yazarlarının çirkin saldırılarda bulunduklarını,
*Üniversite sınavına hazırlıkta son dönemece gelindiğini,
*Kayseri’de kene tehlikesinin arttığını,
*Sanayi odası Başkanı Boydak’ın çıkışlarına devam ettiğini,
*Marketlerin ve alışveriş merkezlerinin krize çözüm olarak indirim kampanyaları başlattıklarını,
*Ergenekon savcılarının sonunda tepelerinin attığını ve sert bir bildiri yayınladıklarını,
CİNDORUK VE ABDÜLLATİF ŞENER
Ergenekon savunucusu olmakla öne çıkan hatta zaman zaman daha da iler giderek darbeleri savunan Hüsamettin Cindoruk’un Demokrat Parti’nin başına geçmesi parti teşkilatlarını şoka uğrattı. Hemen her gün istifalar yaşanıyor. Partinin İstanbul teşkilatı tamamen çöktü. Nasıl çökmesin. Tam 60 ihtilalinin yıldönümünde, 27 mayıs öncesinde zamanın Demokrat Parti Genel Başkanı Adnan Menderes’in darbeciler tarafından idam edildiğinin yıldönümünde darbe çığırtkanı birisinin Menderes’in partisinin başına geçmesi gerçekten içler acısı bir durum. Kaderin cilvesi diye buna denir işte. Darbenin en büyük mağduru bir partinin başına en hızlı darbeci geçerse ne olur? İstifalar zincirleme sürüp gider. Sanıyorum Cindoruk da geldiğine geleceğine pişman olur. Artık kendi döneminin gerilerde kaldığını, Türk insanının uyandığını, bilinçlendiğini görerek yeniden evine dönmeyi düşünür. Demirel bir taraftan Cindoruk bir taraftan sözde Ergenekoncuların oylarını alabilmek için geçmişlerini inkar ediyorlar.
Şener’e gelince. Onunki de apayrı bir sendrom. Kendisini bulunmaz hint kumaşı zanneden, kerameti kendinden makul sananlardan birisi de Şener. Doğan medyasının iki pışpışına, Ergenekoncuların iki sırt sıvamasına aldanıp yetiştiği siyasi partiye karşı saldırıya başlıyor. Ancak onun da dönüp dolaşıp geleceği nokta aynen Cindoruk’un durumu. Bugün partisini açıklayacak. Kendisi partisinin alacağı oyu açıklıyor ama zannediyorum yine kendisi de inanmıyordur. Bu millet uzun süre bir lideri takibeder, samimiyetine inanır, ona güvenir ondan sonra oy vermeye başlar. Sadece adı şu adı bu diye oy vermez. Hâsılı iki sene sonra seçim var ve hem Cindoruk hem de Şener durumu göreceklerdir.
KENE TEHLİKESİ
Geçen yıllarda birçok vilayette kene tehlikesi yaşanırken Kayseri’de pek nadir göründü. Ama bu yıl erkenden tehlike başladı. Kayseri Tokat ve Yozgat neredeyse Pilot bölge ilan edilmiş durumda. Yağmurların aşırı yağması bu öldürücü tarımsal kenenin hızla üremesini de beraberinde getirdi. Sağlık Müdürlüğü ve devletimizin diğer kurumları bu konuda çok daha dikkatli ve titiz olacaklardır umarız. Ancak hastanelerdeki yığılmaların devam etmesi bu iş için ayrı bir ekibin oluşturulmasını da engelliyor sanıyorum.
FAKÜLTE FELÇ OLMUŞ DURUMDA
Hem özel hastanelerin hem de devlet hastanesinin ciddi durumdaki hastaları Fakülteye sevk ediyor olması Tıp Fakültesinin tıklım tıklım dolmasına, hastaların sağlıklı tedavilerinin yapılmasında engel olmaya başladı. Öyle ki bazı tahliller için randevular aylar sonrasına atılırken zaman zaman da randevu verilebilmesi için ayrı bir randevu günü verilmeye başlandı. Yani şöyle. Diyelim ki çok önemli bir tetkik mi yapılacak. 3 ay sonra gel ondan sonra randevu verelim denilebiliyor. Randevu almak için 3 ay sonrasına randevu. Çık hadi bu işin içinden bakalım. Özel hastaneler ciddi hastalıklarda hiçbir şey yapmıyor. Bakıyor hastanın durumu kötü Fakülteye sevk ediyor. Sanki gitsin orada ölsün benim hastanemde ölmesin der gibi. Haliyle Fakülte’de kimilerine göre ölüm hastanesine dönüşüyor. Çünkü hayatını kaybedenler hep Fakültede kaybediyor. Fakülte insanları öldürmüyor, yaşaması zor görünen hastalar buraya gönderildiği için sonuç bu çıkıyor. Kayseri için Fakülte çok ama çok küçük geliyor. Sadece Kayseri’ye hitabetmiyor. Çevre illerde Fakülte olmadığı için 7 ile birden hitabediyor.
ARSEVENE ÇİRKİN SALDIRI
Vakit Gazetesi Ankara Temsilcisi Serdar Arseven’e geçtiğimiz gün 32. Gün programında çirkin saldırılar yapıldı. Saldırıyı yapanlar aslında oturulup da konuşulacak isimler bile değiller. Biri Mehmet Faraç adında Cumhuriyet yazarı, diğeri de Ümit Zileli adındaki Cumhuriyet yazarı. Her ikisi de tetikçilikle ün yapmış. Geçen aylarda Faraç aynı çirkinliği Şamil Tayyar’a yapmış ancak Tayyar ona ağzının payını vermişti. Bu kez iki kişi olduklarından öyle çirkinlikler yaptılar ki temiz ve dürüst gazeteci olarak bildiğim arkadaşımız Serdar Arseven’e söylemediklerini bırakmadılar. Hatta ayağa kalkıp boğazına sıralmaya kalkıştılar. Verilen arada koca koca bardakları Arseven’e fırlatmışlar. Artık tüm çirkinlikleri ortaya çıktı. Sanıyorum televizyon programı yapanlar onların bu şirretliğini göz önünde bulundurup bir daha hiçbir programda bunlara yer vermeyeceklerdir. Çünkü bunlar gazeteci değil ki bir acaip bir şeyler. Hani fanatik taraftarlar oluyor ya bunlar fanatiğin de fanatiği enteresan vakalar. Bunların nesli tükendi. Bunların son demleri. O yüzden Arseven kardeşimizin üzülmesine gerek yok Allah var kendisi de iyi mücadele verdi. Her ikisinin bağlık ve naralarına gerekli şekilde cevabını verdi.
TARİHİ KURCALAMANIN NE FAYDASI VAR
Genellikle eskiden bu işi Murat Bardakçı yapardı. Bir şey ortaya atar sonunda ona kendisi de inanırdı. Şu şu tarihte değil aslında bu tarihte. Yok efendim şu şöyle yapmamıştı aslında böyle yapmıştı. Büyük tartışmalar falan filan. Şimdilerde bu işi genç tarihçiler veya tarihe meraklı kişiler yapmaya başladı. Efendim Atatürk 19 Mayısta Samsuna çıkmadı, ya ne zaman çıktı 23 Haziran’da çıktı. Yok efendim Cumhuriyet Bayramı 29 ekim olmamalı ya ne zaman olmalı aslında Cumhuriyet 18 Kasım’da ilan edildi. Şimdilerde bir tarihçi de çıkmış Osmanlı 1299’da kurulmadı, 1302 yılında kuruldu. Sögüt’te değil de Yalova’da kuruldu diye iddia ediyormuş. Kardeşim şimdi bu tür şeyler sadece iddia sahibini meşhur etmek ve gündeme çıkarmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Tarihi kurcalamak kimin işine yarayacak. Zaten bazı şeyler semboliktir. Atatürk’ün Samsun’a çıkışı 19 olmaz da 21 olur ama zamanında 19 mayıs sembol olarak konulmuş. Tıpkı 29 Ekimde olduğu gibi tıpkı 1299 olduğu gibi. Ne olacak sana ne ben ne zaman istersem o zaman kutlarım ya da kutlamam. Şimdi bir tarihçi dedi diye Osmanlı’nın kuruluş yılını ansiklopedilerden mi değiştirelim. Kaldı ki 1299 olsa ne olur 1302 olsa ne olur. Sadece bu tarihçinin adı çokbilmiş olarak öne çıkar. Rant kazanır. Tarihi semboller üzerine tartışmak boşadır ama tarihteki olayların keyfiyeti ile ilgili tartışmalar yapılmalıdır. Atatürk 19 Mayısta değil de 19 Haziran’da çıkmışsa ne değişir ki ama bence tartışılması gereken deniliyor ki şimdi Atatürk’ün kılık kıyafet devrimi vardı falan filan. Atatürk başörtüsüne asla karşı değildi. İşte bunu tartışmak lazım.
MIŞ
*Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili suikast iddiaları güçleniyormuş. Zaten daha ilk gün hem milletimiz hem de biz bunun bir suikast olduğuna inanmıştık ve de öyle yazmıştık.
DAMLA
Eşeği mektep müdürü yapan dershanelerin ahıra döndüğünden şikâyet etmemelidir.