Bir Cumhuriyet yazarının darbe çağırma seansı içeren yazısı üzerine hatırladım ve halkımızın darbecilerle ilgili düşünce ve duruşunu yansıtan anekdotu hatırladım. Okuyalım ve düşünelim. İşini postala hallettirmeye alışmış zeka seviyesi olarak birey katına çıkamamışların beynindeki düşünce bölmesinin iptal olduğuna bakmayın benim halkım-Biraz Demirel’lik oluyor ama-- ince ayarla dersini hiç unutulmayacak sağlamlıkta vermesini bilir.
Fıkra bu ya. 12 Eylül´ün kudretli ismi Kenan Evren ve Konsey üyeleri, Bodrum´a gider. Herkes birbirine "Paşa"yı sorar. Paşa´nın Zeki Müren olduğunu öğrenen Evren, gerçeği ondan öğrenmek ister.
“Kenan Evren ve Konsey üyeleri, 1980 ihtilalinden sonra çıktıkları yurt gezilerin birinde yolları Bodrum´a düşer.
Kenan Evren ve beraberindekilerle birlikte bir kafeye girer. Hal satır sorarken, garson şefine
- PAŞA gelecek mi? diye sorar.
Şef garson da;
- PAŞA saat 2´de eczaneye gidecekmiş, belki daha sonra bize gelir der.
Kenan Evren etrafına şöyle bir bakınır, "Bizden eksik kimse var mı?" diye, herkes orada, bir anlam veremez.
Topluca kafeden ayrılıp esnaf ziyaretine giderler. Kasap, manav derken, "Berber de bir çay içelim" denir. Bu sırada, berber, askıcıya;
- PAŞAYI gördün mü? diye sorar. Askıcı;
- Saat 2´den önce gelemez hatta 3´ü bile bulur diye cevap verir.
Kenan Evren iyice şaşkın bir halde berbere;
- Kim bu paşa diye sorar. Bizden başka paşa kim olabilir.
Berber 12 Eylül generallerine ıkına sıkına;
- Efendim paşa ZEKİ MÜREN karşılığını verir.
Kenan Evren hemen yaverlerine dönüp,
- Bu akşam bir yemek düzenleyin, Zeki Beyi de benim yanıma oturtun. Bu PAŞA hikayesi neymiş bir öğrenelim der.
Akşam olmadan gazinolardan birinde hemen hazırlıklara başlanır, Zekin Müren´e haber salınır. Akşam saat 9´da bütün zevata orada olmaları emri verilir. Bir telaş almış başını gitmiş ki sormayın.
12 Eylül ün kudretli generallerine karşı hata yapmamak için bütün hazırlıklar tekrar gözden geçirilir ve nihayet saat akşam 9 olur. Bütün misafirler yavaş yavaş gelirler. 12 Eylül´ün paşaları da gelir. En sonunda da Zeki Müren gözükür. Hemen Kenan Evren´in yanına oturturlar. Hal hatır sormalardan sonra içkiler içilmeye başlanır, birinci derken ikinci kadehler boşalmış gece çakır keyf ilerleme devam ederler.
Bir ara masadan bazı misafirler Zeki Müren den bir parça isterler. Zeki Müren eşsiz sesiyle istenilen şarkıları okur. Masadakiler mest bir halde kadehler tekrar doldurulur. Gecenin ilerleyen saatlerinde bir ara Kenan Evren Zeki Müren´in kulağına eğilip;
- Zeki Bey sizden bir ricam var beni kırmazsınız umarım der.
- Estağfurullaf efendim.
- Zeki Bey bugün Bodrum´da nereye gittiysem sizden hep Paşa diye söz ettiler. Bunun nedenini söyleyebilir misiniz?
- Efendim isterseniz akşamın güzel gidenin havasını bozmayalım bu konu aramızda kalsın.
Evren ısrar eder;
- Zeki bey ısrar ediyorum. Lütfen beni kırmayınız.
- Peki sayın Evren, Bu millet 12 EYLÜL ihtilalinde ve sonrasında yaptıklarınız için size ve konseye çok kızdılar. Bunu da açık bir dille anlatamadılar. Bu nedenle size öyle diyemediler bana PAŞA dediler...”
İşte halk feraseti diye buna derim. Babil kulesinden yazı yazanların azıcık insan olmaları insanlarla haşir neşir olup ne düşündüklerini, ne yiyip ne içtiklerini, çektikleri yaşamsal sıkıntıları duyumsaması lazım diye düşünülür ama düşünce lobu iptal olmuş köşecilere bunu anlatmaya çalışmak Papa Jan Paul’u korumaktan zor.