Yıllar evvel, toplantılarına katıldığım ve kendilerine ilmihal-akaid kitapları okuduğum sufi grubundan dinlemiştim. Evliya sözüydü:”Sofrada eline, misfirlikte gözüne sahip ol. Sana yapılan kötülüğü ve yaptığın iyiliği hemen unut vs. “Şeklinde devam edip giden tatlı ve güzel bir sohbetti.
O nahiyede görev yaptığım sürece yakın ve muhabbetli din kardeşliği ilişkisinde bulunduğum bu muhterem insanlar zikir, şükür ve fikir olarak tarif edilen manevi ekölün samimi yolcuları idi ben çay içmek için gittiğim oturmalarında ilmen hayli yetersiz, bir kısmının ise tamamen cahil davranışlar içerisinde bulunduklarını müşahede edince durumdan vazife çıkardım ve eğer her toplantıda yarım saat kitap okumamı uygun görürseniz, müsaade buyurursanız toplantılarınıza katılırım diyince hay hay hocam dediler ve yıllarca devam edecek olan yararlı feyizli bir cemaat, kardeşlik ve muhabbetli iletişimimiz oldu. Hem benim mesleğimi geliştirmem konuları tekrar etmem hem de camaatimle diyalog açısından.
İlk zamanlar da kitap okununca feyiz alamıyoruz, biz tesbihimizi biliriz diyen ve hatta toplantıları terk edenler de oldu. Amma geçen sürede yaptıklarının yanlış olduğunu anladılar. İlimsiz ne ticaret ne sanat nede ibadet olamayacağını Kur’an’ı Kerimin ayeti kerimelerinden ve sevgili Peygamberimiz SAV’in “Dünyayı isteyen ilme sarılsın. ahreti isteyen ilme sarılsın. Her ikisini de isteyen ilme sarılsın”hadisi şerifini ısrarla vurgulamamız sayesinde toplantıları terk edenlerde ricat ettiler ve güzel bir sivil oluşum meydana geldi. Hicbir şey sünnet ve Kur’an dışı olmayan seyrü sulük yıllarca devam etti.
Fikri isimli bir arkadaş, ki o tasavvufun ilmini yutmuş denen seviyede ihlaslı bir kadeşimizdi ben oradan tayin edildiğim akşamki toplantıda;”Hocam Kayseri’de en cahil, dini konuda bilgisi az olan grup bizdik. Sayenizde ilmihal ve İslam Akaidini en iyi bilen grub olduk”diyerek teşekkür etti.
İmam Hatip ve ilahiyat okumuş kurmay tabir edilen gerçekten disiplinli eğitim almış kardeşlerimizin kendi guşe i uzletlerini terk edip biraz risk almaları ve böyle gruplarla iletişimde almaları yer altından fitne türeten ehli sünnet dışı fraksiyonlara karşı ve Hrıstıyani misyonerlere karşı çok yararlı olacağı kanaatini taşıyorum tecrübemle. Tabii ilahiyatçılarımızın biraz konforu kaçacak ama ecri ilahi için mecburuz. Unutmayla ilgili o anekdotu Dr. Hamdi Kalyon’cu Bey yanında Prof.Dr.Nihat Bengisu ve Dr. Sefa Saygılı ile verdikleri konferansta değinince not almıştım. 6-7 ay gecikmeyle de olsa konuyu arz etmekte fayda gördüm. Ortalığı kasıp kavuran akrabalık ve insani ilişkileri yok eden kine karşı.
DR. HAMDİ KALYONCU: MUTLULUK İÇİN BAZI ŞEYLERİ UNUTMAK İYİDİR.
Unutmak her zaman kötü değildir. Gerektiğinde “unutma”, ruhsal denge için şart görünür.
Hayatımızın bazı dönemlerinde, yaşadığımız bazı olaylar, bir türlü kabullenemediklerimiz ve bizi sürekli rahatsız eden deneyimleri unutmak, elimizde olmadan gerçekleşir.
Mutlu bir evlilik isteniyorsa, hatırlandığında ya da hatırlatıldığında hoş olmayan duygu ve tepkilere neden olacak şeylerin gündeme getirilmemesi gerekir.
Bu bağlamda unutulması gereken bazı şeyleri, aynen Lokman Hekim’in dediği gibi, şöylece sıralayalım;
A) SANA YAPILAN KÖTÜLÜĞÜ HEMEN UNUT, AFFET. ALLAH CC’DA SENİ AFFETSİN
İnsanlar, kendilerine yapıldığını düşündükleri kötülükler karşısında öfkelenir, kızar ve hissettikleri negatif duygularını dışa vururlar. Ancak, kim, içinde hangi tür duygular hissediyorsa, o yönde bir ruh hali yaşar. İçimizi dolduran sıcak duygular mutluluk getirirken, olumsuz duygular da, önce o duyguları içinde yaşatanı mutsuz eder.
Duygular, dışarıdan içimize şırınga edilemez. Bunlar bizim içimizde oluşur. Bu sebeple gönlümüzde daha çok hangi duygulara yer veriyorsak, o duyguların gölgesinde yaşayacağız demektir.
Sevgi, merhamet, bağışlama, yardımlaşma, paylaşma duyguları ile birlikte mutlu olunacakken, içimizi yakıp kavuran kin, nefret, haset, kıskançlık gibi duygulara kendimizi kaptırmak, mutsuzluğu davet etmektir.
Başkaları hakkında, elimizden geldiği kadar olumlu duygularımızı abartmalı, kabartmalı. Olumsuz duyguları ise, öncelikle kendimizi perişan edeceği için azaltmaya çalışmalıyız.
Bunun için de, iki yoldan biri unutmak, diğeri bağışlamaktır.
Sadece “bağışlama” ve “unutma” ile kendimizi olumsuz duyguların kıskacından kurtarmayı başarabiliriz.
Unutma ve bağışlama ile gelişecek ılımlı tavırlarımız, onlar için değil, kendinizi kurtarmak için gerekli.
Aksi halde, her kim olursa olsunlar, insanlara karşı içimizde yer edecek olumsuz duyguların ilk zararı bize gelir.
Lokman Hekim’in dediği gibi; “size yapıldığını düşündüğünüz kötülükleri hemen unutun!”
İşte bu, bizi mutluluğa götürecek en emin yoldur!
B) BAŞKALARINA YAPTIĞIN İYİLİĞİ DE HEMEN UNUT. KORKMA YARATAN UNUTMAZ
İnsanları öfkelendiren ve negatif duyguları kabartan önemli bir husus da, insanların birine yaptıkları iyilik karşılığında iyilik görme arzularıdır.
Çoğu kimse, eğer bir iyilik yapmış ise, en azından bunun bilinmesini ve kendisine minnet duyulmasını arzu ediyor. Beklediği müteşekkir tavırları göremeyişinin yanında, bir de ters tavırlarla karşılaşılması ise pişmanlık ve öfke uyandırıyor.
Pişmanlığın arkasından gelen öfke, kızgınlık, nefret ve hınç, sonuçta kişinin kendisini mutsuz etmeye başlar.
Birinin bize kötülük yapması elimizde değil, ama, bizim birine iyilik yapıp yapmamak elimizdedir. Ama, iyiliklerin karşılık bulmaması ya da ters davranışlar görme olasılığı iyilik yapmaya mani olmamalı.
Bu sebeple, unutmayı sağlamak için, iyilik yaptığımız kişinin ters bir davranışta bulunmasını beklemeye gerek yok!
Öncelikle iyiliği yapmanın amacını iyi belirlemek gerek. “İyilik” yapmak “vermek”tir, yani fedakarlıktır. Böyle bir davranış, yüce bir amaç için olmalıdır.
“İyiliği”, iyilik yaptığınız kişi için değil de, en yüce amaç olan “Yaratıcının hoşnutluğu” için yapmanız halinde, karşılık insanlardan değil, Yaratandan beklenir.
İnsanlar unutabilir, insanlar nankör olabilir. Ama Yaratıcı.! O asla unutmaz! Kendisinden beklenen karşılığı da kat kat verir.
Bunun için iyilik yaptıktan sonra, zaman kaybetmeden, hemen unutmak en iyisidir.
Yine Lokman Hekim’in dediği gibi; “yaptığınız iyilikleri hemen unutun!”