EŞYALARI KULLAN, İNSANLARI SEV. KİŞİLİK HEDİYE DEĞİL, HAKTIR” Leo Buscaglia
Rahmetli Salman günlerdir ateşlerde yanıyor, ağır hasta ve kızaktan başka vesait işlemiyor. Uzunyayla’nın Karakuyu Köyünden-çocukluğumun geçtiği köyü yazınca burnumun dibi birden sızladı, yıllardır gidemiyoruz—o tarihte Sivas iline bağlı. Evin çobanı işleri bitip hastanın yanına girmiş ve karların dam boyu yağdığı kış gününde,Salman ağa karpuz yermisin, demiş.
Günlerdir Azrail A.S. ile cedelleşen zavallı Salman amca birden bire doğrulmuş ve ver oğlum demiş. Neye uğradığını şaşıran zavallı çoban mahcub bir edayla;” yani amca olsa” diyorum demiş. Sinirlenen ağaları çabuk vilayete git bul ve getir diye ata/kızağa bindirip yola çıkarmışlar ama Salman amca o dönmeden rahmetli olmuş, Allah CC rahmet eylesin. O gün bu gündür o tür olaylarda Jenak Salman’ın karpuzu gibi olmasın sözü Çerkez havalisinde oturaklı bir mesel olarak kullanılır. Bu olay gerçektir ve biz doğmadan olmuştur. Bu arada yazarlığın avantajlarından birisinin de kendi köyünle ilgili yazabilmek olduğunu bilmeyerek keşfetmiş oldum.
Şimdi de naturalist/ hikayemiz; “Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır. Kısa zamanda arkadaş olurlar. Önceleri güzel bir arkadaşlık olur birliktelikleri. Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sığmaz artık anlar ki suya aşık olmuştur. İlk kez aşık olan çiçek mutluluktan etrafa mis kokular saçar.
Çiçek kara sevda olmuştur!. Senin için ey su!!!! diyerek dereleri dağları rayihaya boğar. Bu durum hoşuna giden su da azar azar iştaha gelmeye başlar. İçinde çiçeğe karşı bir şeyler hareket etmeye başlamıştır. Zanneder ki, çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur. Günler aylar birbirini kovalar. Ama suda bir hareket yakın alaka im’i görülmez. Ve, çiçek acaba”Su beni sevmiyor mu?”yalan mıydı aşkı, düşüncesiyle pesimist duygulara kapılır.Zira kendisiyle ilgilenmemektedir. Çiçek bu tür ilgisizliğe alışkın değildi.
Çiçek suya “Seni seviyorum”der. Su, “Ben de seni seviyorum”der. Aradan zaman geçer çiçek yine seni seviyorum der. Su da ona”Söyledim ya ben de seni seviyorum.”diye çıkışır. Nihayet gün gelir çiçek yatağa düşer. Sağlığını kaybederek hastalanmıştır. Rengi solup, çehresi sararmıştır , belli ki ölecektir. Ve son kez zorlukla başını döndürerek suya der ki;”Seni ben gerçekten seviyorum.”
Çok hüzünlenir su bu acıklı durum karşısında bir doktor çağırır. Doktor gelir muayene eder çiçeği. Sonra şöyle der doktor:”Hastanın durumu ümitsiz artık elimizden bir şey gelmez.” Su merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir bakar suya ve der ki: “Çiçeğin bir hastalığı yok dostum… Bu çiçek sadece “susuz kalmış”, ölümü onun için”der.
Ve anlamıştır artık su efendi, sevgiliye sadece “Seni seviyorum”demek kifayet etmemektedir. Selman amcanın karpuz faciasıyla, çiçeğin suya karşı duyduğu aşk ve suyun aptallığından neşet eden mevti günümüz siyasetine uyarlandığında adeta siyasetin naturel yüzüne tetabuk edecek durumdadır diye düşündüm.
Demokrasi, yeni anayasa din vicdan hakları, insan hakları diyerek milletin 7 yılını heba eden, her tehlikeyi göze alarak kendilerine destek veren aziz milleti şimdiye kadar uyutan ve sadece darbecileri hesaba katarak memleketi “Gurabba hane-i Laklakan”a çevirenler bilsin artık millet artık hiçbir boş lafa ve kuru kabadıya pirim vermeyecektir. Artık ruh can çekişiyor efendim…Bu kadar tahammül fazla bile…. Bedel ödemeden, gereken yapılmadan demokrasi ve insan hakları olmuyor. Korku ecele çare değil.