Şimdi söze ‘dört’ olay hatırlatacağım ve bu dört olayda da muhafazakâr çizgideki siyasal hareketin nasıl kendi kendine zarar verdiğini örnekleyeceğim.
28 Şubat öncesi iktidara RP-DYP gelmişti. Adalet Bakanı RP’li Şevket Kazan idi. Refah Partili Adalet bakanı’nın döneminde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına Vural Savaş getirilmişti. Aslında iktidardaki siyasal çizgi bunun kendi sonunu hazırladığından ne yazık ki habersizdi. İşte O Vural Savaş döndü dolaştı ve iktidardaki Refah Partisinin kapatılması için dava açtı. Ve nihayetinde Refah Partisi hazin bir şekilde kapatıldı. Başbakan Erbakan ve birçok kişi yasaklı duruma düştü.
İkinci bir hatırlamamız gereken hadise Akman Akyürek Hadisesidir. Zamanın Susurluk Komisyon Başkanı Nevşehir milletvekili Elkatmış Akyürek’i hararetle savunuyor ve bu siyasal çizginin içine yerleştirmek istiyordu ve başarmıştı da. Oysa Akyürek’in derin ilişkileri ve şaibeli bir kazada vefat etmesi durumun vahametini ortaya çıkardı. Akman Akyürek’i içlerine sızdırmak için uğraş veren yine kendilerinden birisiydi.
Üçüncü olarak biraz trajik bir örnek var ortada. Turhan Çömez. Turhan Çömez Başbakan’ın uzun yıllar doktorluğunu özel kalem müdürlüğünü yapmış en yakınındaki isimdi. Kim bilirdi ki onun Ergenekon şüphelilerinin en önemlilerinden biri olacağı ve hatta hakkında yakalama emri olduğu halde yurtdışına kaçmış ve dönmek istemeyen bir kaçak olacağı. Derin sistem yok etmek istediği çizgi ve iktidarın en yakınına sokulmuş ve işin acı tarafı ise son derece referansları güçlü bir şekilde Çömez en yakına sokulmuştu.
Dördüncü ve en son örnek ise Ali Suat Ertosun olayı. Bu isim bir zamanlar Ceza ve Tevkif işleri Genel Müdürlüğü yaptığı sıralarda başta zamanın Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in takdirlerine övgülerine neden olmuş, hatta yine zamanın Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in Müsteşarı döneminde kendisine üstün hizmet ödülü verilmiş, bununla kalınmamış Cumhurbaşkanına öneride bulunulmuş ki HSYK’ya bu başarılı hizmet adamını ata diye. Cumhurbaşkanımız Gül de Ertosun’u HSYK üyeliğine atamış. Ama gelin görün ki Ertosun Ergenekon Savcılarının değiştirilmesi ve hatta Cumhurbaşkanı Gül’e yargılama yolunu açmak isteyen Sincan Ağır Ceza Hakimini özel yetkili hakim olarak atatmak için direnmiş, direnmiş, direnmiştir.
Bu olayları bir kez daha göz önünde bulundurduğumuz zaman adam seçmekteki yeteneksizliğimiz ve gafletimizin ne denli büyük olduğu ortaya çıkıyor. Derin ilişkileri bulunan kişileri “bize faydası dokunur, derin bağları var” diyerek içeriye almanın ileride ne büyük zararlar açabileceğini ortaya koyan örnekler bunlar.
Bu hadiselerin belli bir çizgideki hareketin gözünü açacağına, onlara bir ders olacağına inanmıyorum. Onlar yine kendilerinden olmayan ama faydası dokunur zannettikleri farklı çizgilerden insanları yanlarında barındırmaya, en yakınlarına, sağ kollarına almaları devam edecek, yine onlara güvenmeye devam edecekler, bu gri diyebileceğimiz kişilere yine güven duyacaklar, onlara sırlarını verecekler, zafiyet noktalarını onlara gösterecekler ve sonuçta da beşinci altıncı yedinci örnekleri biz sıralamaya devam edeceğiz. Hani derler ya bize ne gelirse bizden gelir diye… İşte onun gibi bir şey.